S.S. Kalpler 18. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Ramazan girdi, bayram oldu derken bölüm günleri şaştı. Bu yüzden bölüm günlerine güncelleme yapılacak. Eskiden odluğu gibi Asil Kan 2 hikayesi pazartesi günü yayınlanacak. Sevgiye Susamış Kalpler içinde Çarşamba gününü düşünüyorum. İnstagramda anket yapacağım. Sizlerde katılabilirsiniz. Keyifli okumalar!

****

Genç adam karısının ardından iç çekerek bakarken aklında birçok düşünce vardı. Babaannesinin neden bu şekilde davrandığını çözmesi gerekiyordu. Amcası gerçek amcası değildi ve babasının bundan haberi olmadığını biliyordu. Yaşlı kadını durdurmanın tek yolunun bu sırrın perde arkasında saklı olduğunun farkındaydı. Kimden doğru bilgi alabileceğini düşünerek çalışma odasına doğru ilerlerken merdivenlerden çıkan çalışan kızdan çalışma odasına kahve istemişti.

Çalışma odasının kapısından içeriye girdiğinden odanın havasız oluşundan hoşlanmayarak pencereyi açıp içeriye temiz hava girmesini sağladı. Bir süre dışarıda ki manzarayı seyrettikten sonra odanın kapısının tıklatılmasıyla başını kapıya çevirdi.

“Gel,” diye seslenen genç adam çalışan kızın elinde kahveyle odaya girip masaya yönelmesini izlemişti.

“Yonca Hanım geldi mi?” aklına gelen kardeşinin emanetiyle sormuştu.

“Geldi ağam, kendisi odasına çekildi.”

“Öğretmen hanıma onunla konuşmak istediğimi söyle, müsaitse çalışma odasına gelsin.” Genç adamın sözleriyle çalışan kız başını sallayarak odadan çıkmıştı. Kapının kapanmasıyla masaya geçen Erhan, bilgisayarını açarak planladığı yeni projesine göz atmaya başlamıştı. Birkaç dakika sonra odanın kapısı yeniden tıklandığında Yonca’nın içeri girmesi için seslendi.

“Gelin Yonca Hanım,” diyen adam yerinde dikelirken genç kız ağır adımlarla adama yaklaşmıştı.

“Bir sorun mu vardı?” Erhan genç kızın tedirgin olduğunu anladığında hafif gülümseyerek başını sallamıştı.

“Yok sadece sizinle konuşmak istediğim bir konu vardı. Öncellikle nasılsınız, yerleşebildiniz mi?”

“Teşekkür ederim, şimdilik iyiyim. Misafir ettiğiniz için teşekkürler.”

“Duymamış olayım. Bir ihtiyacın olursa Çisem’den ya da benden istemekten çekinme. Sen bize emanetsin. Ben seninle Narin hakkında konuşacaktım.” Kızının adının geçmesiyle Erhan’ın yüzü hemen yumuşamıştı.

“Narin’e bir şey mi oldu?”

“Biliyorsunuz, Narin’i sizin olduğunuz okula yazdırdım. Daha önce evden hiç ayrı kalmamıştı. İçe kapanık bir çocuktur, onunla okulda ilgilenmenizi isteyecektim.”

“Öğrenciler arasında ayrım yapmayı etik bulmuyorum Erhan Bey,” Yonca’nın sözlerine gülen Erhan başını iki yana salladı.

“Yanlış anladınız beni, ayrımcılık yapmanızı istemiyorum. Bilmem biliyor musunuz ancak eski karım döndü. Kızımın güvenliğinden endişe ediyorum. Neriman’ın ne yapacağı belli olmaz. Korumalar olacak ancak Neriman’ın kızımı okuldan çıkarmasına asla izin verilmemesini istiyorum.” Erhan karısını görür görmez aklına ilk kızının güvenliği gelmesi ne acı bir durumdu. Neriman para için her şeyi yapacak bir kadındı.

“Anlıyorum ancak biraz abartmıyor musunuz? Sonuçta kızınızın annesi kendisi, çocuğuna zarar vermeyecektir.”

“Siz onu tanımıyorsunuz, Neriman’ın para için yapmayacağı şey yoktur. Lütfen okulda kızımdan gözlerinizi ayırmayın. Bir gariplik hissettiğinizde hemen beni veya Çisem’i arayın.” Yonca başını sallarken içinden de nereye düştüğünü düşünüyordu. Yonca odadan ayrıldıktan sonra odaya babası girmişti.

“Müsait misin Erhan, konuşmamız lazım.” Babasının birden söze girmesiyle genç adam elindeki kahve fincanını masaya bırakmıştı.

“Babaannem hakkında konuşacaksan kararım kesin baba, sabah gidiyorlar.”

“Yaşlı kadın tek başına o evde ne yapar Erhan, bırak kalsın.”

“Yalnız değil ki baba, yanında çok sevdiği küçük yeğeni de gidecek. Karıma saygı duymasını öğrenecek baba bu konuda kararlıyım. Yıllardır annemin çektiğini benim karım çekmeyecek.” Hikmet Bey oğlunun sözleriyle donup kalmıştı. Yaşlı adam masanın önündeki koltuğa yığılır gibi otururken derin bir nefes aldı.

“İyi bir baba, iyi bir koca olamadım değil mi Erhan? Sizlerin arkasında hiç durmadım. Kendimi işe o kadar kaptırdım ki ne sizi ne annenizi görmedi gözüm.” Erhan babasının sözleriyle yüzünü asmıştı. Yaşlı adamın hakkını yiyemezdi. Belki kendilerini ihmal etmişti ama başladı sıkıştığında da babası hep arkalarında olmuştu. Üstelik babasının ağalığı döneminde aşiret barış ve huzur içinde yaşamıştı.

“Kendine haksızlık etme, burada kız çocukları biraz olsun eğitim alabiliyorsa senin sayende, senin çabaların bunu başardı.”

“Ama anneni koruyamadım. Ona yardım edemedim. Ben o kadar kör olmuştum ki evlenmek için uğruna babama yalvardığım kadını mutlu edemedim.”

“Annem senin bir gülümsemenle mutlu olurdu, yapma böyle. Ayrıca ben sana bir şey soracaktım. Bizim hiç aile büyüğümüz yok mu baba?”

“Aile büyüğümüz mü? Nereden çıktı şimdi bu?” Hikmet Bey merakla oğluna bakmıştı.

“Merak ettim, geçenlerde Çisem’in dayısını görünce senin dayın ya da halan yok mu diye. Bu konakta hiç sözleri geçmedi, bildiğim tek kişi yıllar önce ölen bir dayın olduğu.” Hikmet Bey bir süre düşündükten sonra babasının çok önceden bahsettiği bir halası olduğunu hatırlamıştı.

“Aslında bir halam vardı ama hala yaşıyor mu bilmem. Kaçarak evlendiği için babam onu silmişti.”

“Dedem öldükten sonra onu aramadın mı?” Hikmet Bey başını olumsuz bir şekilde sallarken iç çekerek konuşmuştu.

“Babam adını bile ağzına almazdı. Kaçtığı için babamla annem berdel yapmak zorunda kalmıştı. Sanırım bu yüzden onu affetmedi.”

“Berdel mi?” Erhan şaşkınlıkla babasına bakmıştı. “Babaannemle dedem berdelle mi evlendi?”

“Evet, bende tesadüfen öğrenmiştim. Annem ailesiyle görüşmek istemiş ama babam izin vermemişti. Hatta o aile halamları aileden sürmüştü.”

“Nasıl yani? Halan evlendiği ailede de mi istenmedi.” Hikmet Bey başını sallayarak oğlunu onaylamıştı.

“Öyle, halam istenmeyen gelin olduğu için aile büyük oğullarını reddetmiş. Eniştem de halamı alıp buralardan temelli gitmiş.”,

“Yani bir yerlerde kuzenlerin olabilir?” yaşlı adam buruk bir şekilde gülümseyerek oğluna bakmıştı.

“Öyle, dedenin ölmeden birçok şeyi neden senin üzerine yaptığını anladın sanırım. Babam kendi oğluna güvenmedi. Halama hakkı olan mirasını vereceğimi biliyordu. İşlere o kadar odaklanmıştım ki sen sorana kadar bir halam olduğunu dahi unuttum.”

“Peki amcan var mıydı?”

“Yok, deden tek erkek çocuktu. İki hala vardı, biri hastalıktan vefat etti. Diğeri de kaçtı.” Erhan düşünceli bir şekilde yaşlı adama bakmıştı.

“Büyük halamı bulmak istersem bana çok kızar mısın baba?” yaşlı adam üzgün bir şekilde oğluna bakmıştı.

“Asıl bulmazsan kızarım Erhan. Üzerimde kimsenin hakkı olmadan ölmek istiyorum. Benden vasiyet olsun sana, eğer ben yapamazsam halama hakkı olan mirası sen ver. Yaşamıyorsa çocuklarına ver.” Erhan babasının adaleti karşısında gülümseyerek başını sallamıştı.

“Yarından itibaren büyük halayı aramaya başlayacağım, adı neydi halanın?”

“Sevcan Kaleli…” Erhan not alırken babasından diğer bilgileri de alıp babasının odadan çıkışını izlemişti. Babasıyla annesini bir süreliğine tatile göndermeyi planlayan genç adam geç olduğunu düşünerek odasına gitmeye karar vermişti.

***

Sabah uyandığında duyduğu seslerle hızla yerinden kalkmıştı genç kadın. Yanında Erhan’ın olmadığını görünce komodinin üzerindeki küçük saate baktığında saatin 10:30 olduğunu görünce duraksadı. İlk kez bu kadar uyumuştu. Yeniden kulağına bağırış sesi gelince üzerine sabahlığını alarak hızla sesin geldiği yere doğru ilerlemişti. Dairesinden çıktığında bağırışa eklenen ağlama sesiyle dişlerini sıkarak koşar adım merdivenleri indi. Bahçenin bir köşesinde Neriman denen kadın Narin’i kolundan yakalamış ona kızıyordu.

“Sana kes sesini dedim, daha dikkatli olacaksın. Burada koşmayacaksın.” Çisem son anda kadının elini tutup sert bir şekilde onu kenara fırlatmıştı.

“Anne!” Narin ağlayarak Çisem’e sarılırken genç kadın küçük kızı kucağına alarak sakinleştirmeye çalışmıştı.

“Senin annen benim, o kadın değil.” Neriman’ın gereksiz yükselişiyle Sevim Hanım da olaya dahil olmuştu.

“Ne oluyor burada?”

“Anne Narin’i odaya çıkarır mısın?” Sevim Hanım ağlayan torununu kucağına aldığında Çisem’in gözleri alev almış bir şekilde Neriman’a odaklanmıştı. Kadının üzerinde dünkü kıyafetinin bir benzeri olan sarı renk elbise vardı.

“Sen az önce benim kızıma mı bağırdın?” Çisem’in sesi oldukça soğuk çıkmıştı.

“O senin değil benim kızım, ben doğurdum onu!” Neriman’ın sözlerini kaile almayan genç kadın sivri tırnaklarını kadının koluna batırarak sıkıca tutmuştu.

“Sen benim kızımın canını yakmaya nasıl cüret edersin?” Çisem’in gözleri koyu mavi tona bürünürken yanlarına gelen iki yaşlı kadını umursamadan sertçe tuttuğu kadını konağın bahçe kapısına doğru sürüklemeye başlamıştı.

“Bırak beni, ne yaptığını sanıyorsun?” Çisem kadını duymazdan gelirken Nedret Hanım araya girerek “Gelin Hanım bırak torunumu, bu ne hadsizlik!” diye çıkışınca Çisem sert bakışlarını bu kez yaşlı kadına çevirmişti. Yaşlı kadın yutkunurken kapıyı açarak Neriman’ı konaktan dışarına savurmuştu.

“Defol evimden, seni bir daha bu kapıdan içeri girerken görürsem mahvederim.”

“Beni kovamazsın! Buna hakkın yok, o benim kızım.” Neriman bağırıp çağırırken yakın evlerde yaşayanlar şaşkınlıkla iki kadına bakıyordu. Çisem kapıda bekleyen korumalara dönerek “Bu kadın konağa girerse kendinize başka il bulursunuz.” Adamlar şaşkınlıkla birbirine bakarken Çisem sinirle bağırmıştı.

“Anlaşıldı mı?”

“Anlaşıldı Hanım ağam.” Çisem konağın kapısını Neriman’ın yüzüne kapatırken Neriman dışarıdan tehdit edercesine bağırıyordu.

“Bunun hesabını vereceksin, sana bu yaptığını ödeteceğim.”

“Açın kapıyı,” Nedret hanımın sert sesiyle Çisem’e bakan korumalar Çisem’in sözleriyle yutkunmuştu.

“Sizin Hanım ağanız benim, benden başka kimseden emir alamazsınız. Nedret Hanım konaktan çıkarsa bir daha girmeyecek. O kadın bu konaktan içeriye adım atarsa sizden bilirim.” Çisem hala ağlama sesini duyduğu küçük kızın yanına hızlı adımlarla ilerlerken arkasından nefretle bakan iki yaşlı kadın bırakmıştı.

“Anne ne yapacağız? Neriman’ı konağa alırsak bu kadın bizi konaktan atar.” Hesna’nın sözleriyle Nedret Hanım ters bir şekilde gelinine bakmıştı.

“O kadar kolay değil, bu konak benim. Bunca yol boşuna uğraşmadım. Neriman bu konağa yeniden girecek, planlarımız için o kadına ihtiyacımız var.”

“Nasıl olacak? Ne Erhan ne de şu kadın buna izin vermez.”

“Sen öyle san!” yaşlı kadın hızlı adımlarla odasına çekilirken Sevim Hanım kayınvalidesinin son sözlerini duyduğu için endişelenmişti. Yaşlı kadın bir şeyler çeviriyordu ve bu durum Sevim hanımı korkutmaktan başka bir şeye yaramıyordu.

“Kızım iyi misin?” Sevim Hanım gelinine bakarak sormuştu.

“İyi değilim anne, kızımın haline bak hala titriyor. O kadın ne yaptı kızıma?”

“Çisem,” Sevim hanımın ciddi bir şekilde adını söylemesiyle genç kadın bakışlarını yaşlı kadına çevirmişti.

“Bir şey mi oldu anne?”

“Dikkatli ol kızım, Nedret Hanım hafife alınacak bir kadın değil. Yıllardır ne hayatlar söndürdü bilemezsin. Hikmet aşiretin başına geçene kadar aşireti bir bakıma Nedret Hanım yönetiyordu. Görünen de kayınbabamdı ağa ama asıl olan Nedret’ti yöneten. Etrafında birçok pis insan var, dikkat et. Sakın tedbirsiz gezme. Bu gün olanlar yüzünden senden hesap sormak isteyecektir.”

“Merak etme anne, bir hukukçu olarak adalete güveniyorum. Bundan sonra ona pabuç bırakmayacağım.”

“Sen yine de dediklerimi yabana atma. Çocuklara kadar elleri uzanır onların.” Çisem kadının sözleriyle dişlerini sıkmıştı. Kucağında uyuya kalan küçük kızın iç çekmesiyle “Kimse çocuklarıma dokunamaz, dünyayı başlarına yıkarım.” Sevim Hanım gelininin ani çıkışıyla yutkunmuştu. Çisem’i konağa geldiğinden beri ilk kez bu kadar ciddi görüyordu. Olanları oğluna haber vermek için Çisem’in yanından ayrılırken oldukça endişeliydi. Çisem’in gerekli önlemleri alacağına inanmıyordu. Bu yüzden oğluna meseleyi açması gerekiyordu.

****

Genç adam gözlerini araladığında yanı başında uyuyan karısına gülümseyerek bakmıştı. Başını hafif eğerek karısının saçlarına yüzünü eğerken derice kokusunu içine çekti. Huzurla iç çekmişti. Kollarında ki kadın huysuzlanarak arkasını dönerken genç adam bu kez karısının ensesini öperek “Karıcım,” diye yumuşak bir sesle seslenirken genç kadın mırıldanarak yeniden dönmüştü. Bu kez başını kocasının göğsüne yaslarken adam huzurla bu isteğe cevap vermişti.

“Saat kaç?” kadının mırıldanmasıyla adam saate bakarak cevap verdi.

“Dokuza geliyor, kalkmamız lazım.”

“İşe gitmeyeceğiz neden kalkıyoruz. Çok yorgunum,” diye yakınan genç kadın adamın sözleriyle yüzünü buruşturmuştu.

“Gitmek zorunda mıyız? Biraz daha uyusak ya…” Asaf karısının nazlanmasına gülerek başını sallamıştı.

“Dünde aynısını söyledin Çisil, çok uzağa gidecekmiş gibi davranıyorsun. Evin’e ayıp olacak artık.” Çisil kocasının kollarından çıkarak sırtını yatağın başlığına dayayarak oturmuştu. Dağılan sarı saçlarını geriye doğru çekerek yüzündeki parlak gülümsemesiyle kocasına dönmüştü.

“İyi bari hazırlanıp çıkalım, o zaman.” Genç kadın yataktan kalkarken Asaf iç çekerek arkasından bakmıştı. Yeni evlenmişlerdi ancak sanki uzun zamandır evlilermiş gibi birbirine uyum içinde hareket ediyorlardı. Asaf yataktan kalkarak örtüyü iyice açmıştı.

“Hayatım bu gün annemlere uğrayacak mıyız?” Asaf seslenerek karısına sorarken genç kadın banyodan başını dışarıya uzatarak cevap vermişti.

“Akşama doğru gideriz Asaf, annemler bu gün vakıftadır.” Asaf odanın penceresini açarak içeriyi havalandırırken dağınıklık olup olmadığına kontrol ederek karısının yanına gitmişti. Genç kadın yüzüne sürdüğü temizleyiciyle yanına gelen kocasına bakmıştı.

“Şunları kullanmandan hoşlanmıyorum, içerikleri sağlıklı değil.” Çisil yüzünü yıkayarak kendine ait havluyla kurulamıştı. Asaf karısının hemen yanına geçerek aynadan aksine bakmıştı.

“Merak etme, doğal kullandığım ürünler. Bir doktor olarak sana hiç yakıştıramadım bu sözleri.” Asaf kollarını genç kadının beline dolayarak başını omzuna yaslayıp kokusunu içine çekmişti.

“Öyle bile olsa kokunu bastıran şeyleri sevmiyorum,” Asaf’ın sözlerine gülümseyen kadın atik bir hareketle kollarının arasından çıkmıştı.

“Neyse canım hadi hazırlan da çıkalım. Biraz Araf ile vakit geçiririm.” Çisil odaya geçtiğinde kocasının örtüsünü açtığı yatağı düzelterek giyinme dolabına yönelmişti. Kendi bölümündeki kıyafetlere bakarken bu gün içinden elbise giymek gelmişti. Ablasının düğünü için gittiği Urfa’da aldığı dizlerinin hemen altında biten kırmızı küçük çiçekli elbiseyi giyerken aynanın karısına geçerek uzun dalgalı saçlarını iki yandan geriye tutturmuştu.

“Hazır mısın hayatım?” Asaf kendi kıyafetlerini almak için odaya girdiğinde karısını ayna karşısında görünce yutkunmuştu. Çisil’in kendi yöresel renklerinin içinde görmek Asaf’ı mest etmişti.

“Hazırım, hadi sende hazırlan…” Asaf’ın bakışlarını gören Çisil yutkunarak duraksamıştı.

“Ne oldu neden öyle bakıyorsun?”

“Çok yakışmış sana bu elbise, ne zaman aldın?”

“Ablamın düğününe gittiğimde almıştım. Güzel mi?” eliyle karın kısmını düzelterek yeniden aynaya dönmüştü. Asaf karısının yanağını öperek “Çok güzel, sen giyersin de güzel olmaz mı?” dediğinde Çisil aynadan kocasına bakmıştı.

“Çok oyalandık Asaf, hadi…” Çisil odadan çıkarken hızla aşağıya inmişti. Giyeceği ayakkabıyı da hazırladıktan sonra kocasının yanına gelmesini beklemişti. Asaf’ın da ona katılmasıyla ikili evden çıkıp biraz ilerdeki eve doğru yürümeye başladı.

“Elimiz boş mu gideceğiz, keşke bir şey alsaydık.”

“Sorun değil hayatım sonra hediyemizi alırız. Bu gün kahvaltı yapacağız sadece.”

“İçim rahat etmiyor ama…” Asaf kolunu karısının omzuna atarak geldikleri evin bahçesine girerek kapıya doğru ilerlemişti.

“Hadi güzelim,” diyen genç adam kapının ziline bastığında içeriden kardeşinin “Ben bakarım,” diye seslenmesini duyduğunda adam gülümsemişti. Gürsel’in kapıyı açmasıyla üzerinde ki mutfak önlüğünü görünce Asaf tek kaşını kaldırarak kardeşine bakmıştı.

“Hayırdır Gürsel, gelin hanım kahvaltıyı sana mı hazırlattı?” abisinin muzip bakışlarına aldırmayarak cevap vermişti.

“Hayat müşterektir abicim, sen yengeme yardım etmeyecek misin?” Asaf genç adamın sözleriyle bakışlarını kaçırırken kocasının nasıl biri olduğunu bilen Çisil ikilinin atışmasını sadece gülümseyerek izlemişti.

“Hadi geçin kahvaltıyı arka bahçeye kurduk. Evin Araf’ın üzerini değiştiriyordu. Yedirirken biraz batırdık ortalığı,” diyen Gürsel kenarda duran terlikleri ikilinin önüne bırakmıştı. Çisil önden içeriye girerken üst katın merdivenlerinden aşağıya inen genç kadını ve kucağındaki çocuğu görünce gülümsemişti.

“Şu sevimliliğe bak sen…” Çisil kocaman gülümseyerek Evin’in kucağından Araf’ı alarak sevmeye başladığında genç kadının kendini karşılamasına karşılık vermişti.

“Hoş geldin Çisil abla, nasılsın?”

“Hoş buldum canım aldım güzel haberinizi çok sevindim.”

“Sayende abla, Allah senden razı olsun!”

“Ben bir şey yapmadım, Allah sizden de razı olsun.” Asaf karısı ve Evin’in neden bahsettiklerini anlamadığı için merakla bakıyordu.

“Hadi bahçeye çıkalım, ayakta kaldınız.” Evin ikiliyi bahçeye davet ederken Gürsel de çayı almak için mutfağa geçmişti. Asaf karısı ve Evin’in ne ara bu kadar yakın olduklarını düşünürken Evin Asaf’ı fark edince utanarak bakışlarını kaçırmıştı. Çisil ile konuşurken Asaf’ın varlığını unutmuştu.

“Hoş geldin abi, kusura bakma ben…” Asaf kadının mahcup haline gülümseyerek başını iki yana sallamıştı.

“Bakıyorum da ailede pabucumu şimdiden dama attın karıcım, baksana benim varlığımı unuttu seni gören.” Çisil kocasının takılmasına gülerek başını sallamıştı.

“Ne sandın benim girdiğim ortamda senin esamen bile okunmaz kocacım.” Diyerek ona takılmıştı.

“Öyle olsun bakalım, sen mutlu ol da benim adım bile geçmesin.” Çisil yüzünü asarak kocasına bakmıştı.

“Bir daha bu şekilde konuşma, hadi çok açıktım ben.” Evin kol kola bahçeye çıkan ikilinin arkasından bakarken Asaf’ın küçük oğlanı kendi kucağına alışını iç çekerek izlemişti.

“Ne oldu, neden öyle bakıyorsun?”

“Araf kucaklarına çok yakıştı değil mi? İnşallah yakında kendi bebekleri de olur.” Gürsel karısının sözlerine gülerek başını sallamıştı.

“Abim çocukları çok sever biliyorsun. Yengem de ondan aşağı kalmaz…” elindeki çaydanlığı bahçedeki küçük tüpün üzerine bırakarak masadaki yerine geçmişti. Evin oğlunu yanında ki mama sandalyesine otururken Asaf uzanarak bebeğin yüzünü okşamıştı.

“Ee anlatın bakalım ne yaptınız biz yokken?” Asaf’ın sorusuyla olanları anlatan Gürsel, Araf’ın ameliyatla görme olasılığı olduğunu söylediğinde Asaf şaşırmıştı. Kendisi de doktordu ancak bebekteki değişimi hiç fark etmemişti. Gerçi Urfa’ya çok sık gitmediği için anlamamasına da imkan yoktu. Karısının bir kere görmesiyle bebeğin ışığa tepki verdiğini anlaması karşısına hayranlıkla ona bakmıştı. Keyifli geçen kahvaltıdan sonra Çisil ve Evin masayı toplarken erkekler de kendi aralarında sohbet etmeye başlamıştı. İkindiye kadar birlikte vakit geçirdikten sonra çift ailesinin evine gitmek için evlerine geçmişti. Hazırlanan ikili önce alışveriş yapmış sonrada Çisil’in ailesinin evine gitmişti.

***

Genç adam sinirliydi… Olanları duyduğunda sinirden deliye dönmüştü. Annesinin anlattıkları karşısında babaannesini durdurmanın tek yolunun büyük haladan geçtiğini anlayarak kadını araması için hemen en iyi adamları görevlendirmişti. Yıllardır Urfa’da olmadıkları için bulmak biraz zor olacaktı ancak Erhan vazgeçmeyecekti. Erhan işlerini bitirerek konağa doğru yola çıkarken sekreterin son anda eline verdiği davetiyeye bakmıştı. Tarihini görünce kaşlarını çatarak adama baktı.

“Bu ne?”

“Size gönderdiler ağam, düğün davetiyesi.”

“Onu anladık neden şimdi veriyorsun? Düğün akşamaymış, şimdi mi haber verilir?” adam mahcup bir şekilde bakışlarını kaçırırken genç adama cevap vermişti.

“Ağam davetiye bu gün geldi. Bizim bir kabahatimiz yok.” Erhan sıkıntıyla nefesini dışarıya verirken başını sallayarak şirketten ayrılmıştı. Ağalardan birinin oğlunun düğününün davetiyesi elinde duruyordu ve aşiret reisi olarak düğüne gitmemezlik yapamazdı. Üstelik karısını da bu düğüne götürmek zorundaydı. Telefonu eline alarak önce adamlarından birine düğünde takmak için güzel bir takı almasını söylemişti. Daha sonra evi arayarak annesine karısının hazırlanması için haber vermesini söylemişti. Kendisi Çisem’e ulaşamadığı için özellikle annesinden rica etmişti. Biliyordu ki Hanım ağanın nasıl hazırlanması gerektiğini en iyi annesi bilir ve karısına yol gösterirdi.

Genç adam sıkıntıyla yolda ilerlerken aklına eski karısı gelmişti. Neriman’ın birden ortaya çıkmasından hoşlanmamıştı. Babaannesinin maşası olan bir kadının neler yapabileceğini düşünmek bile istemiyordu. Araba konağın büyük avlusundan içeriye girdiğinde sabahın aksine bahçe oldukça hareketliydi. Anlaşılan en son düğünden kendisinin haberi olmuştu.

“Oğlum hoş geldin, hadi hemen hazırlan.” Sevim Hanım oğlunu karşılarken bakışları az ilerdeki eltisi ve kayınına kaymıştı. Hesna her zamanki gibi ilk hazırlanan kişi olmuştu. Sabahtan beri ortalıkta görünmemesine şaşmamak gerekiyordu. 

“Sen neden hazırlanmadın anne?” Erhan annesini günlük kıyafetle görünce sormadan edememişti.

“Ben gelmeyeceğim oğlum, çocukları kime bırakacaksınız? Sen karını da al git, nasılsa ağa sensin.”

“Olmaz öyle şey, şunlar geliyorsa sizin de gelmeniz münasiptir. Hadi gidip hazırlan.”

“Çocuklar ne olacak?”

“Onları bakacak birini ayarlarım ben, Narin’i götürmek isterdim ama düğün geç biter.” Erhan boğazını temizleyerek araya giren Yonca’ya dönünce Sevim Hanım hemen genç kıza gülümsemişti.

“Bir şey mi isteyeceksin kızım? Akşam yemeği birazdan hazır olur.” Yonca başını iki yana sallayarak Erhan’a bakmıştı.

“Eğer sizin için sorun olmazsa çocuklarla ben ilgilenebilirim. Kafam dağılmış olur biraz.”

“Sana zahmet olmasın kızım?” Sevim Hanım oğlunun yerine cevap verirken Yonca utanarak bakışlarını kaçırmıştı. Konağa geldiğinden beri diğer aile üyelerinin aksine Sevim Hanım ona hep yakın davranmıştı. Kadının sıcak davranışları Yonca’ya annesini hatırlatıyordu.

“Aksine çok memnun olurum. Canım sıkılıyordu zaten çocuklarla vakit geçirmek beni mutlu eder.”

“Peki o zaman çocuklara bizim dairede ilgilenirsin. Biz gelene kadar da kapıyı kilitli tutarsın.” Yonca genç adamın neden bu şekilde konuştuğunu anlamasa da başıyla onu onaylamıştı.

“Bende o zaman hazırlanayım oğlum, hadi sende odana gidip üzerini değiş. Çisem hazırlanmıştır.”

“Anne emanetleri verdin değil mi?” Erhan kadına sorarken Sevim Hanım gülümseyerek başını sallamıştı.

“Verdim ama takar mı bilmem!” Erhan gülümseyerek merdivenlerden çıkmaya başlamıştı. Aşiretin Hanım ağası olarak üzerindeki kıyafete,  takılara özen göstermesi gerekiyordu.

“Anne çok güzel oldun!”

“Öyle mi hayatım, sen daha güzelsin ama…” Çisem aynadaki aksine bakarken Narin’in sözleriyle ona dönmüştü. Sevim hanımın seçimiyle dizlerinin hemen altında biten yeşil bir elbise giymişti. Üsten bedenine tam oturan elbise ince belini gözler önüne sererken belden aşağısı çan şeklinde genişliyordu.

“Bence de çok güzel oldun!” Erhan hayran bir şekilde karısını incelerken dağınık topuzundan iki yana bırakılmış saçları yüzünü daha bir hoş göstermişti.

“Hoş geldin, nereden çıktı bu düğün?”

“Benimde gelirken haberim oldu. Aşiretin reisi olarak gitmek zorundayız.”

“Anlıyorum ama bunları takmak zorunda mıyım?” genç kadın iki kolunu kaldırarak dirseklere kadar olan altınlarını göstermişti.

“Maalesef hayatım, onlar senin kim olduğunu belli eden kaynaklar.”

“Daha çok görgüsüzlük… Ne vardı sade ince bir takı taksam? Ayrıca çok ağırlar ve kollarım şimdiden yoruldu.” Erhan karısına yaklaşarak yanağına değen saçını kulağının arkasına çekip hafifçe okşamıştı. Çisem hipnoz olmuş bir şekilde kocasına bakarken Erhan iç çekerek konuşmuştu.

“Eğer sana vereceğim şeyi takarsan kollarında ki bileziklerden yarısını çıkarmana izin veririm.”

“Ne takacağım, inan hiç önemli değil. Yeter ki şu ağırlıklardan kurtulayım.” Erhan karısının sözlerine gülerek başını iki yana sallamıştı. Giyinme odasına girerek dolabındaki kasayı açıp içindeki aile yadigârı geniş altı kemeri çıkarmıştı. Tekrar odaya girdiğindeyse Çisem elindeki kemeri görünce gözlerini sonuna kadar açtı.

“Bu ne?”

“Bu yıllardır ailemizde olan bir kemer. Eğer bunu takarsan bileziklerin belli bir kısmını çıkarırız.”

“Ama bu çok fazla!” Çisem kocasının uzanarak beline taktığı geniş işlemeli altın kemerin üzerine elini gezdirirken belinde koca bir taş varmış gibi hissetmişti. Aynadaki görüntüsüne baktığında ise şaşkınlığı daha da artmıştı. Ağırlığına rağmen kemer belinde aşırı zarif durmuştu. Altın tokasının üzerinde parlak zümrüt taşlarla süslenmiş, gül deseni verilmişti.

“Bu çok ağır aynı zamanda çok zarif, gerçekten çok güzelmiş Erhan… Teşekkür ederim.” Genç adam kemeri karısına o kadar yakıştırmıştı ki kemeri özellikle karısının beline göre yapıldığını düşünmeye başlamıştı.

“Çok yakıştı sana… Dedem bu kemeri evlendiğinde anneme vermiş gelinine versin diye. Annem bile takmadı bu kemeri…”

“İlginç, neden acaba? Benim takmam sorun olmayacak mı?”

“Kemer sana ait Çisem, istediğin gibi kullanabilirsin. Hatta amcamın karısına vermediği için babaannem çok kızmıştı dedeme. Bazı şeyleri şimdi daha iyi anlıyorum.”

“Ne demek istediğini anlamadım ama teşekkür ederim.” Çisem kollarını genç adama uzatarak altınları çıkarmasını istemişti. Erhan karısının iki kolundaki bilezikleri çıkarırken bir tanesinde birkaç altın künye, diğerindeyse annesinin verdiği takımın geniş iki bileziğini bırakmıştı. Kolları hafifleyen genç kadın gülümseyerek kocasına bakarken Erhan yeniden iç çekerek “Ben üzerimi giyineyim sonrada çıkarız,” dedi.

“Senin için takım ayarlamıştım, istersen duş al önce.” Erhan genç kadının sözleriyle gülümseyerek başını salladı. Banyoya girip duş aldıktan sonra üzerini giyinen genç adam salona döndüğünde karısını çocuklarıyla ilgilenirken bulmuştu.

“Onları ne yapacağız?”

“Yonca öğretmen ilgilenecek. İçin rahat olsun.” Çisem başını sallarken birkaç dakika sonra Yonca dairelerine gelerek onları uğurlamıştı. İkili kendi arabasına binerken diğer aile üyeleri onların peşinden arabalara binerek yola koyulmuştu. Düğün onlar için oldukça eğlenceli geçecek gibiydi…

Belki de geçmezdi, kim bilir!

***

Bakalım bundan sonra ne olacak. Umarım hikayenin gidişatı hakkında yorumlarınızla beni yalnız bırakmazsınız. Yorumlarınızı bekliyorum.

17. BÖLÜM <<<<<<<———>>>>>>> 19. BÖLÜM

30391cookie-checkS.S. Kalpler 18. Bölüm

13 yorum

  1. Emeğine sağlık Yazarcigim ❤️ babaanne ve Hesna gidemedi yine 😡 kocası ile zorla evlendiği için Hikmet beyi sevmiyor sanırım ve bu büyük hala babaannenin akrabası kaçtığı için ona sınırlı olup görüşmüyor sanırım ama bu ayırdığı sözde oğlu acaba o büyük halanin ve kaçan adamın oğlu mu ki ailesinden diye kayiriyor anlamadım :/ . Ay düğünu merak ettim 😀 ❤️ Araf’imizin iyileşmesini sabırsızlıkla bekliyorum ❤️ Erhan bence de anne babani yolla tatile yazık 🙁

  2. Ellerine sağlık sevgili yazarcım süper bir bölümdü ben bu babaanne olayını merak ettim gerçekten çok kötü bir kadın ve kendi torunlarına kin güdüyor nasıl bir kin güdüştür

  3. Sanki birseyler olacak ićkme sıkıntı ćòktü o kadar geç ögrenesinin bir nedini olmalı Erhan ağanın bwnce altından babaanne ve eski gelini çıkabilir bilemedim .

  4. Çisem doğru yaptı da babaanne uslu durmayacak.

    Instagramı bir süredir kullanmıyorum. oy hakkımı buradan kullanayım.

    Çarşamba olsun.

  5. Haftada 1 bölüm olması beni çok üzdü alışmıştık sık bölüm okumaya emeğine yüreğine sağlık

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir