Ocak 23, 2023 Yazarı mermaridyy 20

S.S. Kalpler 4. Bölüm

Bölüm bu akşam geç yayılandı arkadaşlar. Umarım seversiniz. Keyifli okumalar.

****

Genç kadın kulağına dolan ağlama sesiyle gözlerini aralarken yerinde kıpırdanarak gözlerini aralamıştı. Yatağın yanında kıpırdanma hissedince başta irkilse de beşikten oğlunu yavaşça kucağına alan adamı görünce yutkunmadan edememişti. Her zaman takım elbise ile görmeye alıştığı genç adam üzerinde oldukça rahat spor eşofmanla görünce yutkunmadan edememişti. Erhan oğlunu omzuna yatırıp sırtını sıvazlamaya başlamıştı. Bebek adamın kollarında hemen sakinleşmişti.  Genç kadın izlediği manzaraya daha fazla kayıtsız kalamayarak boğazını temizledi.

“Uyandın mı?” Erhan genç kadına dönerken kucağında ki bebek yeniden rahatsızca kıpırdanmıştı.

“Acıkmış olmalı, karnı doyunca uyuyacaktır.” Çisem kollarını uzatarak adamdan oğlunu isterken Erhan bebeği genç kadına vererek kadının rahat emzirebilmesi için odadan ayrılmıştı. Erhan’ın düşünceli davranışı karşısınca gülümseyen genç kadın kendisine boncuk gözleriyle bakan oğluna dönmüştü.

“Acıktın mı sen oğlum? Anne şimdi doyuracak karnını,” dediğinde iki oda arasında ki kapı sessizce aralanmıştı. Küçük kız gözlerini ovalayarak odaya girerken Çisem hissettiği hareketlilikle bakışlarını kıza çevirdi.

“Narin, ne oldu?” Narin Çisem’i duymamış gibi yürüyerek kadının yatağına çıkıp genç kadının yanına uzanmıştı. Uyku sersemi gözleri anında kapanırken Çisem küçük kıza sevgiyle bakmıştı. Bebeğini emzirirken kollarında uyuya kalan Cihangir’i beşiğine yatırırken yatağında uyuyan küçük kıza dönmüştü. Narin çoktan uykuya dalmıştı. Odanın kapısının tıklatılmasıyla Çisem çocukların uyanmaması için hemen kapıyı açmıştı. Erhan odaya girerken yatakta gördüğü kızıyla gülümsemişti.

“Arada uykusunda uyanıp benim yanıma gelir, rahatsız olursan odasına götüreyim,” diyen Erhan sözlerini kızına bakarak söylemişti.

“Rahatsız olacak bir durum yok, bırak uyusun,” diye cevap veren genç kadın sessizce yatağına geçerek kızın üzerini örtmüştü. Erhan odada ki büyük kanepeye geçerken üzerini örtmeden uzanmıştı. Çisem genç adamın kolunu başının altına koyarak onlara dönmesiyle hemen bakışlarını kaçırmıştı.

“Allah rahatlık versin,” diyen genç kadın gözlerini kapatırken Erhan da ona aynı şekilde karşılık vermişti. Odada sadece başucunda ki gece lambasının zayıf ışığı vardı. Genç adam bir süre daha yatakta uyuyan minik ailesini izledikten sona yerinden kalkarak yavaşça yatağa doğru ilerlemişti. Sessizce kızının yanına uzanırken yatağın sarsılmamasına özen göstermişti. Küçük kızı babasının yanına yattığını hissetmiş gibi dönerek babasının göğsüne sığınmıştı. Erhan kızını kollarının arasına alırken bir yandan da Çisem’in yanı başında uyuyan genç kadına bakışlarını çevirmişti. Halalarını biraz olsun tanıyorsa sabahında odasında biteceklerdi.

Nitekim öyle de olmuştu. Genç adam sabah ezanının sesiyle kızını odasına götürerek yatağına yatırmış sonra da abdestini alarak namazını kıldıktan sonra karısının yanına yattığı sırada odasının kapısı çalınmıştı. Bakışları Çisem’e dönerken Çisem’in kapı tıklatmasını duymadığı için içten içe sevinmişti. Gözlerini kapatarak karısına biraz daha sokulurken Çisem mırıldanarak genç adama doğru dönül kolunu adamın üzerine atmış ve farkında olmadan kocasına yardımcı olmuştu. Odanın kapısının açılmasıyla genç adam hızla gözlerini kapatarak gelecek olan seslenmeyi bekledi.

“Erhan kalksana oğlum, ezan okundu!” diye çıkışan sesle birlikte hissettiği baston dürtmesiyle kaşlarını çatmıştı. Anlaşılan babaannesi halalarına bırakmadan onları kontrol etmeye bizzat kendisi gelmişti.

“Ya uyuyacağım ben…” diye çocukça söylenerek yeni uyanıyormuş gibi yaparken tek dileği Çisem’in uyanmamasıydı ancak karısı gözlerini açarak adamı gördüğünde yutkunmadan edememişti. Tam ağzını açacaktı ki yaşlı kadının sesini duyunca duraksamıştı.

“Oğlum kalksana, karının koynu tatlı geldi her hal,” dediğinde Çisem hızla yerinden kalkmıştı.

“Nedret Hanım burada ne yapıyorsunuz?” Çisem hemen üzerini düzeltirken kadının memnuniyetsiz ifadesini görünce Erhan’a dönmüştü.

“Ezan okundu, Erhan sabah namazına kolay kalkamaz.” Çisem ‘namaz’ sözünü duyunca kocasına dönmüştü. Onun namaz kıldığını dahi bilmiyordu. Başını iki yana sallarken başını dikerek yeni uyanmanın verdiği mahmurlukla kadına cevap vermişti.

“Öyle bile olsa yeni evli bir çiftin odasına bu şekilde girmenin uygun olacağını sanmıyorum. Bu yaşınıza kadar gelmişsiniz bunu öğrenemediniz mi? Ya bizi uygunsuz yakalasaydınız?” Çisem kaşlarını çatarken Erhan babaannesinin yüzünün aldığı şekle gülmemek için kendisini zor tutmuştu. Çisem beklediğinden daha da dişli çıkmıştı.

“Neden utanacağmışım? Kocanı ben büyüttüm, onu ben yıkadım temizledim,” diyen kadınla Erhan şaşırırken Çisem umursamaz bir şekilde kadını cevaplamıştı.

“Olabilir, eminim ergenlikten sonra siz yıkamamışsınızdır. Malum artık eskisi kadar küçük değil,” dediğinde Erhan şaşkınlıkla karısına bakarken sözlerinin çift yönlü odluğunu fark etmeyen kadına kahkaha atmama için kendisini kastıkça kasıyordu. Ancak babaannesinin alttan alacak tarafı yok gibiydi.

“Vış, edepsize bak hele, bağa neler deyi,” diyerek yaşlılığın el verdiği sürece hızla odanın kapısına doğru ilerlemişti. Çisem kadın kapıdan çıkmadan önce son kez arkasından seslenmişti.

“Bundan sonra kocamı namaza ben kaldırırım Nedret Hanım, siz zahmet etmeyin.” Yaşlı kadın kapıyı sertçe kapatırken Çisem kadının neye sinirlendiğini anlayamamıştı. Erhan daha fazla kendini tutamayarak kahkaha atarken Çisem kaşlarını çatarak kocasına baktı.

“Sen neye gülüyorsun o kadar?”

“Sen az önce ne yaptığının farkında mısın?” Çisem omzunu silkerek seslere uyanan oğlunu kucağına alıp yatağa oturmuştu. Bakışları hala yatakta uzanan adama kayarken onun neden yanında yattığını anlamaya çalışıyordu.

“Sen neden yataktasın?” Erhan kadının sorusuyla boğazını temizlemişti.

“Bir süre bu şekilde idare etmek zorunda kalabiliriz. Bizimkiler arada odamıza baskın yapacaktır. Seninle gerçekten evlenip evlenmediğimi merak edecekler…”

“Onlara nikah cüzdanını gösteririz.” Erhan başını sağa sola sallayarak kadını cevaplamıştı.

“Onları bir defterle inandıramayız. Birbirimize olan davranışlarımızla ikna edebiliriz ancak.” Çisem bebeğin huysuzlanmasıyla yerinden kalkarak köşede onun için hazırlanan alt değiştirme bölümüne oğlunu yatırmıştı. Bebeğin altını temizlerken bir yandan da Erhan’a kaçamak bakışlar atıyordu.

“Hala bana anlatmadığın şeyler olduğunu düşünüyorum. Beni neler bekliyor?” Erhan kadının sorusuyla derin bir nefes çekmişti.

“Yarın büyükler toplanacak, evlendiğimi duyunca pek mutlu olmadılar.”

“Sebep?” Çisem adama kısa bir bakış atıp yeniden oğluna dönmüştü. Küçük bebeğin pijamasını çekerken keyfi yerine gelen Ayaz’ı tutarak göğsüne yaslamıştı.

“Onlar için onaylanması güç bir gelinsin. Aşiret her zaman gelinlerini kendi içlerinden seçer.”

“Anlıyorum, bana alışmaları zor olacak yani.” Erhan kadının duru güzelliğine hayran olsa da Çisem’i tedirgin etmemek için üzerine yönelttiği bakışlarını fazla oyalanmadan çekiyordu.

“Sanmıyorum, seni biraz tanıyan biri sana hemen alışıyor. Bence kendin gibi ol, benim için yapabileceğin tek yardım bu olabilir. Ben ne kadar aile işiyle, aşiretin düzeniyle ilgilenmeye çalışsam da asıl olan sende bitecek Çisem. Bu yüzden lütfen kendinden ödün vermeden onlara yol gösterici ol.” Çisem anlamaz bakışlarını genç adama çevirirken Erhan’ın neden böyle konuştuğunu anlayamamıştı.

“Seni anlayamıyorum Erhan, inan bana neden bahsettiğini hiç anlamadım.”

“Anlaşılmayacak bir şey yok. Zamanla ne demek istediğimi anlayacağına eminim. Sadece şunu bil yeter, ne kadar gücün biz erkeklerde olduğunu düşünseler de asıl itici güç siz kadınların elinde.”

“Neyse bu konuyu sabah konuşuruz. Benim uykum var. Sen hazır kalktın namazını kıl öyle yat.” Erhan kadının oğluyla birlikte yatağa uzanmasıyla duraksamıştı.

“Babaannem gelmeden önce kılmıştım.” Genç kadın bakışlarını kaçırarak oğluna bakarken aklına gelen şeyle yerinde doğrulmuştu.

“Narin nerede?”

“Yatağına yatırdım,” diyen adama kaşlarını çatarak bakan genç kadın onaylamaz bir şekilde söylenmişti.

“Bir daha yanıma geldiğinde onu yerinden kaldırma. Bizim aramıza girmeni istemiyorum Erhan,” diyen kadınla genç adam daha ne kadar şaşırabileceğini düşünmeye başlamıştı.

“Tamam, girmem bir daha.” İkili sessizce yatarken Çisem ortalarında oğlu olsa bile onunla aynı yatakta yattığı için oldukça gergindi. Adam gözlerini kapatınca o da gözlerini kapatmıştı. Ayaz elini göğsüne yaslayınca kadının gözleri yeniden açıldı. Oğlu acıkmış olmalıydı. Oğlu huysuzlanmaya başladığında sessizce Ayaz ile birlikte odada çıkmıştı. Kadının odadan çıkmasıyla Erhan gözlerini aralayarak kolunu anlına yaslamıştı. İçi içine sığmıyordu. Çisem’in bir ara onu yataktan kaldıracağını bile düşünmüştü. Ama karısı yeniden onu yanıltmıştı.

***

“Ağam kahvaltıya çağırıyorlar.” Erhan kapı ardından gelen sesle gözlerini aralamıştı. Yanında uyuyan kadına döndüğünde Çisem’in de çalışan kadını duyduğunu anlamıştı. Genç kadın gözlerini aralayarak yataktan kalkan genç adama bakmıştı.

“Bence dış kapıyı kilitleyip yatalım. Önüne gelen odaya giriyor.” Erhan kadını yerinde doğrulurken söylediği sözlere gülmeden edememişti. Genç kadın giyinme odasına geçerken kıyafetlerinin arasında daha önce hiç görmediği kıyafetlerin olduğunu görünce yeniden odaya geçti.

“Elbiseleri sen mi aldın?” Erhan karısının sorusuyla duraksamıştı.

“Hangi elbiseleri?” Erhan’ın cevabıyla yeni kıyafetlerden haberi olmadığını anlayan genç kadın bir şey söylemeden yeniden giyinme odasına geçmişti. Kıyafetlere elini gezdirirken genç kadın gülümsemeden edememişti. Her biri birbirinden güzeldi ve sade renkler olduğu kadar canlı renkli kıyafetlerde vardı. Erhan kadını merak ederek giyinme odasına müsaade isteyerek girerken genç kadının bölümüne tek kaşını kaldırarak bakmıştı.

“Bizimkiler hazırlamış olmalı. Biliyorsun kız kardeşlerim sever böyle işleri.” Erhan’ın sözleriyle genç kadın ona dönmüştü.

“Bir ara benim adıma teşekkür edersin.” Çisem gözüne en çok çarpan kıyafeti alarak banyoya yönelirken Erhan kardeşlerinin düşünceli oluşuna bir kez daha sevinmişti. Birkaç dakika sonra üzerini değiştirerek odaya geçen Çisem uzun sarı saçlarını bol bir örgü örerek arkasını döndüğünde takım elbise giymiş kocasını görünce yutkunamamıştı. Kocası askılık gibi bir adamdı ve ne giyerse üzerine oldukça yakışıyordu.

“Narin uyanmış mıdır?” Çisem küçük kızın odasına yönelirken Erhan onu durdurmuştu.

“O çoktan aşağı inmiştir. Annemin onunla ilgilendiğine eminim.” Genç kadın yine de küçük kızın odasını kontrol ederek Narin’i olmadığını görünce Erhan’ın yanına gidip beşikteki oğlunu alarak birlikte odadan çıktılar. İkili yan yana sessizce kahvaltının hazırlandığı büyük salona geçerken aile üyelerinin çoktan yerine geçtiğini görünce Çisem mahcup olmuştu. Onları bekletmeyi istemezdi.

“Hayırlı sabahlar, afiyet olsun,” diyen genç kadın Erhan’ın oturacağı sandalyeyi çekmesiyle oturmuştu. Kucağında ki bebeği çalışan kızların yanına getirdiği bebek sandalyesine oturturken bakışları Erhan’a dönmüştü.

“Sandalyeyi sen mi aldın?” Erhan başını iki yana sallayarak “Annem aldı,” dedi. Kadın minnetle Sevim hanıma bakarken Sevim Hanımın durgun oluşu dikkatini çekmişti.

“Gelin ilk günden geç kaldınız, bir daha kahvaltı saatinde uyanmış olun.” Yaşlı kadının sözleri ile Erhan konuşmuştu.

“Mazur gör babaanne, dün çok yorgunduk. O kadar yoldan geldik, uyanamamamız normal.” Çisem yanında oturan adamın koluna hafif dokunarak başını iki yana sallamıştı. Bakışları odada koşturan küçük kıza takışınca içi rahatlamıştı.

“Narin kahvaltını yaptın mı?” Narin Çisem’in seslenmesiyle durarak kadına dönmüştü. Başını sallayarak “Yaptım anne,” diye cevap verdiğinde Çisem hafif gülümsemişti. Sevim Hanım torununun Çisem’e içten bir şekilde ‘anne’ diye seslenmesine sevinirken bakışları memnun olmayan kayın validesine takılmıştı.

“Oğlum kahvaltıdan sonra seninle bir konuşalım,” Erhan annesine dönerek başını sallamıştı.

“Konuşalım ana, hayırdır bir sorun yok değil mi?” Sevim Hanım bir şey söylemeyerek sadece gülümsemeye çalışmıştı. Herkes babasının icazeti ile kahvaltısına başlarken Çisem önce oğluna bir şeyler yedirmeye çalışıyordu. Küçük bebek ek gıdaya yeni başlamıştı ve bazı tatları yeni yeni öğreniyordu. Sevdiği tatları utarken sevmediklerini de diliyle dışarına çıkarıyordu.

“Ay şu bebeği sonra yedirsen olmuyor mu? Burada kahvaltı yapıyoruz.” Çisem konuşan kıza kısa bir bakış atarken kızın ne demek istediğini anlayamamıştı. Ayrıca oğluna olan tiksindirici bakışlarından da hoşlanmamıştı.

“Sebep?”

“Ağzındakileri dışarı atıp duruyor, burada kahvaltı yapıyoruz. Senin oğlunun kusmuğunu izlemek istemiyoruz.” Çisem dişlerini sıkarak söze girecekken Erhan araya girmişti.

“Miden bulandıysa kalkabilirsin Selvi, bir daha oğluma bu şekilde baktığını da görmeyeyim.”

“Ama ağam…”

“Konuşma bitmiştir. Senin bebekliğini bilmesek neyse de bir de konuşuyorsun.” Genç kız adamın sözlerine sinirlense de bir şey söyleyememişti. Çisem oğlunu yedirmeye devam ederken Narin yanlarına gelerek “Anne bende acıktım,” dediğinde küçük kızın Ayaz’a olan bakışları dikkatini çekmişti.

“Öyle mi hayatım, gel kucağıma birlikte yiyelim.” Narin sevinçle genç kadının kucağına otururken Erhan homurdanarak karısına bakmıştı. Çisem bir lokma küçük kıza bir lokma oğluna verirken kendisi kahvaltı yapamamıştı.

“Kızım sen gel babanın kucağına, annen de yemeğini yesin.” Narin yüzünü asarak babasına bakarken Çisem kaşlarını çatarak kocasına bakmıştı.

“Erhan biz ne konuştuk, kızımı bana ver.” Erhan bir şey söyleyemeden küçük kızı alan Çisem onu yedirmeye devam etmişti. İkili masada olanları tamamen unutmuş gibiydi. Büyükler onları izlerken hiç şüphe yoktu ki bu durumdan sadece Sevim Hanım mutluydu.

“Erhan, bu gün büyükler gelecek biliyorsun değil mi?”

“Biliyorum baba, sen merak etme.”

“Bakalım onların yanında ne yapacaksın. Aşiret bu evliliği onaylamayacak Erhan, biliyorsun değil mi?” Erhan amcasına kısa bir bakış atarak cevap vermişti.

“Onların neyi kabul edip etmediği ile ilgilenmiyorum. Karım hakkında konuşma yetkisini kimseye vermiyorum.”

“Oğlum böyle kestirip atamazsın.” Bu kez konuşmaya babası dahil olmuştu. Onunda bu evlilikten mutlu olmadığı aşikardı. Kahvaltı gergin bir şekilde geçerken Çisem hiç bir şey yiyemeden masadan kalkmıştı. Oğlunu kucağına alarak dağılan masadan kalkarken Erhan kaşlarını çatıp karısına bakmıştı.

“Hasibe abla,” diye seslenen genç adam mutfak kısmından koşturarak gelen kadına bakmıştı.

“Buyur ağam bir emrin mi var?”

“Hanımına bir tepsi hazırlayıp odaya götürün. Çocukları yedirmekten kendisi yiyemedi,” diyen adam karısının kaşlarının çatılmasına neden olmuştu.

“Gerek yok Hasibe abla, ben mutfağa geçer atıştırırım bir şeyler. Sen zahmet etme.”

“Ne zahmeti Hanım ağam, olur öyle şey. Ben bir şeyler hazırlar gönderirim.”

“Gerek yok dedim ya abla, işiniz başınızdan aşkın zaten.” Kadın bir Erhan’a bir de Çisem’e bakarken Erhan karısını kızdırmamak için sadece başını sallayarak onu onaylamıştı. Narin oyununa dönerken bebek sandalyesini alan çalışana “Onu mutfağa götürür müsün, ben birazdan geliyorum,” dedi. Çalışan kadın Çisem’in dediğini yaparken genç kadın bu kez kocasına dönmüştü.

“Annen seninle konuşacaktı, kadını daha fazla bekletme istersen.” Erhan karısının yanından ayrılırken Çisem derin bir nefes vermişti. Bu aileye alışması gerekiyordu. O asla büyüklerine saygısızlık yapacak biri değildi. Annesi onu bu şekilde yetiştirmemişti. Ama kendini ezdirecek de değildi. Yemek salonundan çıkarak mutfağa gideceği sırada gözüne takılan şeyle duraksamıştı. Kapıya yaslanmış bir şekilde bir yere keyifle bakan kızın bakışları hiç hoşuna gitmemişti. Kızı daha önce görmediği için kim olduğunu merak etse de bakışları kızın keyifle baktığı yöne dönünce yüreği korkuyla çırpınmaya başlamıştı. Merdivenin başında sürünen küçük Araf’ı görmek Çisem’in korkudan gözlerinin büyümesine neden olmuştu. Kucağında ki bebeğini ne ara yere bıraktığını ne ara koşturduğunu anlamamıştı. Genç kadın “Araf” diye bağırarak merdivenlerden yukarıya doğru ikişer basamak çıkarken çocuk kadının merdivenin başına ulaşacağı sırada elinin boşluğa gelmesiyle bir basamak düşmüştü. Çisem’in son anda çocuğun daha fazla yuvarlanmasına izin vermeyerek onu kucağına alırken hızla bağrına basmıştı. Bebek korkudan ağlamaya başladığında Çisem’in gözleri de dolmuştu. Geri çekilerek bebeğe bir şey olup olmadığını anlarken kafasının yan tarafının çizildiğini görünce gözleri ateş saçarak az önce kapıya yaslanmış kıza bakınmış ama kızı orada bulamamıştı.

“Geçti hayatım, geçti…” diye çocuğu sakinleştirmeye çalışan genç kadın, sesini duyanların yakına gelmesiyle iyice öfkelenmişti. Bu konak akrep yuvasıydı, kimin kimi sokacağı belli olmazdı ve Çisem bunu ilk günden anlamıştı. Araf gibi özel bir bebeğe bile acımayan insanlar onlara neler yapardı kim bilir.

“Çisem ne oluyor?” Erhan karısının çığlık gibi çıkan sesiyle hızla bulunduğu odadan çıkarak karısının yanına koşmuştu. Genç kadının merdivenin başında otururken görünce kaşları çatıldı.

“Araf, merdivenlerden düşüyordu.” Erhan endişeyle bebeğe bakarken kafasında ki kanı görünce hızla oğlanı kucağına aldı.

“Hastaneye gidiyoruz,” diyen adamla Evin koşturarak yanlarına geldi.

“Araf annem sen nasıl geldin buraya?” Evin korkuyla bebeğini kucağına alırken yanaklarından sicim gibi yaşlar akmaya başlamıştı.

“Evin sen neredeydin?”

“Çamaşırlar vardı onları hallediyordum.” Genç kadının sözleri kesik kesik çıkarken Çisem’in kaşları daha da çatıldı.

“Bir daha Araf’ı yalnız bırakma. Evde çamaşır yıkayacak kimse yok mu da sen yapıyorsun bu işi?” Erhan’ın sert sorusuyla Evin yerinde sıçramıştı.

“Erhan kadının üzerine gitme.” Çisem kadının ne kadar çok korktuğunu görebiliyordu. Aklına Ayaz geldiğinde hızla bakışları merdivenin dibine dönmüştü. Oğlunu yerde bulmayı beklerken onu çalışan kızın kucağında görünce içi rahatlamıştı.

“Ay ne bu gürültü,” diyerek odadan çıkan kızla Çisem’in öldürücü bakışları az önce Araf’ın merdivenlerden düşmesini bekleyen kıza dönmüştü. Elleri iki yanda yumruk olurken Erhan’ın da kızı görmeyi beklemediği belliydi.

“Dicle sen ne zaman geldin?” Erhan’ın ağzından çıkan isimle Çisem’in tüm siniri tepesine çıkmıştı. Kendinin bile fark edemeyeceği bir öfkeyle hışımla kocasının yanından geçerek Dicle’nin yüzüne var gücüyle tokadı yapıştırmıştı. Çisem’in attığı tokadın sesi tüm alanda yankılanırken Erhan şaşkınlıkla karısına baktı. Çisem daha önce kimseye vurmadığı için elinin yandığını hissetse de kendisine öfkeyle bakan kıza daha büyük bir öfkeyle bakmıştı.

“Sen kim oluyorsun…”

“Sakın… Sakın bir daha çocuklara yaklaştığını görmeyeyim. Ne kızıma, ne oğluma ne de Araf’a yaklaştığını görürsem seni kendi ellerimle parçalarım…” Çisem kimsenin bir şey demesine fırsat bırakmadan hızla merdivenden aşağıya inerek şaşkınlıkla kendisine bakan çalışan kızdan oğlunu alarak bahçe kapısına doğru yürümeye başlamıştı. Erhan hışımla Dicle’ye dönerken kızın bir elini yanağında görünce kendine hakim olmaya çalışmıştı. Şu anda daha önemli bir konu vardı.

“Seninle sonra konuşacağız Dicle,” diyerek Evin’e dönüp “Hadi doktora götürelim,” dediğinde Evin üzgün bir şekilde adama bakmıştı.

“Ağam nasıl olacak bu? Kimliği yok ki?” dediğinde Erhan gözlerini kapatmıştı.

“Sen orasını düşünme, hadi çıkalım.” Erhan küçük oğlanı alarak hızla arabasına doğru ilerlerken çalışan kadının yanına gelerek “Ağam, Hanım ağam dışarı çıktı,” dedi. Erhan kadının sözleriyle kısa biran duraksayarak ona baktı.

“Peşinden giden oldu mu?” kapıda birçok adam vardı ve karısının bilmediği bir yerde tek başına dolaşmasına müsaade edemezdi.

“Bilmem ağam, kapıda ki adamlara sormak lazım. Hanımım çok kızgındı.” Erhan kucağında ağlayan bebeğin durumunun daha önemli olduğunu düşünerek hemen arabaya binip Evin’in kucağına bırakmıştı Araf’ı. Arabayı çalıştırarak kapıdan çıkacağı sırada adamlara Çisem’in peşinden giden olup olmadığını sorumuş, aldığı olumlu yanıtla da içi rahatlamıştı.

“Hanım ağanız eve gelince bana haber verin.” Adamlar ağalarını onaylarken Erhan gaza basarak en yakın hastaneye Araf’ı götürmüştü. Başta kimlik sorun olsa da Erhan’ın kim olduğunu öğrenen hastane yetkilisi gerekli tim işlemleri yapmıştı.

Araf’ı ilk görenler ilk başta şaşırsa da sonrada ona üzgün gözlerle bakarak tüm testler yapmıştı. İki saatin sonunda çocuğun olayı küçük bir sıyrıkla atlatmış olduğunu öğrenerek konağa geri dönmüşlerdi. Bahçe kapısından içeriye girer girmez babaannesinin onu beklediğini görünce kaşları çatıldı. Genç adam Evin’e “Siz odaya geçir Evin, bir daha da oğlunu yalnız bırakma,” dedi. Evin başını sallayarak hızla odasına doğru giderken Erhan yaşlı kadına dönerek “Hayırdır babaanne, neden kapılarda duruyorsun?” dedi.

“Hayır nerede torunum, karın olacak kadını buraya getirdiğin günden beri hayrımız mı kaldı?”

“Daha dün geldik Nedret Hanım, karım ne yaptı da bir günde bıktırdı seni?” Erhan saygısızlık yapmamak için kendisini sıkıyordu.

“O karım diye başımıza getirdiğin kadının ne haddine de benim torunuma vuruyor? Daha dün bir bu gün iki, söyle ayağını denk alsın.”

“Ayağını denk alacak kişi karım değil, Dicle. Söyle ona çocuklarımdan uzak dursun.”

“Sen ne dersin Erhan, ne demek çocuklarımdan uzak dursun. Karının ağzına mı bakıyorsun?”

“Ben kimsenin ağzına bakmıyorum. Madem onun arklığını alıyorsun olanlardan da sen sorumlu olacaksın babaanne. Eğer o kızın bir yanlışını daha görürsem hiç acımam ona göre.” Erhan kapıda ki adamlardan birine seslenerek “Hanım ağan döndü mü?” diye sordu.

“Yok ağam Sermet peşinde,” dediğinde Erhan sıkıntıyla nefesini dışarıya vermişti. Birazdan konağı ağalar dolduracaktı. Karısının yanına gitmek istese de gidemezdi.

“Ara Sermet’i gözünü hanımın üzerinden ayırmasın. Geç olmadan da konağa dönsünler.”

“Peki ağam,” diyen adam telefonla yanından uzaklaşırken babaannesinin onaylamaz bakışlarına aldırmayarak odasına doğru ilerlemeye başlamıştı. Odanın kapısından içeriye girdiğinde kızının odasının ara kapısının açık olduğunu görünce o tarafa yürümüştü. Narin’i kahvaltıdan beri görmemişti. Kızını yatağın kenarında saklanmış bir şekilde görünce kaşları çatılan Erhan hızla kızının yanına gitti.

“Narin, kızım ne oldu?” küçük kız korkuyla babasına bakınca hızla yerinden kalkarak adamın boynuna sarılmıştı.

“Baba o çok kötü,” dediğinde Erhan kızının sözleriyle kasılmıştı.

“Kim kötü, biri bir şey mi yaptı sana?” Narin küçük bedeniyle daha çok babasına sığınmak isterken korkudan titriyordu.

“Kızım hadi konuş benimle, biri sana bir şey mi yaptı.” Küçük kız gözleri yaşlı bir şekilde geri çekilmişti. Başını iki yana sallayarak “Bana yapamaz ki, annem onu döver.” Erhan kızın sözleriyle Çisem’in Dicle’ye attığı tokadı hatırlamıştı.

“Birine vurmak güzel değildir kızım, konuşarak halletmeliyiz.”

“Ama o hak ediyor ki.” kızının verdiği cevaba şaşıran Erhan ne söyleyeceğini bilememişti.

“Hadi anlat babana, ne oldu?” adam kızının sözlerini dinleyince ne hissedeceğini bilememişti. Küçük kız konuşmasına devam ederken adamın kanı kaynamaya, damarlarında yakıcı bir öfke dolanmaya başlamıştı.

“Kimseye söyledin mi bunu?” kız başını iki yana sallarken Erhan kızını kucağına oturtarak konuşmuştu.

“Bu aramızda kalsın tamam mı canım, ben her leyi halledeceğim. Herkese söylersen annen üzülebilir.” Küçük kız annesinin üzüleceğini düşünerek hızla başını iki yana sallamıştı.

“Tamam babacım kimseye söylemem. Yeter ki annem üzülmesin.”

“Sen burada kal, ben Zeynep ablanı yanına göndereceğim tamam mı? Büyük ağabeyler gelecek onların yanına gelmeni istemiyorum.” Narin başını hızla sallarken Erhan kızına belli etmeden sinirle odadan çıkmıştı. Düşündükçe delirecek gibi oluyordu. Sinirle büyük salona girdiğinde tüm aile büyüklerinin salonda olduğunu görünce sakinleşmeye çalışmıştı.

“Hayırdır oğlum, bir şey mi oldu?” babasının sorusuyla Erhan adama bakmıştı.

“Birazdan ağalar gelmeye başlar baba, hazırlıklar tamam mıdır ona bakacaktım.”

“Her şey hazır oğlum, karın nerede?” babasının sorusunu görmezden gelerek kimsenin sormadığı çocuğu öne atarak “Merak etmeyin Araf’ın da durumu iyi,” diyerek onları paylamıştı.

“Araf’a ne oldu ki oğlum?” Sevim Hanım şaşkınlıkla oğluna bakarken Erhan amcasına gözlerini kısarak bakmıştı.

“Amca bana duymadığını söyleme lütfen. Bu konakta fısıltıyla bile konuşsan anında diğerinin kulağına gider.” Yaşlı adamın samimiyetten uzak ifadesi değişirken annesi oturduğu yerden kalkarak “Ben Evin kızıma bir bakayım. Bir ihtiyacı olabilir,” dedi. Erhan’ın bakışları yengesine dönmüştü. Annesinin ağzından çıkanları onun söylemesi gerekirken kadın yerinden bile kıpırdamamıştı.

“Amca dünürlerinle konuştun mu? Ne zaman Araf’ın kimliğini çıkaracaklar?”

“Kabul etmiyorlar oğlum zorla mı kabul ettireyim.”

“O zaman kendi nüfusuna yazdırsana torununu.” Adam yerinde rahatsızca kıpırdanırken yengesi söze girmişti.

“Üstümüze iyilik sağlık, başkasının kanından olanı neden nüfusumuza alalım. Oğlumun hakkını kimseye yedirmem ben.”

“Kimse dediğin kişi senin torunun yenge, kızının oğlu.” Kadın omzunu silkerken Erhan bir şey demek istememişti. Biliyordu ki yengesi için varsa yoksa aklı beş karış havada oğlu vardı. Gözleri annesinin aynında oturan Dicle’ye kayınca kız hemen bakışlarını kaçırmıştı. Dicle’nin yüzünde bariz bir şekilde kızarıklık belli oluyordu. İçinden “Karımın eline sağlık,” diye geçirirken bahçeden gelen araba sesleriyle dilinin ucundakileri yutarak gelenler karşılamak için konaktan çıkmıştı.

Genç kadın öfkeden hızlı adımlarla ilerlerken nereye gittiğini bilmiyordu. Yol, iz bilmediği bir şehirdeydi ama içinde hiç korku yoktu. Adımlarını hızlandırdıkça hızlandırmış nefes nefese geldiği parkta banklardan birine oturmuştu. Eli hala titriyordu. Arada Dicle’ye vurduğu eline bakıp kendine kızıyordu.

“Sakin ol Çisem, o bunu hak etti.” Bir süre etrafına bakındıktan sonra çocukların neşeli seslerini dinlemeye başlamıştı. Kucağında ki Ayaz’ı hafif sallayarak yüzünü kendine çevirmişti.

“Annen seni koruyacak oğlum, kimse sana zarar veremeyecek.” Bebeği onu anlamış gibi gülücükler saçarken Çisem sabahtan beri ilk kez içten bir şekilde gülümsemişti.

“Hanım ağam?” Çisem yanında biten adamla tedirgin olurken yutkunarak ona bakmıştı.

“Evet?” adam arkasında tuttuğu iki tane şapkayı kadına uzatarak konuşmuştu.

“Buraların sıcağı sizi çarpmasın, bebek hasta olur sonra,” diyerek elindekileri kadına uzatmıştı. Çisem şaşkınlıkla adama bakarken elindekileri alarak daha önce fark etmediği güneşe bakmıştı. Adam haklıydı, Urfa’nın güneşi adam çarpacak kadar yakıcıydı.

“Teşekkür ederim,” diyen kadın oğlu itiraz etse de başına şapkayı takmıştı.

“İstediğiniz bir şey var mı hemen alıp geleyim.”

“Sen kimsin?” Çisem sorarken adam mahcupça bakışlarını kaçırmıştı.

“Konakta çalışıyorum Hanım ağam, siz konaktan öyle çıkınca peşinizden geldim. Ağam sizi korumam için beni görevlendirdi.” Çisem anlayışla başını sallarken kenara çekilerek “Gel otur, ayakta dikilme,” dediğinde adam şaşkınlıkla genç kadına bakmıştı.

“Estağfurullah ağam, ben böyle iyiyim.” Adamın oturmayacağını anladığında yerinden kalkarak ilerlemeye başlamıştı.

“Bir şeyler içmek istiyorum. Hanım ağanızın rahat bir şekilde oturacağı bir yer var mı?” adam kadının sözlerine gülmemek için dudaklarını kemirirken başını sallayarak “Urfa sizin ağam, nereye isterseniz oturabilirsiniz.”

“Öyle mi çok güzel,” diyen kadın biraz ilerledikten sonra gözüne kestirdiği kahvehane tarzı mekana doğru ilerlemeye başlamıştı. Adam genç kadının nereye gittiğini anladığında hemen önüne bitmişti.

“Oraya girmeseniz Hanım ağam, sizi daha uygun bir yere götüreyim.”

“Hani her yer benimdi, adın ne senin?”

“Sermet ağam,” diyen adama bakarak konuşmuştu Çisem.

“Bana Hanım ağam deme lütfen, sadece adımı kullan. Çisem Hanım, nasıl?” dediğinde adam bakışlarını yere indirerek başını sallasa da Çisem onun kendisine eskisi gibi sesleneceğine emindi. Yanlarından konvoy halinde geçen birkaç arabayla duraksayan genç kadın Sermet’e dönerek “Bunlar kim?” diye sordu.

“Onlar konağa gidiyor ağam, aşiret toplanıyor.” Çisem onların toplanacağını bildiğinden bir şey söylememişti. Genç kadın kahveye doğru ilerlerken kulağına gelen patlama sesiyle birde arkasını dönmüştü. Üzerine doğru hızla gelen arabayı görünce donup kalan genç kadın son anda kolundan çekilmesiyle arada kolunu sıyırıp ileride ki büyük çınar ağacına toslaması bir olmuştu.

“Hanımım iyi misiniz?” Çisem kulağının dibinde endişeyle konuşan adama şok olmuş bir şekilde bakarken kucağında ağlayan oğlunun sesiyle kendisine gelmişti. Arabadan dumanlar çıkmaya başladığında kalabalık etrafa doluşmaya başlamıştı. Kimse arabadakilere yardıma gitmiyordu. Uzaktan arabada iki kişi olduğunu seçebilmişti ve ikisinde de hareket yoktu.

“Araba benzin kaçırıyor,” diye bağıran bir adamla herkes geriye doğru kaçmıştı.

“Bunlar ne yapıyor, neden yardım etmiyorlar?” genç kadın endişeyle yanında ki adama bakarken Sermet kadını oradan uzaklaştırarak için “Hanımım araba patlayabilir, buradan hemen uzaklaşalım,” dedi. Çisem kolunu adamdan kurtararak öfkeyle ona çıkışmıştı.

“Böyle gidecek misin? Arabada iki adam var, yardım etmeyecek misiniz?” Sermet üzgün bir şekilde ona bakarken adamın tek derdi Hanım ağasını bu karmaşadan uzak tutmaktı. Çisem sinirle kucağında ki bebeği adamın kollarına bırakarak Sermet’in itiraz etmesine fırsat bırakmadan hızla kaza yapan arabaya doğru koşmuştu. Sağlıkçı bir ailenin ferdi olarak ileri derece ilk yardım eğitimi almıştı. Zaten doktor bir babası varken öğrenmemesi aptallık olurdu. Arabanın kapısı beklemediği bir kolaylıkla açılırken direksiyonda ki genç adama baktı. Başının bir tarafı kanıyordu.

“Beni duyuyor musunuz? İyi misin?” Çisem cevap alamayınca etrafına bakınmaya başlamıştı. arabanın önü tamamen ezilmiş, içe doğru girmişti.

“Biri bana yardım etsin,” diye bağıran genç kadın tepki alamayınca öfkeyle izleyenlere bakmıştı. koşarak adamlardan birine “Ceketini çıkar,” diye bağırmıştı. Adam transa girmiş gibi hemen ceketi çıkarıp kadına verirken Çisem şoförün boynunu sabitleyerek onu arabadan çıkarmaya çalıştı. Adam ağırdı ve Çisem’in gücü onu çıkarmaya yetmiyordu.

“Hanımım ben alayım,” diyen adama döndüğünde Sermet hemen yanında bitmişti.

“Ayaz’ı ne yaptın?”

“Merak etmeyin güvende küçük ağam,” diyen adamın hitabına neredeyse genç kadın gülecekti. Şoförü çıkarmayı başaran ikili adamı yere yatırdıklarında Çisem yeniden kalabalığa dönmüştü.

“Ambulans arayan oldu mu? Şu adamı dikkatle buradan uzaklaştırın. Eğer yapmazsanız ağanıza şikayet ederim sizi,” diye bağırınca Çisem ne dediğinin bile farkında değildi. Birçoğu tanımadıkları kadına bakarken sonunda birkaç kişi adamı tutarak arabanın yanından uzaklaştırmıştı.

“Yarasına baskı yapacak bir şey bulun, kanamasını durdurmamız lazım.” Çisem bir yandan arkadaki orta yaşlı adama müdahale ederken diğer yandan taşınan adama müdahale edilmesi için bağırarak emir veriyordu.

“Hanım ağam, Zeynel ağa bu…” Çisem tek kaşını kaldırarak “Ee ne olmuş, hadi çıkaralım yoksa birazdan hepimiz havaya uçacağız.” Arabanın önündeki dumanlar artarken Sermet endişeyle kadına bakmıştı. Kadının başına bir şey gelirse ağası onu yaşatmazdı. Dikkatle Çisem’in dediklerini yaparken adamı çıkarmak kolay olmamıştı. Sonunda Çisem güçlükle adamın şekli değişmiş bacağından tutarak Sermet’e adamı taşımasında yardım ederken yeterince uzaklaştıklarını görünce duraksamıştı. Birkaç kişiye “yangın söndürücü soran genç kadın aldığı olumsuz cevaplarla iyice kaşlarını çatmıştı. Ambulans sesleri ortamda yankılanırken aynı anda gürültülü bir patlama olmuştu. Öyle ki patlamanın sesi konağa kadar ulaşmıştı.

***

Bakalım Erhan ağa olanları duyunca ne yapacak. ben bu çifti şimdiden sevdim. Sizce kurtardığı adam nasıl biri? Yorumlarınızı merakla bekliyorum.

3. BÖLÜM <<<<<——>>>>>> 5. BÖLÜM

28240cookie-checkS.S. Kalpler 4. Bölüm