Ocak 25, 2023 Yazarı mermaridyy 19

Gelincik Çiçeği 60. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Sözde hikayeyi bu bölümde final verecektim ama elimde olmayan nedenlerle uzadı hikaye. Üstelik bazı okuyucular hikayedeki yan karakterlerin hikayelerinin yarıda kalacağını düşündü. Aslında onlara özel bölümle veda edecektim. Siz ne dersiniz Cemile ve Han, Akasya ve Onur, Asya ve Sefa için özel bölüm mü yazayım yoksa hikaye devam edip burada final mi yaptırayım? yorumlarınızı bekliyorum. Keyifli okumalar!

***

Genç kız hızlı adımlarla okulun bahçesinde yürürken derse geç kalmamaya çalışıyordu. Kolunda ki ince kemerli saate baktığında dersin beş dakika sonra başlayacağını görünce sıkıntıyla nefesini dışarıya verdi. Cebindeki telefonunu alarak sabah okula gelen Cenk’i aramıştı.

“Cenk benim bilgisayarı sınıfa gönderir misin? Odaya çıkamam geç kaldım.” Cenk karısının sözlerini duyunca gülümsemişti. Anlaşılan diğer bölümde dersi uzamıştı.

“Bir saat önce dersinin bitmesi gerekmiyor muydu? Neden geç kaldın?”

“Bu hocanın benimle bir derdi var sanırım Cenk, bilerek iki ders arasını yedi.”

“Şikayetçi olabilirsin biliyorsun değil mi?” Alya adamın haklı olduğunu bilse de yeni bir hoca vakasıyla uğraşmak istemiyordu.

“Şimdilik bir şey söylemek istemiyorum. Ben birazdan sınıfta olacağım lütfen çocuklardan birine bilgisayarı kurmasını ister misin?” Cenk karısını onaylayarak telefonu kapatmıştı. Trabzon’da çok kalamamışlardı. Zaten araştırma için bir ay okula uğramamışlardı. Üstelik Alya eğitimci olarak göreve başlayacaktı. Arya ikizlerin uzun süre hastanede kalacağını ve gerekirse onu çağıracağını söyleyerek onları göndermişti. Her gün diğer yarısıyla görüntülü olarak konuşuyordu. Her zamanki gibi yengesi ailenin tüm işine koşturuyordu. Derin bir iç çekerek iki dakika kala derslikten içeriye girdiğinde nefes nefeseydi.

“Hocam peşinizden biri mi kovalıyor?” öğrencisinin sorduğu soruya gülümseyerek cevap vermişti.

“Sizi bekletmek istemedim arkadaşlar. Hadi derse başlayalım. Bu gün konularımız oldukça fazla.” Alya derslere girmediği günlerin konularını bir haftaya bölmüş ve yeninden işlemeye başlamıştı. Nitekim bu öğrencilerin isteğiydi. Bu hafta geçmiş konuları bitirmiş olacaklardı. Sonraki haftalarda da final sınavlarına kadar iki ünite birden işlemeyi kararlaştırmışlardı. Derse başlayan genç kız önce konu anlatmış sonrada soru cevap yapmaya başlamıştı. Normalde daha uzun süren konular Alya’nın pratik ve önemli noktaları anlatmasıyla daha kısa sürüyordu. Üstelik birçok öğrenci bilgileri ezberlemek yerine akılda kalıcı bir şekilde öğreniyordu.

“Hocam bizde araştırma görevlisi olabilir miyiz?”

“Elbette, neden olmayasınız?”

“Peki hocam bunun için kiminle konuşmamız gerekiyor?” Alya öğrencinin sorusuyla duraksamıştı.

“Şuanda araştırma görevini yürüten hocalarınızdan yanlarında bulunmanız konusunda ricada bulunabilirsiniz. Ayrıca derslerinize odaklanıp not ortalamanızı yüksek tutarsanız onların sizi fark etmesini sağlayabilirsiniz. Biliyorsunuz birçok hoca yardımcısını kendisi seçiyor. Son olarak merak ettiğiniz ve araştırmak istediğiniz bir konu hakkında hocanızla birlikte Tübitak’a başvurabilirsiniz. Size yardımcı olacaklardır. Hem gelişmeniz açısından hem de geleceğiniz açısından odlukça faydalı projeler var.” Alya’nın sözleriyle öğrenciler birbirine bakmıştı.

“Peki sizinle araştırma yapmak istersek?” Alya arkalardan gelen soruyla öğrenciye bakmıştı.

“Benimle mi?”

“Evet, sizinle başvuru yapamaz mıyız? Bizlere yol gösterirsiniz.”

“Her ne kadar size ders veriyor olsam da bende öğreniciyim burada arkadaşlar. Benden daha kıdemli hocalarınıza sormanız daha faydalı olur.”

“Ama hocam birçok hoca bizi görmezden geliyor. Hem siz hem de Cenk hoca dışında bizi ciddiye alan yok.” Alya üzgün bir şekilde öğrenciye bakmıştı. Ne yazık ki ona katılıyordu. Bölümde birkaç hoca dışında öğrencilerine yol göstermenin zaman kaybı olduğunu düşünüyordu.

“Şimdilik derse dönelim arkadaşlar, sonra bu konu hakkında konuşalım. Mümkünse ders zamanı dışında olsun.” Alya dersine dönerken aklı öğrencilerin sözlerine takışmıştı. Bu konuyu Cenk ile konuşmaya karar vermişti.

***

Genç adam dersini bitirip karısının dersi bitirmesini bekliyordu. Sınıfın dışında bekleyen adamı gören öğrenciler kıkırdayarak yanından geçiyordu. Kimi selam veriyor kimiyse sadece gülümseyerek geçiyordu. Okulda Alya ve Cenk’in evli olduğunu duymayan kalmamıştı ve bu durum öğrencilerin imrenmesine neden oluyordu. Kolunda ki saate bakarak dersin bitmiş olması gerektiğini düşünen genç adam hala dışarı çıkmayan karısıyla kaşlarını çatmıştı. Sabah erkenden okula gelmişlerdi. Alya yüksek lisans dersine girmiş sonrada bölümdeki dersine yetişmişti. Sabah doğru düzgün kahvaltı bile yapmamıştı. Daha fazla dayanamayarak kapıyı tıklatıp sınıfa girmişti. Alya genç adamı görünce kaşlarını çatmıştı.

“Cenk hocam bir şey mi istemiştiniz?”

“Evet, dersi bitirmenizi Alya hocam, daha ne kadar devam edecek ders?” Cenk’in sorusuyla sınıftaki kızlar gülerken erkekler “Ooo” diye bağırmıştı.

“Hocam dersimden çıkar mısınız?” Alya adamın sözleriyle utansa da belli etmemeye çalışmıştı.

“Sizi bekliyorum hocam, hem çocukların da biraz araya ihtiyacı var değil mi arkadaşlar?” öğrenciler hemen ayaklanırken Alya kaşlarını iyice çatmıştı.

“Hocam dersimi bölüyorsunuz. Arkadaşlar sizde yerinize oturun.” Ayağa kalkan öğrenciler yerine otururken diğer öğrencilerde yorulduklarını söyleyince Alya dersi bitirmek zorunda kalmıştı. Cenk’e ters bir bakış atarak bilgisayarı toparlarken Cenk de genç kıza yardım etmeye başlamıştı.

“Alacağın olsun Cenk, resmen dersimi sabotaj ettin.” Cenk kızın sözlerine gülümserken öğrenciler selam vererek sınıftan çıkmaya başlamıştı. İkili sınıftan çıkarken kendilerine selam veren öğrencilere baş selamı vererek karşılık vermişti.

“Ne istiyorsun Cenk, umarım dersimi bölecek kadar önemli bir şey vardır.” Cenk kızı odasına yönlendirirken Alya’nın gözleri Cenk’in odasının yanında kapısı açık olan odaya takılmıştı. İsimlik bölümü sökülmüştü. Mahkeme sonuçlanmasıyla Ayfer hoca görevden atılmıştı. Birçok öğrencisinin çalışmasının üzerine konduğu anlaşıldığında Alya’nın araştırması küçük bir ayrıntı olarak kalmıştı. Dava sonuçlanmış, Kemal hoca cinsel tacizden suçlu bulunmuştu. İkisi de üniversiteden atılmıştı. Cenk odanın kapısını açarak Alya’nın geçmesi için kenara çekilmişti. Alya odaya girdiğinde masanın önündeki küçük sehpada duran üzeri kapalı yemekleri görünce gülümsemeden edememişti.

“Sabahta bir şey yemedin. Hadi geç yemeğini ye.”

“Sen?”

“Benim biraz işim var, Sefa hocanın yanına gideceğim.”

“Ben tek başıma bu kadar şeyi yiyemem ki.” Alya genç adama bakarken Cenk kızın omuzlarından tutarak sandalyeye oturtmuştu.

“Hepsi bitecek Alya, ne zamandır doğru düzgün yemiyorsun.” Alya yüzünü asarken Cenk izin isteyerek odadan ayrılmıştı. Birkaç dakika sonra odanın kapısı tıklatıldığında içeriye iki arkadaşı girmişti. Ahmet ve Akasya kızın yanına girerken Alya kapıyı kapatmalarını söyleyerek kendisi Cenk’in masasına geçip iki arkadaşını da masanın önünde ki sandalyelere oturtmuştu.

“Yemeğini ye Alya, Cenk hoca haklı son zamanlarda yemek yemiyorsun.” Akasya masadaki tepsiyi genç kızın önüne koyarken Ahmet sessizce ikiliye bakmıştı.

“Ne oluyor Ahmet, neden yüzün asık?” Alya arkadaşına merakla bakarken Ahmet sıkıntıyla iç çekmişti.

“Aynı şeyler, Aslı ile bir barışık bir dargın bu aralar.” Alya başını sallarken Akasya kaşlarını çatarak sormuştu.

“Derdi neymiş Hanım efendinin?” Akasya birkaç gün önce Aslı ile takışmıştı. Ortada hiçbir şey yokken Aslı genç kızı terslemişti. Ancak Akasya onu umursamayarak sessiz kalırken Aslı’nın yanlarından gitmesiyle yerinden kalkarak sinirle söylenmişti.

“Bunun derdi ne, kaç zamandır benimle uğraşıp duruyor. Ahmet senin hatırın için susuyorum ama benim sabrımda bir yere kadar,” dediğinde Ahmet’te Akasya’ya hak veriyordu. Aslı onun tanıdığı Aslı olmaktan çıkmıştı. Kızı kendisi bile tanıyamıyordu.

“Bilmiyorum Akasya, inan bende bilmiyorum. Neden bu şekilde davranıyor bilmiyorum. Kafayı yiyecek durumdayım.”

“Bırakın kendisi nasılsa anlatır. Alttan alın bence.”

“Nasıl alttan alayım Alya, bana bile garip davranmaya başladı. En küçük şeyde kavga çıkarıyor. Sence beni artık sevmiyor mu?”” Ahmet’n sorusu ile Alya gerilmişti. Aslı’nın davranışlarını göz önüne alınca Ahmet’e olan davranışları genç adamın dediklerini destekliyordu. Ama Ahmet’e bunu söylemek ona düşmezdi.

“Bunu onunla konuşmalısın Ahmet, bu şekilde devam ederseniz ikinizde zarar görürsünüz.”

“Annem geçen gün bize davet etti, gelmemek için bir sürü bahane uydurdu. Annem Aslı’yı çok sever sende biliyorsun.” Alya ilk geldikleri günü hatırlamıştı. Ahmet’in annesi eve kız getirdi diye Ahmet’i evden kovmuştu.

“Biliyorum, Gülay teyze çok üzülür. Yine de sonradan daha kötü olmaktansa şimdiden konuşmalısın Ahmet. Derdi ne öğrenmelisin. Belki de bize söyleyemediği bir derdi var.” Ahmet başını sallarken Alya önünde soğuyan çayına bakarak arkadaşlarına dönmüştü.

“Çay içer misiniz?” Akasya başını sallarken Ahmet “Ben soğuk birey alayım,” dedi. Genç kız telefonla kantini arayarak siparişini verirken önünde ki yemeğin fazla olduğunu söyleyerek iki arkadaşıyla birlikte yemişti.

“Siz ne yaptınız? Onur ile nasıl gidiyor?”

“Annem işin adını koyalım dedi. Tabi Onur’un canına minnet hemen kabule etti. Babaannesi gelecek haftaya, söz keseceğiz.” Ahmet kızın sözlerine gülerken Alya da ona katılmıştı.

“Seni de kaybettik yani,” diyen genç adam Akasya’nın bakışlarını kaçırmasına neden olmuştu. Bu konuyu konuşmak onu utandırıyordu. İçecekler geldikten sonra hep birlikte güzel bir sohbete dalmışlardı. Gün içinde başka dersleri olmadığı için üçü de oldukça rahattı. Bir saat sonra Cenk’in gelmesiyle hep birlikte ayağa kalkmışlardı. Cenk ceketini alırken eve gitmek için yola koyulmuşlardı. Akasya ve Alya Cenk’in arabasına binerken Ahmet’in evi ters tarafa kaldığı için otobüs durağına doğru ilerlemişti.

“Ahmet’in neyi var, pek moralsizdi?” Cenk’in sorusuyla Alya adama bakmıştı.

“Kişisel sorunları var.”

“Elimizden bir şey gelirse yardım ederiz biliyorsun. Sorun ne?”

“Aslı ile alakalı, bizlik bir durum değil yani.” Cenk başını sallarken aklına gelen kişiyle kısa bir an karısına bakmıştı.

“Han’a istersen ne olduğunu sorup öğrenebiliriz. Biliyorsun onlar ailecek görüşüyorlar.” Alya adamın sözlerinden sonra hızla ona dönerken Akasya’da arkadan öne doğru eğilerek sormuştu.

“Han abi ne olduğunu bilir mi gerçekten?”

“Sormadan öğrenemeyiz.” Alya adamı onaylarken Akasya geriye yaslanarak derin bir nefes almıştı. Akasya’yı evine bıraktıktan sonra yola devam eden ikili oldukça sessizdi.

“Ne düşünüyorsun?”

“Seni üst kata tek başına yollamaktan hoşlanmıyorum Alya, karım benden ayrı bir evde yaşıyor.” Alya gülümsemesini saklamak için başını arabanın camına çevirmişti. Bu durum ikilinin rutin konuşması haline gelmişti.

“İki ay sonra düğün olacak. O zamana kadar idare edeceğiz.”

“Ama sensiz uyuyamıyorum, iki ay içinde zombiye döneceğim,” dediğinde Alya genç adamın yakınmasına kıkırdarken Cenk kaşlarını çatarak kıza dönmüştü.

“Komik mi? Kocan burada uyuyamıyorum diyor sen gülüyorsun.”

“Deniz anneye söyleyelim istersen, belki bir fikri olur.”

“Sakın!” Cenk anında itiraz etmişti. Bir keresine sözünü ettiğinde Alya’yı kendi odasına almakla tehdit etmişti. Eğer annesi dediğini yaparsa Alya’nın yüzünü bile doğru düzgün göremezdi. Araba evin önüne park edince Alya arabadan inerek merdivenlere yönelmişti.

“Nereye? Yemek yiyeceğiz, hemen mi yukarı çıkıyorsun?”

“Üzerimi değiştireceğim Cenk, izin verirsen biraz evime uğrayayım.” Cenk homurdanırken Alya evine çıkmaya başlamıştı. Cenk anahtarıyla eve girerken annesi ve ablasını mutfakta bulmuştu. Oğlunu gören kadın hemen arkasına bakındı.

“Alya yok mu?”

“Yukarı çıktı anne, üzerini değiştirecekmiş.”

“Sende üzerini değiştir birazdan yemeğe otururuz.” Deniz Hanım oğlunu odasına gönderirken Cemile annesine dönerek sormuştu.

“Ne yapacağım anne?” genç kadının sorusuyla Deniz Hanım başını iki yana sallamıştı.

“Karar senin kızım, ister git ister gitme. Ben zaman gitme diyemem.”

“Kadının ne diyeceğini bilmiyorum. Açıkçası çekiniyorum.”

“Kızım sen neden çekiniyorsun? Han annesini ikna ettiğini söylemedi mi? Adama güvenmiyor musun?” Han birkaç gün önce arayıp ailesinin evliliğe onay verdiğini söylemişti. Cemile başta inanmasa da dün annesi arayıp görüşmek istediğini söyleyince gerilmişti. O kadının kendisini sevme olasılığının olup olmadığını bilmiyordu. O kadar düz bir ifadesi vardı ki bazen Han’ın onun oğlu olup olmadığını merak ediyordu.

“Bilmiyorum anne, o kadının bu kadar kısa sürede ikna olması aklıma yatmıyor.”

“Kadın kötü birine benzemiyordu kızım, sadece oğlunu düşünüyor. Herkes bizim gibi düşünecek değil biliyorsun. Kadın oğluna dul bir kadın almak istemedi diye onu suçlayamayız. Bu birçok kişinin ortak düşüncesi. Sen kendini sevdireceksin ben inanıyorum. Kadın oğlunun mutlu olmasını istiyor. Han’ın onu ikna etmesi zor olmamıştır.” Deniz Hanım kızına göz kırparken Cemile gülümsemeden edememişti.

“Han buluşacağımızı bilmiyor. Ona söylemeli miyim?”

“İstersen söyle ama…” Deniz Hanım duraksayarak derin bir iç çekmişti.

“Ama…”

“Söyle ancak annesine karşı bir şey yapmamasını da sağla. Han bu konuda hassas biliyorsun. Kadının kalbini kırmasın.” Cemile başını sallayarak annesini onaylamıştı. Birkaç hafta sonra Cemile’yi istemeye geleceğini söyleyen adamla genç kadın oldukça heyecanlanmıştı. Buna gerek olmadığını söylese de Han kararlıydı. Cemile’ye düğün yapacaktı.

“Anne biz çok aç değiliz haberin olsun. Alya daha yeni yemek yedi,” diyerek mutfağa giren Cenk konuşmanın son bulmasını sağlamıştı.

“Neden karnınızı doyurdunuz, çok güzel yemekler yapmıştım.” Deniz Hanım kızarken Cenk omzunu silkmişti.

“Gelinin sabahtan beri bir şey yememişti anne, ne yapsaydım. Açlıktan ölecek bu gidişle.” Deniz Hanım başını sallarken Cemile ikiliye gülmüştü.

“Kızı rahat bırakın. İstediği gibi yesin.”

“Abla, Alya bu aralar gerçekten doğru düzgün yemek yemiyor.” Cemile adama hak verse de kızın aklının kardeşinde olduğunu bildiği için üzerine gitmiyordu.

“Siz yine de üzerine gitmeyin. Bu hafta sonu Trabzon’a gidecek misiniz?” Cenk ablasını onaylarken iki hafta olmuştu memlekete gitmeyeli.

“Alya’ya soracağım. Gitmek isterse gideriz.” Deniz Hanım üzgün bir şekilde oğluna bakmıştı.

“Bebekler ne zaman çıkacak hastaneden belli mi?”

“Doktor aylarını hastanede doldurmaları gerektiğini söyledi. Gelişimleri iyiymiş.”

“Oh çok şükür, inşallah sağlıkla hastaneden çıkarlar.”

“Amin,” diyen Cemile’ye katılan genç adam saatine bakarak Alya’nın neden hala gelmediğini düşünmeye başlamıştı.

“Ben bir Alya’ya bakayım anne, geç kaldı.”

“Cenk, otur oturduğun yere, dayısı yukarıda konuşuyorlardır.”

“Adnan hoca mı geldi, neden? Onun bu hafta dersi yoktu ki?” Cenk şaşırmıştı annesini sözlerine.

“Bilmiyorum, işi var sanırım. Gelince sorarsın ne olduğunu.” Cenk başını sallarken televizyon izlemek için salona geçmişti. Yaklaşık üç saat sonra evin zili çaldığınca Cenk heyecanla oturduğu yerden kalkıp kapıyı açtı. Karşısına karısı ve dayısını gören genç adam gülümserken Adnan hoca Cenk’in omzuna vurarak “Nasılsın damat?” diye sorunca Cenk hem şaşırmış hem de gülmüştü.

“Çok şükür dayı, seni gördük daha iyi olduk.”

“Bak yeğenim adamın aklı çalışıyor. Nasıl yalakalık yapacağını da öğrenmiş,” dediğinde Alya kıkırdamadan edememişti.

“Aşk olsun dayı o nasıl söz, ben ne zaman sana yalakalık yaptım.”

“Şimdi hakkını yememek lazım, bu güne kadar yapmadın.”

“Bu günde yapmadım hocam, siz de bana ‘damat’ demezdiniz. Ne değişti?” Adnan adamın sözlerine gülerek karşılık vermişti. Salona geçtiklerinde Deniz Hanım ve Cemile onları karşılarken Alya mutfağa geçerek hazırlıklara yardım etmeye başlamıştı.

“Anne siz yeseydiniz, neden bizi beklediniz ki?”

“Kızım biz hazırlarken atıştırıyoruz zaten. Hep birlikte yeriz işte, ayrı gayrı olmadan.” Alya kadının boynuna sarılarak yanaklarını öpmüştü.

“Sen var ya bir tanesin. Bir eşin daha yok,” diyen genç kızla Cemile kahkaha atmıştı.

“Bu gün herkese de bir iltifat etme havası gelmiş.” Cemile’nin sözleri onları güldürürken kadınlar birlikte masayı kurmuş ve akşam yemeğine oturmuşlardı. Hoş sohbet eşliğinde yemeklerini yiyen aile Deniz Hanım’ın sorusuyla ona dönmüştü.

“Kızım bu hafta sonu Trabzon’a gidecek misin?” Alya bakışlarını Cenk’e çevirince genç adam hemen cevap vermişti.

“İstersen gideriz, söylemen yeterli.” Alya başını sallarken Adnan araya girmişti.

“Beraber gideriz Alya, bu hafta daha sık gelmem gerekecek buraya.”

“Hayırdır dayı, senin dersinde yoktu neden geldin ki?” Cenk’in sorusuyla genç adama döndü Adnan?

“Bir araştırmanın başına geçtim. Yönetim benim denetlememi istiyor.” Alya hemen dayısına dönmüştü.

“Araştırma dediniz de bu gün öğrenciler araştırma görevlisi olmak istediğini söylediler. Sen yardımcı seçmediysen benim öğrencilerime bir şans versen dayı? Hepsi çok hevesli, onlar içinde tecrübe olur.”

“Haftanın çoğu laboratuvarda geçecek Alya, öğrenciler derslerinden geri kalmasın?”

“Merak etme dayı, onlar hallederler. Hem benim ders saatlerime gelirse ders saatimi öğrencilere göre ayarlarım.”

“Benim içinde geçerli hocam, çocuklar bu kadar istekliyse onlara bir fırsat vermeliyiz.” Adnan ikilinin ortak sözlerine karşılık gülümsemişti. Öğrenciler henüz çok toydu ama bu onlara fırsat veremeyeceği anlamına gelmezdi.

“Peki sizin aklınızda üstesinden geleceğini düşündüğünüz öğrenciler var mı?”

“Ona sen karar vereceksin dayı, eminim aklında asistan seçmek için yöntemler vardır.” Yemek bittiğinde hep birlikte salona geçip çay eşliğinde sohbetlerine devam etmişlerdi. Ailelerinden, ikizlerden sohbet açıldıkça zamanın nasıl geçtiğini anlamamışlardı. Saatin geç olduğunu fark eden Alya ve Adnan üst kata çıkmak için ayaklandığında Cenk’in yüzü asılmıştı. Ne zaman Alya evden ayrılsa hep yüzü asılıyordu. Bu durum Adnan’ın dikkatinden kaçmasa da bir şey söylememişti. İkili kol kola eve çıkarken Adnan yanında ki yeğenine bakarak derin bir iç çekmişti.

“Düğüne karar verdin mi?”

“İkizler hastaneden çıksın o hafta yaparız dayı. Zaten her şey hazır sayılır.”

“Çok geciktirmek iyi değildir Alya, Cenk’e de yazık.” Alya dayısının sözleriyle sessiz kalırken evin kapısını açarak önden içeri girmişti. İkili odalarına çekilirken genç kızın beyninde sürekli dayısının sözleri dönüyordu. Haklıydı, Cenk hakkında haklıydı.

***

Genç kadın hızlı adımlarla koridordan ilerlerken oldukça heyecanlıydı. Bu gün ilk defa bebeğini kucağına alacaktı. Kocası ona yetişmeye çalışırken kadının düşmemesi için yavaş olması konusunda onu uyarıyordu.

“Arya biraz yavaşla, bebekler kaçmıyor ya.” Arya kocasını duymazdan gelerek aynı hızla devam etmişti. Yeni doğan ünitesine geldiğinde içeride ki hemşirenin dikkatini çekmek için camı tıklatmıştı. Daha önce sağdığı sütünü görevliye verirken sütünün bebeklerine şifa olması için dua ediyordu. Hemşire dışarı çıkarak heyecanlı anneye gülümserken Aras’ta yanlarına gelmişti.

“Bu gün bebeğimi tutabileceğim değil mi?” Arya’nın sorusuyla kadın gülümsemişti.

“Bu gün küçük beyler annesiyle tanışacak. Tabi babasıyla da…” dediğinde Aras’ta heyecanlanmıştı. Onun içeri alınacağını bilmiyordu. Genelde anneler bebeklerini kucağına alması için alana alınıyordu.

“Ne zaman alacağım?”

“Birazdan üzerinizi giyinmeniz için görevli gelecek. Ondan sonra sizi içeri alabiliriz.” Arya sabırsızca beklerken Aras’ın da ondan aşağı tarafı yoktu. Genç adam uzaktan gördüğü ikizlerine dokunabilecekti. Ecem’den tecrübeli olsa da bu heyecan hiç bitmiyordu.

“Sizi şöyle alalım,” diyen adama dönen ikili sürgülü kapıdan içeriye girerek steril kıyafeti giymeye başlamıştı. saçlarına galoş takılmış, elleri dezenfekte edilmiş, mavi naylona yakın bir kıyafet giymişlerdi. Arya’nın gözleri dolu dolu olmuştu. İkili diğer sürgülü kapıdan içeriye girerken bebeklerin arasından kendi ikizlerinin olduğu yere kadar hızlı adımlarla yürümüşlerdi. Sanki vakit kaybederlerse bebekleri kaybolacakmış gibi…

“Şimdi size oğlunuzu vereceğim, ancak üzerinde ki kabloya dikkat etmeniz gerekiyor. Önce şöyle oturun,” diyen hemşire ile genç kadın hemen gösterilen yere oturmuştu. Kadının cam fanusun içinden oğlunu çıkarışını nemli gözlerle izleyen Arya bebeğin kucağına bırakılmasıyla hıçkırmıştı. Maskesinin ardında bebeğinin kokusunu içine çekerken bebek yumruk olmuş elini annesinin göğsüne koymuş gözlerini aralamaya çalışıyordu.

“Aras şunun güzelliğine bak,” diyen genç kadın adama baktığında kocasının da gözlerinin dolduğunu görünce gülümsemişti.

“Çok güzel hayatım,” diyen adamla hemşire genç çifte buruk bir gülümsemeyle bakmıştı. Mesleği gereği birçok anne babaya bebeklerini ilk o kucaklarına vermişti ancak ilk kez ikiz bebekleri ailenin kucağına veriyordu. Başta aileye kötü bir haber vermekten korkarken ikizler beklediğinden güçlü çıkmıştı. Diğer ikizi babanın kucağına verirken Aras’ta karısı kadar duygulanmıştı.

Karı koca bebekleri hemşirelerin yardımıyla değişirken Arya oğlunu kucağından bırakmak istememişti.

“Ne zaman çıkacaklar? Onları ne zaman evimize götüreceğiz?” hemşire sıkça duyduğu soru karşısında derin bir nefes almıştı.

“Bu konuda benim bir şey söylemem doğru olmaz Arya Hanım, doktorunuzla konuşmalısınız. Ama şunu söyleyebilirim. İkizler çok güçlü, sizi fazla bekleteceklerini sanmıyorum.” Arya kadının sözlerine gülümsemişti.

“İnşallah,” derken hemşirenin uyarısıyla bebekler yeniden fanusun içine bırakılmıştı. Aras oğlunun eline dokunurken parmağını yakalayan bebekle gülümsemişti.

“Buradayım oğlum, baban hep yanında olacak.” Bebeklerin mikrop kapmaması için uzaktan seven ikili bölümden çıkarken oldukça duygusaldı. Doktorla konuşmak için oradan ayrıldıklarında Arya dayanamayarak ikizini aramıştı. Bir süre Alya ile konuşurken onu gelmemesine ikna etmişti. İkizlerin hastaneden çıkacağı zamana kadar gelmesine gerek olmadığına Alya’yı ikna eden Arya, bir yandan da düğün için hazırlıklarına yardım edebileceği bir şey olup olmadığını sormuştu. Kısa süren konuşmada telefonu kapatan ikili doktorun yanına gittiğinde bebeklerin gayet iyi olduğunu bir süre daha hastanede kalmaları gerektiğini söylemişti. Bebekler anne karnında geçirmeleri gereken dokuz aylık süreyi hastanede tamamlayacaktı. Arya doğumdan sonra hızla kilo vermişti. Bebeklerin hastanede olması genç kadının kilo vermesine yardımcı olmuştu. Evde Ecem ile vakit geçirse de aklı ikizlerinde kalıyordu. Ne kadar yemek yemeye çalışsa da ancak ayakta kalacak kadar yemek yiyordu. Ailesi süt yapması için sürekli lohusa şerbeti içiriyordu. Neyse ki sütünde gerileme yoktu.

“Ne dersin bu akşam bizimkilerin yanına gidelim mi?” Aras’ın sorusuyla genç kadın ona bakmıştı.

“Ne zamandır gitmedik yanlarına, Ecem’i de özlemişlerdir gidelim.” Aras karısının onayıyla kızını almak için Serdar’ın evine doğru yola çıkmıştı. Sonrasında ailesinin evine doğru yola çıkacaklardı.

***

Zaman zaman hayallere dalmak insanın ruhunu iyileştiren bir olgudur. Elinde çayın, bir pencere kenarında ya da rahat hissettiğin bir mekanda düşüncelerle dalarken, serpişen yağmur damlaları gibi nereye uğrayacağını bilmez düşüncelerin. Bir bakmışsın doğanın içinde bir bakmışsın denizin ortasında. Gökyüzü gibi berrak düşünceler hayallere eşlik eden en güzel yerlerdi. Genç kız uzun zamandır yapmadığı bir şeyi yapıyordu. Hayal kuruyordu… 

Kısa bir süre sonra hayatı tamamen değişecekti. Aynı evin içinde Cenk ile hayatını birleştireceğine dair olabilecek güzellikleri hayal etmeden duramıyordu. Düğün yaklaştıkça Alya daha fazla düşünür olmuştu. Gözünün önüne Cenk’in elleri dolu bir şekilde eve geldiği anlar geliyordu. Genç adamı tanıdıkça Alya daha bir seviyordu. Cenk bu hayatta tanıyabileceği en mükemmel eş olacaktı onun için. En azından Alya böyle hissediyordu. Kapı zilinin çalmasıyla pencerenin kenarından çekilerek elindeki çayını kenardaki sehpanın üzerine bırakmıştı. Akasya’nın geldiğini düşündüğü için oldukça rahattı. Kapıyı açtığında ise karşısında Cenk’i görmeyi beklemiyordu.

“Cenk, hayırdır?” genç adam karısının şaşkın ifadesine gülümseyerek omzunu silkmişti. Ayaklarını çıkarırken Alya geri çekilerek adamın geçmesine izin vermişti.

“Pencerede görünce gelmek istedim. Çok düşünceliydin bir sorun yok değil mi?” genç kız salona geçmeden önce “Çay içer misin?” diye sordu. Cenk olumlu cevap verirken salona geçmişti. Alya mutfağa geçerek genç adama çay doldururken derin bir nefes almıştı. Elinde çayla salona girdiğinde masanın üzerinde açık olan bilgisayara baktığını görünce gülümsedi.

“Pencere kenarına oturalım mı? Yağmuru izlemek istiyorum.” Cenk karısının sözleri ile peşinden karşılıklı iki koltuk olan pencere kenarına gitmişti. Ortada ki yuvarlak sehpanın üzerinde duran yarısı içilmiş bardağı göstererek “Sana çay getireyim mi?” diye sordu. Alya’nın Cenk’te sevdiği bir diğer yönü de buydu! Genç adam asla üşenmiyor, ben erkeğim diyerek geride durmuyordu. Annesine olsun ablasına olsun hizmet etmekten çekinmiyordu. Şimdi ise kendisine aynı şekilde davranıyordu.

“Ben alırım, sen otur.” Alya bardağını alarak mutfağa geçtiğinde akşamdan kalma kek ve poğaçayı tabağa koyarak salona geçmişti. Karı koca karşılıklı otururken Cenk etrafına bakınarak konuşmuştu.

“Ev sahibi ile konuştunuz mu? Adnan hoca arayacağını söylemişti.” Alya başını sallayarak cevap verdi.

“Onur araya girerek halletti o işi. İki yıllık sözleşme yapıldı. İstediğimiz zaman evi düzenleyebiliriz.”

“Evde tadilat olacak bir şey var mı? Boya işini düğüne yakın yaptırırız diye düşünüyorum. Eşyaları yerleştirir öyle geçeriz Trabzon’a,” dediğinde Alya başını sallamıştı.

“Çok masraf yapmaya gerek yok Cenk, sadece odayı değişsek yeter. Diğer eşyalar zaten var.”

“Olmaz öyle şey, mutfakta alınacaklar var. Ne de olsa öğrenci evi burası. Hem bu koltukları da değişeceğiz.” Alya salonda ki koltuklara bakmıştı. Belki eski modeldiler ama sağlam ve temizdiler.

“Gerek yok Cenk, zaten köydeki eve bir sürü masraf yapacağız. Burası geçici, dediğim gibi sadece yatak odası alalım.” Cenk kaşlarını çatarken Alya uzanarak adamın kırışan alnının ortasını düzeltmişti. Cenk karısının hareketi ile yutkunurken Alya gülümseyerek geri çekildi.

“Neden böyle yapıyorsun? Burası bizim daimi kalacağımız bir yer değil. Zaten evi komple boyayacağız. Evde eşya var neden iki masraf yapalım. Hepsi yeni sayılır. Sadece yatak odası alırız.”

“Sen masraftan kaçınıyorsun alıyorum ama inan yeterince birikimim var Alya.”

“İyi ya köydeki eve eşya alırken kullanırız. Orayı dizerken inan en iyisini seçeceğim.” Genç kızın gülmesiyle adamda gülümsemişti. Alya’nın sözlerine inanmasa da kendisi istediğini alacaktı.

“O zaman yemek masasını değiştirelim. Televizyon ve birkaç küçük eşya alalım. Ayrıca mutfağa fırında alacağız. Annem söylemişti fırın bozukmuş.” Alya başını sallayarak adamı onaylamıştı. Aklına Deniz Hanım gelince yüzü asıldı.

“Anneni yalnız bırakmak hoşuma gitmiyor. Aşağıda tek başına kalacak.”

“Merak etme yalnız olmayacak. Akasya’nın ailesiyle konuştum. Ablam evlendiğinde Akasya annemle kalmaya başlayacak. En azından okulunu bitirene kadar.” Alya adamın sözleriyle rahatlamıştı. Eğer ikna edebilirse köyde de kendileriyle yaşamasını istiyordu. İkili karşılıklı çayını içerken Alya arada kocasına kaçamak bakışlar atıyordu.

“Söyle hadi ne söylemek istiyorsan.”

“Biliyorum son zamanlarda yol masrafı çok yaptık ama haftaya ikizleri hastaneden çıkaracaklar. O gün orada olmak istiyorum.” Cenk kızın sözlerine gülümseyerek karşılık vermişti.

“Sonunda çıkıyorlar ha, birlikte gideriz. Bende orada olmak isterim,” dediğinde Alya sevinçle ellerini çırpmıştı.

“Ay çok güzeller Cenk, yeğenlerimi görmen lazım. O kadar tatlılar ki… Birazda olsa kilo aldılar ve daha sağlıklılar.” Cenk başını sallarken Arya’nın ona attığı resimleri açarak kocasına göstermeye başlamıştı.

“Sence bizim de ikizlerimiz olur mu?” Cenk’in sorusuyla genç kız güçlükle yutkunmuştu. Adamın hevesle kendisine bakmasıyla geriye çekilerek hafif gülümsedi.

“Bilmiyorum, Allah nasip ederse olur elbet. Ama ben Arya kadar dirayetli olamayabilirim.” Cenk uzanarak kızın elini avucunun içine hapsetmişti.

“Sen harika bir anne olacaksın. Kendine biraz güven.”

“İnşallah…” Alya çayı biten adamın çayını tazelemek için yerinden kalkarken Cenk hızlanan yağmuru izlemeye devam etmişti. Yarım saat sonra Akasya’nın gelmesiyle evine inen genç adam akşam yemeği için ikilinin aşağıya inmesini söylemişti. Final sınavları yaklaştığı için Akasya ve Alya ders çalışmasına hız verirken Alya hem okulda hem evde ders anlattığı için oldukça yorucu günler geçiriyordu.

“Bunlar ne Akasya?” Alya genç kızın getirdiği iki büyük çantaya bakarak sormuştu.

“Ah onları annem sana gönderdi.”

“Bana mı? Ne ki bunlar?” Alya çantaları alarak koltuğun üzerine dökerken şaşkınlıkla çantadan dökülenlere bakmıştı. Bir çantadan patik ve lifler dökülürken diğerinden havlu ve oyalı yazmalar dökülmüştü. Hepsi de oldukça kaliteliydi.

“Akasya bunlar çok fazla, kabul edemem.”

“Saçmalama Alya, annem onları senin için yaptı. Ne zamandır el işi yapıyor. Birkaç arkadaşı da hediye gönderdi. Bizimkilerin adetidir. Evlenecek kıza hediye çeyiz verirler.”

“Ama bunlar çok fazla değil mi? özellikle yazmalar ve havlular.” Alya’nın sorusuna Akasya omzunu silkerek cevap vermişti.

“Sen birde bana yaptıklarını gör. Tek kız olunca çeyizde fazla oluyor. Üstelik dantel sevmememe rağmen sürekli örüyor.”

“Allah razı olsun ne diyelim. Keşke zahmet etmeseydi.” Alya yazmaların ince işçiliğine hayran olurken en az yirmi adet yazma saymıştı. Bir o kadar da havlu vardı. Üstelik hepsinde de dantel vardı. İç çekerek hepsini tekrar katlayarak çantalara koymuştu.

“Senden de Allah razı olsun Alya, sen olmasaydın bu dönemi kolay atlatamazdım. Hakkını helal et olur mu?”

“Aşk olsun Akasya, ne hakkı. Senin sayende bende bilgilerimi tazeliyorum.” Akasya gülümseyerek genç kıza sarılmıştı.

“Ah unutmadan annem senin için dantel yapıyor, nevresim takımı diktirecekmiş.” Alya geri çekilerek kıza bakarken başını iki yana sallamıştı.

“O zaman ücretini vereyim. Bunlar çok pahalıdır Akasya. Annene söyle ücreti almazsa kabul etmem.”

“Git de kendin söyle ben aranıza girmem. Hem merak etme annemin tanıdıkları olduğu için malzemeleri ucuza alıyor. Dikimi de kendisi yapıyor.” Alya ne diyeceğini bilememişti. Kendi annesi de birçok hazırlık yapmıştı. Hiç yoktan birçok takımı olmuştu. İkili akşam yemeğine kadar ders çalışırken Akasya arada genç kıza takılıp duruyordu. Deniz hanımla kalacağı içinde oldukça mutluydu. Düğün için her şey hazır sayılırdı. Sadece gelinlik alınacaktı. Beklenen güne sayılı günler kala heyecan da artıyordu!

***

Yukarıda sorduğum sorulara cevap verirseniz çok sevinirim. Şimdiden teşekkür ederim!

59. BÖLÜM <<<<<<<——–>>>>>>> 61. BÖLÜM

28290cookie-checkGelincik Çiçeği 60. Bölüm