Asil Kan II – 3. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Bölüme geçmeden önce lütfen okuyun. Orta uzunlukta bir açıklama olacak. Öncelikle seçimden sonra arkadaşımın düğünü için şehir dışına çıktım. Düğün biraz yorucu geçti açıkçası. Sonradan günübirlik bir tura katıldık ve oradan ikinci seçime kadar köyümüze geçerek halletmemiz gereken birkaç işi hallettik. Çoğu okuyucum nereli olduğumu biliyor. Trabzon’luyum ve şuanda çay hasadı başladı. Çay hasadına başlamadan önce bazı hazırlıklar yapılması gerekiyor. Onları hallederken yazmak için fırsat bulamadım. Bu haftaki bölümler gününde gelmeyecek diye duyuru yaptım ama pek gören olmadı sanırım. Oy için yeniden İstanbul’a gideceğim. Bir oyda bir oy ve vatandaşlık görevimi yerine getireceğim. Bunun için hikayelerin kısa da olsa bölümlerini yayınlayacağım ama gün veremiyorum. Seçimden sonra bölümler düzenli olarak gününde gelecektir. Anlayışınız için teşekkür ederim. Keyifli okumalar!

***

Gücün sonunun olmadığı zamanlarda krallıklar kendi kanlarından en güçlü olanı seçerek diğer güç kanlarına önderlik yapması için eğitiliyorlardı. Her birinin gücü diğerini dengelerken bazıları nefsine yenilerek gücünü kötü yönde kullanabiliyordu.

“Kraliçe Elizabeth!” genç kadın odasının kapısının vurulmasıyla gözlerini aralamıştı.

“Evet!”

“Kral Adrian saraya teşrif ettiler, kralımız sizi huzura bekliyor.” Kapıdan konuşan hizmetliyle genç kadın yatağından kalkarak üzerini değiştirmeye başlamıştı. Kenarda duran sağandaki suyla yüzünü yıkarken yanı başında miskince uyuyan hayvana bakmıştı. Kenarda duran Gorion Krallığına ait pelerini giyerek taht salonuna doğru ilerlemeye başlamıştı. ne kadar kendi ülkesinde olsa da o başka bir ülkenin kraliçesiydi ve ona göre hareket etmeliydi. Üstelik kral eşi onların sarayına teşrif etmişti. Genç kadın kraliçeye yakışacak bir edayla yürürken hemen arkasından jaguar genç kadını takip ediyordu. Hayvanın asaleti göz kamaştırsa da kehribar gözleri korku salıyordu.

“Gorion Kraliçesi Elizabeth!” kapı görevlisinin takdimiyle taht salonuna giren genç kadın yöneticilerin toplandığı ana salondan içerine girmişti. Ağabeyinin hemen yanı başında kocasını görünce hafif baş eğmeyle selamlamıştı.

“Beni çağırmışsınız kralım!” genç kadın ağabeyini selamlayarak yerinde durmuştu. Drew iki yanda sıraya dizili olan saray erkanına kısa bir bakış atarak genç kadını cevaplamıştı.

“Kraliçe Elizabeth, evlenmiş olsanız da siz bu ülkenin prensesisiniz. Bu yüzden doğan prensler için bir kutlama düzenlenecek. Dolayısıyla bu kutlamayı sizin düzenlemenizi isteyecektim. Malum kraliçe zor bir doğum gerçekleştirdi. Ana kraliçenin de yataktan kalkmasına izin yok. Sarayda en yetkili prenses siz olduğunuz için bu işin üstesinden geleceğinize eminim.” Genç kadın önce kocasına bakarak ondan onay almıştı. Sonrada diğer saray yetkililerinin homurtuları altında emri uygulayacağını bildirmişti.

“Başka bir arzunuz yok ise ben prenses Almira’ya bakacaktım.”

“Bende sizinle geleyim kraliçem, nitekim henüz doğan kardeşimle danışmadım.” Adrian saraya gelir gelmez Drew’in toplantısına katılmak zorunda kalmıştı. Karı koca taht salonundan çıkarken genç kadın oldukça heyecanlıydı. Birkaç gündür kocasını görmüyordu. Kapı arkalarından kapanır kapanmaz Adrian dayanamayarak karısını kollarına çekerek sıkıca sarıldı.

“Ne yapıyorsun Adrian, biri görecek.”

“Karımı özledim sarılamaz mıyım?”

“Elbette ancak uluorta değil. Hadi gidip anneni görelim. Seni uyarıyorum çok tatlı bir kız kardeşin var.” Adrian karısının sözleriyle duraksayarak ona bakmıştı.

“Kız mı? Prenses mi oldu!” dediğinde Elizabeth kocasının heyecanına gülmüştü.

“Evet, çok inatçı ve sevimli bir bebek olduğunu söyleyebilirim.” Prenses Almira’nın odasının kapısına geldiklerinde Adrian kapı görevlisine “Annem müsait mi?” diye sordu. Kapı görevlisi Adrian ve Elizabeth’i taktim ederken Almira ve Ronald heyecanla kapıdan içeriye giren ikiliye bakmıştı.

“Anne, nasılsın?” Adrian hızla yatakta uzanan kadının yanına ulaşmıştı. Zor bir doğum olduğu için birkaç gün yataktan çıkmayacaktı.

“Adrian, gelmene çok sevindim. Kardeşinle tanışman gerek,” diyen kadının mutluluğu sesine yansımıştı. Adrian annesinin yanaklarını öperken yatağın kenarına yerleştirilen işlemeli ahşap beşikte hareket eden bebeğe bakmıştı. Kendi siyah saçlarının aksine bebeğin başındaki seyrek saçlar sapsarıydı. Gözlerinin rengi henüz belli olmasa da bebek o kadar sevimliydi ki Adrian o anda kardeşine aşık olmuştu. Küçük kardeşini kucağına alırken oldukça heyecanlanmıştı.

“Elizabeth bu muhteşem bir şey. Bu harika bir yaratık!”

“Kızım hakkında düzgün konuş, o benim prensesim.” Ronald abi kardeşin danışmasını gülümseyerek izliyordu. Bebek gerçekten çok sevimliydi ve Ronald dünden beri onun kendi kızı olduğuna inanamıyordu.

“Sana hiç benzememiş Ronald amca.” Adrian adamı kızdırırken Almira gözleri dolu bir şekilde çocuklarına bakmıştı.

“Kardeşini her zaman koruyacağını biliyorum Adrian, o sana emanet.”

“Anne neden böyle konuşuyorsun? Sen ve Ronald amca her zaman onun yanında olacaksınız.”

“Umarım, yine de içim rahat. Sen ve Elizabeth ona sahip çıkacaksınız biliyorum.” ikili kadını onaylarken Adrian parmağını kavrayan kardeşine gülümsemişti.

“Merhaba küçük prenses, ben senin abinim. Adım Adrian, bu güzel kadında senin yengen.”

“Hayır ben onun kuzeniyim,” diyen Elizabeth onları güldürmüştü. İkilinin evliliği pek çok krallıkta görülmemişti. İki güçlü Asil Kan’ın evliliği onların zamanında oldukça güçtü.

“Artık dinlenmesi gerekiyor. Ayrıca benimde kutlamayı hazırlamam lazım.”

“Biraz acele edersen sevinirim. Burada fazla kalamayız sende biliyorsun. Kutlamanın olduğu akşam yola çıkmalıyız.”

“Hemen mi gideceksiniz?” Almira’nın sorusuyla ikili ona dönmüştü.

“Gitmemiz gerekiyor anne, sarayda kimse yok. Biliyorsun hala içimizde temizleyemediğimiz düşmanlarımız var. Babam yerime vekâlet ediyor. Ayrıca sana iyi dileklerini gönderdi.” Ronald homurdanırken Almira sadece başını sallamıştı.

“Teşekkür ettiğimi iletirsin. Haklısın fazla kalmamanız iyi olacak. Nasılsa düzeni oturtunca yeniden gelirsiniz.”

“Elbette, bu güzelliği görmeden durabileceğimi sanmıyorum.” Bebek abisini anlıyormuş gibi ona bakarken Almira iç çekerek kollarını uzatarak kızını almıştı. İkili izin isteyerek odadan çıkarken bu kez kraliçeyi görmek için onun odasına gittiler. Bir süre ailenin üyelerini ziyaret ederek vakit geçirdikten sonra Adrian yorgun olduğu için odasına çekilmişti. Elizabeth ise kutlama hazırlıkları için çalışanlarla görüşüyordu. Her şey kusursuz olmalıydı. İki prensin aileye kabul töreni yapılacaktı ve sorun çıkmaması gerekiyordu.

***

Genç adam tedirgin bir şekilde etrafına bakınıyordu. Şu kutlamayı kazasız bir şekilde atlatsa oldukça rahatlayacaktı. İki bebekte kendileri için hazırlanan yüksek platformda beşiklerinde uyuyordu. Sabah olan olayın burada gerçekleşmemesi için Drew dua ederken bunun için Elizabeth’ten yardım istemişti. Biliyordu ki kardeşi kendisinden, hatta bu ülkedeki babası dışındaki tüm asil kanlardan daha güçlüydü. Bebeğin gücünü o durdurabilirdi.

“Neden gerginsin?” Adrian kralın yanına giderek sormuştu.

“Şu kutlamanın olaysız bir şekilde bitmesini istiyorum.”

“Biraz rahat ol, buradakilerin senin dostun olmadığını biliyorsun. Hepsi dost gibi görünüyor tek öğrenmek istedikleri bebeklerin güçleri.”

“Bunu bilmediğimi mi sanıyorsun?” Drew derin bir nefes alırken gelen çevre ülke temsilcileri merakla ikizleri izliyordu. Bebeklere yaklaşılmasına izin yoktu. Uzaktan Drew tarafından misafirlere taktim edilmişlerdi. Kutlamaya kraliçe de Almira da katılmamıştı.

“Eminim Elizabeth bir şey düşünür, sen sadece yeni baba olmanın keyfini çıkar.”

“Keyif almam için sende olan emanetimi almam gerek Adrian, şuanda büyük haksızlık yapıyorum.” Adrian üzgün bir şekilde genç adama bakmıştı. Salonda çalan müzik davetlileri keyiflendirirken Drew’in gözü sürekli bebeklerine takılıyordu. Elizabeth Flora ile gelen misafirleri ağırlarken iki adam platformun önünde öylece etrafı izliyordu. Birden salonda yükselen çığlıklarla Drew hızla arkasını dönmüştü. Beşiklerden biri alev almış yanıyordu. Genç adam korkuyla bebeğinin yanına koşarken alevlerin ortasında ki bebeğinin hafif gülümsediğini görünce dehşete düşmüştü. Beşik çayır cayır yansa da bebeğe etki etmiyordu. Birden alevlerin üzerine boşalan suyla Drew minnetle kız kardeşine bakmıştı. Salonda hala çığlıkla yükselirken Drew bebeğini almak istemiş ama Elizabeth ondan önce davranarak üzeri ıslanmış yeğenini pelerinine sararak gözlerden saklamıştı.

“Diğer bebek nerede?” Adrian’ın endişeyle sorduğu soruyla Drew hızla diğer beşiğe bakmıştı. Prensi yerinde değildi.

“Elizabeth!” Drew korkuyla kız kardeşine bakarken ortalık birden karışmıştı. Adrian başını çevirip köşede yatan Janguarı ve onun karnında yatan bebek jaguarı görünce gözleri dehşetle büyüdü. Salondakiler yangının etkisinden çıkamadığı için henüz onları fark etmemişti.

“Drew!” Adrian başıyla iki hayvanı gösterirken Elizabeth kendi hayvanının yanında ki yavruyu görünce gözleri şaşkınlıkla abisine çevrilmişti.

“Prenslerden diğeri kalabalıktan bunalmışçasına salonda gördüğü Jaguarı kopyalayarak onun formuna dönmüştü. Yavru jaguar annesine sığınırcasına Elizabeth’in koruyucusuna sığınırken kimse onu fark etmemişti.

“Salondakiler görmemeli.” Drew’in sözleriyle salondaki uğultu birden kesilmişti. Adrian ve Elizabeth şaşkınlıkla salonda donmuş bir şekilde kalan insanlara bakarken kapıdan içeriye giren adamı gördüklerinde rahat bir nefes almışlardı.

“Baba!” Edward heybetli bir şekilde salondan içeriye girerken bakışları üçlünün baktığı yöne dönmüştü. Tek kaşı yukarı kalkarak Elizabeth’e dönmüştü.

“Bakıyorum da koruman yavru yapmış!” diyen adamla Elizabeth gülmemek için kendisini sıkmıştı.

“O yavruyu benim jaguarım değil kralım, oğlunuz Drew yaptı!” Drew gergin bir şekilde uyuyan yavru jaguarın yanına giderek onu kucağına almıştı. Adrian şaşkınlıkla kuzenine bakarken Elizabeth babasına dönerek neşeyle şakıdı.

“İşte torunların prens James ve Prens Falcon,” diyerek abisinin kucağındaki yavruya bakmıştı. Gözlerini aralayan yavru babasının gözlerine kısa bir bakışmadan sonra birden eski haline dönmüştü. Bebeğin insana dönüşmesiyle Edward ve Adrian şaşırarak birbirine bakmıştı.

“Bu gücü daha önce görmemiştim. Baba buna nasıl engel olacağız? Büyük olsalardı neyse ama bebek oldukları için büyük tehlikede olacaklar. Hem onlar hem çevresindekiler.”

“Elizabeth onların güçlerini sınırlandırabilir. Her yıl güç sınırını hafifletirsin. En azından anne sütünden kesilene kadar bunu yapabilirsin.” Elizabeth babasının sözleriyle şaşırmıştı.

“Ben nasıl yapacağım bunu?”

“Senin sıfırlayıcı gücün var unuttun mu? Bunu yapabileceğini biliyorum.” Drew hevesle kardeşine bakarken genç kadının bakışları etrafta donmuş bir şekilde duran kalabalığa kaymıştı.

“Onları eski haline getirmen gerek baba, bu şekilde daha fazla duramazlar.” Edward bebeklerin salondan çıkarılmasını isteyerek kendisi de kapıdan çıkıp donmayı durdurmuştu. Uğultu kaldığı yerden devam ederken kapı görevlisi kral Edward’ı taktim ederek ortamın sessizleşmesini sağlamıştı. Kralı görenler sırayla ona selam vererek tebrik ederken Adrian insanlara bebeklerin odaya götürüldüğünü bildirmişti. Herkes az önce şahit olduğu olayı düşünürken bebeklerden birinin gücünün ateş olduğunu anlamıştı. Bir süre daha devam eden kutlama kral Edward’ın duyurusuyla sona ermişti. Saraydaki misafirler bir bir misafir konaklarına çekilirken kral Edward’ta önce Katren’i ziyaret etmiş onu tebrik ettikten sonra doğum yaptığını öğrendiği kardeşinin odasına gitmişti.

“Abi ne zaman geldin?” Almira abisini görünce yerinde doğrularak onu karşılamıştı.

“Yeni geldim, kutlamaya yetiştim. Sen nasıl oldun, zor bir doğum olmuş galiba.”

“Daha iyiyim, prensesim için değer.” Adam beşikte uyuyan yeğenine bakarak gülümsemişti.

“Senin küçüklüğüne benziyor.”

“Gerçekten mi? Ama prensesin saçları sarı!”

“Sence bebekken sapsarıydı, sonradan saç rengin değişmeye başladı. Sanırım gücün geliştikçe beden yapında değişti.” Edward uyuyan bebeği biraz sevdikten sonra kardeşinin yanından ayrılmıştı. Haftalardır görmediği karısının yanına giderken oldukça acele ediyordu. Nadia’yı çok özlemişti. Kendi dairesine girerek ara kapıdan Nadia’nın odasına geçtiğinde karısının çoktan uyuduğunu görmüştü. Üzeri yarıya açık olan şiş karnı hemen göze çarpıyordu. Hamilelik karısına her zamanki gibi çok yakışmıştı. Sessizce yatağa yaklaşarak karısının yüzüne gelen saçlarını usulca geriye çekti. Bir süre Nadia’yı izledikten sonra aynı sessizlikle üzerini değiştirmek için kendi odasına geçmişti.

Nadia yanında hissettiği kıpırtıyla gözlerini aralarken homurdanarak yeniden gözlerini kapatmıştı. Birkaç saniye sonra gözlerini hızla aralarken kendisine gülümseyerek bakan kocasını görünce yerinde doğrulmak istemiş ama Edward ona izin vermemişti.

“Kralım, ne zaman geldiniz?”

“Nadia, kaç kez söyleyeceğim yalnızken bana kralım deme diye?” kadın mahcup bir şekilde kocasına bakarken Edward dayanamayarak karısını kollarının arasına çekerek sıkıca sarılmıştı. Kadının saçlarındaki kokuyu içine doldururken huzurla derin bir nefes aldı.

“Şu kokunu çok özledim.”

“Edward, ne zaman geldin?” Nadia çekinerek kocasına sormuştu. hafif gülümseyen adam bir eliyle karısının şiş karnını okşarken diğer eliyle de saçlarını geriye çekiyordu.

“Kutlamaya yetiştim. İşlerimi halledince de hemen yanına geldim kraliçem.” Nadia gülümseyerek biraz daha kocasına sokulmuştu.

“Torunlarımızı gördün mü?”

“Evet, çok yaramaz olacak ikisi de…” Nadia aklına gelen diğer bebekle üzülmüştü. Karısının aklını okuyan Edward üzgün olan karısına düşünceleriyle sorduğu soruyu aynı şekilde cevaplamıştı.

“O iyi olacak mı?”

“Elizabeth ona iyi bakacaktır. Endişelenmemelisin artık.” Nadia başını iki yana sallayarak konuşmuştu.

“Elimde değil, Katren’in yerinde olmak istemezdim.”

“Hadi biraz uyu bunu sonra konuşuruz.” Yıllar sonra kocasıyla aynı yatakta uyuyan kadın oldukça mutluydu. Kral eşiyle vakit geçirir ancak güçlerinin uyku sırasında ona zarar vereceğini düşündüğünden gece boyu yanında kalmazdı. Artık Nadia da Elizabeth sayesinde kendini koruyabiliyordu. İkili derin uykuya dalarken oldukça huzurluydu.

***

“Karıcım neden bu kadar huzursuzsun?” Adrian odanın penceresinden karanlık ormana bakan karısının yanına giderek beline sarılıp kendine yaslamıştı.

“Saraya dönmemiz gerek Adrian, içime bir sıkıntı var.”

“Sabah ilk iş yola çıkarız.”

“Bence hemen çıkmalıyız!” Adrian karısının neden bu kadar tedirgin olduğunu anlayamıyordu. Sarayda şuanda herkes uyumuştu. Habersiz gitmelerine olanak yoktu. Elizabeth’in ısrarı genç adamı da tedirgin etmeye yetmişti. Elizabeth ve Adrian gece yarısı saraydan ayrılırken Elizabeth sadece kendi yöntemleriyle babasına haber vermişti.

***

Karanlık ormanın derinliklerinde ilerledikçe Elizabeth’in huzursuzluğu artıyordu. Yanında Adrian ve ona yakın süvari vardı. Kendisi için korkmasa da kötü bir şeylerin olacağını sezinleyebiliyordu.

“Neden bu kadar tedirginsin?” Adrian yanında atıyla ilerleyen karısına merakla sormuştu. İkisinin aynı güçte olmasına karşın Elizabeth’in kendisinden daha üstün olduğunu biliyordu. Bunun doğaüstü güçleriyle alakası yoktu, bu güç karısının içinden gelen bir güçtü.

“Bilmiyorum, kötü bir his var içimde. Biran önce saraya gitmeliyiz.” Adrian askerlere daha hızlı ilerlemelerini emrederek atını hızlandırmıştı. Karanlık yolda ilerlemek kolay olmasa da önden giden iki asker meşalelerle yolu aydınlatıyordu. Genç kadın daha da hızlanarak öne geçerken yanında ona eşlik eden jaguarı gölgenin ormana dalmasıyla gözlerini kısmıştı.

“Burada duralım,” Elizabeth’in durmasıyla Adrian ona dönmüştü.

“Ne oldu?” Elizabeth gözlerini kapatarak etrafı dinlemeye başladığında kulağına yankılanan derin çığlıkla kaşlarını çatmıştı. Askerler kraliçelerinin ne yapmaya çalıştığını anlamazken Elizabeth elini kaldırarak ardından ki askerlere “Herkes atından inip kralı koruma pozisyonu alsın,” dediğinde adamlar hızla kraliçenin dediğini yaparak Adrian’ın etrafını sarmışlardı.

“Elizabeth, nereye gidiyorsun?” genç kadın atıyla hızla ormana dalarken Adrian peşinden gitmek istemiş ancak askerlerin komutanı önüne geçerek onu durdurmuştu.

“Kralım yanımızda kalmalısınız.”

“Çekil önümden, kraliçe tehlikede olabilir.”

“Kralım siz ülkenin geleceği için hayatta kalmalısınız. Kraliçemiz başının çaresine bakacaktır.” Adrian adamlardan kurtulmak istedikçe askerler etrafını daha fazla sarmıştı. Kurallar gereği sivil askerlere tehlike olmadığı sürece gücünü kullanması yasaktı.

“Komutan Niko size emrediyorum hemen önümden çekilin.” Adrian öfkeyle sesini yükseltirken Niko başını iki yana sallayarak “Buna müsaade edemem kralım, siz söylediniz sadece Kraliçe Elizabeth’ten emir almam gerektiğini. Şuanda kraliçemin emrini uyguluyorum.” Ormandan gelen çığlıklar askerler o tarafa doğru dönmüştü. Adrian endişeli bir şekilde beklerken Elizabeth’in iyi olduğunu ummaktan başka bir şey gelmiyordu elinden.

Elizabeth hayvanının peşine takılarak ormanın derinliklerine ilerlerken bir grubun toplanmış ateşin etrafında kahkaha atarak ağaca bağladıkları birine baktıklarını görünce kaşlarını çatmıştı. Karanlıkta bağlı olan kişinin kim olduğunu göremiyordu. Atından inerek yavaş bir şekilde adamların arkasından dolanmıştı. O kadar kendinden geçmişlerdi ki Elizabeth’in ağacın yanına yaklaşmıştı. Karanlıkta ağacın arkasına geçerek bağlı kişinin elini çözmüştü. Kendisine dönen safir gözleri gören genç kadın duraksamıştı. Ancak safir gözlerin sahibinin kenardaki kılıcı alarak kalabalığa dalmasıyla kendine gelebilmişti. Kılıçların bir birine vuran sesleri, bir grup adama karşı kendinden beklenmeyecek çeviklikte savaşan bir kadın. Elizabeth nefes nefese kalan kadına baktığında ona yardım edip etmemek arasında gidip geliyordu. Birkaç kişinin genç kadına saldırmaya çalışmasıyla Elizabeth çevik bir hareketle kenara çekilmişti.

“Benimle dövüşmek istemezsin!” Elizabeth adamın her saldırısından atik bir şekilde yana çekiliyor adamı yoruyordu. Diğer kadının zor duruma düştüğünü görünce belindeki hançerini çıkararak adamı hemen alaşağı ederek üç kişinin arasına nefes nefese kalan kadının yanına gitmişti. Sırt sırda veren ikili adamlarla dövüşürken on dakika sonra tüm adamları öldürmüşlerdi. Son adamın da yere düşmesiyle kadın dönerek Elizabeth’e kılıcını savurmuştu. Elizabeth gelen saldırıyla geriye çekilirken kaşlarını çatarak kadına bakmıştı.

“Sana yardım edene bu şekilde mi teşekkür ediyorsun?” kadının Elizabeth’e yeniden saldırmasıyla genç kadın kolay bir şekilde geri çekilmişti. Karanlık ormanda iki kılıcın birbirine çarpan sesi, etrafa çarpma sonucu çıkan ateşler yansıyordu.

“Yeter bu kadar, şuanda seninle dövüşemeyecek kadar meşgulüm.” Elizabeth kadının saldırısına karşılık savunma yaparken sıkılmaya başlamıştı.

“Ne oldu seni öldürmemden mi korktun?” kadının sesini ilk kez duyan Elizabeth imayla gülümsemişti. Ortamda sadece adamların ısınmak için yaktığı ateşin ışığı vardı.

“Seni öldürmek isteseydim neden kurtulmana yardım edeyim?”

“Belki de bana oyun oynarsınız? Bu adamlarda olmadığını nereden bileceğim?” kadın bir yandan konuşuyor diğer yandan saldırılarına devam ediyordu. Elizabeth uzun zamandır rakibi kadar sağlam kılıç kullanan birini görmediği için oldukça keyifliydi.

“Beni yenemezsin!” Elizabeth sakin ve kendinden emin bir şekilde konuşunca kadın daha da sinirlenmişti.

“O kadar emin olma!” kadının sözlerine gülen Elizabeth çok vakit kaybettiğini düşünüyordu.

“İddiaya var mısın? Beni yenersen senin emrine girerim ancak ben seni yenersem benim emrimde bana çalışırsın.” Elizabeth’in sözleriyle kadın duraksayarak geri çekilmiş alaycı bir şekilde kahkaha atmıştı. Etrafa bakınarak yerde cansız bir şekilde yatan adamlara bakmıştı. İması çok açıktı, onca adamı haklamış biri olarak Elizabeth kadına çok kolay av olarak görünüyordu. İki kılıç kısa bir süre yanlarda durarak rakipler birbirini tartmıştı. Elizabeth kadının safir gözlerinden onun aklından geçenleri okuyabiliyordu. Kadın kendisini oyalayarak diğer arkadaşlarının yardıma gelmesini bekliyordu. Adamlara yakalanması bile bir planın parçasıydı. Elizabeth karşısında ki kadının boş biri olmadığını biliyordu. Hatta onun kendi grubuyla birçok yardıma ihtiyacı olan köylüye yardım ettiğini, isyancılarla savaştığını okuyabiliyordu.

“Çok fazla vaktim yok, hemen şu işi bitirelim.”

“Emredersiniz majesteleri!” kadının eğilerek selam vermesi Elizabeth’i güldürmüştü. Kadın kraliçenin önünde eğildiğinin bile farkında değildi.

“Ne dersin kabul mü? Eğer ben kazanırsam sen ve emrindekiler benim için çalışırsınız!” Elizabeth’in sözleriyle kadın duraksamıştı.

“Emrimdekiler mi?” Elizabeth genç kadının sesinden şaşırdığını anlayabiliyordu.

“Bu kadar iyi dövüşürken adamların seni yakalamış olması pek inandırıcı değildi doğrusu. Ne planlıyordun?” kadın Elizabeth’in sözlerinden hoşlanmayarak nara atıp öne doğru saldırmıştı. Elizabeth düşünce okuma avantajıyla kenara çekilirken kadının her saldırısını boşa çıkarmayı başarmıştı. Sonunda daha fazla oyalanmamak için son saldırıyı engelleyerek çevik bir hareketle kadının elindeki kılıcı düşürerek boynuna kılıcını dayamıştı. Kadın gözleri büyüyerek Elizabeth’e bakarken Elizabeth umursamaz bir şekilde omzunu silkerek “Ben kazandım,” dedi. Ormanın içinden kalabalık bir grubun alana çıkmasıyla Elizabeth hemen kadının arkasına geçerek boynunda ki kılıcı daha da sabitlemişti.

“Olduğunuz yerde kalın, yoksa boynunu keserim.” Elizabeth o kadar profesyonel bir şekilde kılıcı tutuyordu ki hafif bir baskıyla kadının boynuna küçük bir çizik atmıştı. Kadın elini kaldırarak adamlarını durdururken Elizabeth eğilerek kadının kulağına konuşmuştu.

“Adamlarına sen mi söylersin yoksa ben mi bildireyim.” Elizabeth kadının öfkeli olduğunu tüm benliğinde hissedebiliyordu. İçindeki kabullenememe duygusunu düşüncelerindeki savaştan okuyabiliyordu.

“Kabul etmedim!”

“Size hiç yakıştıramadım. Bana saldırırken o iddiayı kabul ettiğini biliyordun. Şimdi sözünden dönmen adamların için hiç hoş olmayacaktır.”

“Kahretsin!” kadının sessizce ettiği küfürler Elizabeth’i neredeyse güldürecekti.

“Fazla vaktim yok, takdir edersin ki beni bekleyen adamlarım var. Seni bekliyorum…” Elizabeth kılıcını biraz daha bastırırken gözlerini karşısındaki adamlardan ayırmıyordu.

“Kılıçlarınızı indirin arkadaşlar. Ben bundan sonra bu kadının hizmetine gireceğim. Sizler özgürsünüz, istediğiniz gibi devam edebilirsiniz.”

“Bu şekilde anlaşmadık, sen ve adamların bana katılacaktınız.”

“Ben sadece kendi adıma karar veririm, kimsenin hayatı hakkında iddiaya girmem.” Elizabeth kadının sözlerinden hoşlanmıştı. Adamların başı da olsa onlara saygı duyması genç kadının gözünden kaçmamıştı.

“Peki bu dediğini kabul ediyorum.” Elizabeth adamlara dönerek “Liderinizi duydunuz, dövüştük ve kaybetti. Bu durumda lideriniz bundan sonra benim emrimde olacak. Sizler özgürsünüz!” adamlardan biri öne çıkarken kadın eliyle onu durdurmuştu.

“Duydunuz, kaybettim ve anlaşma gereği onun için çalışacağım.”

“Biz seni bırakamayız bunca zamandır senin sayende bir arada kalabildik.”

“Size söyledim, özgürsünüz. Sizin yapacak çok şeyiniz var.”

“Sen olmadan başaramayız.” Elizabeth kılıcını çekerek geriye dönmüştü.

“Neyse artık kararınızı verin benim geri dönmem gerek. İlerideki açıklıkta bekliyorum.” Genç kadın ıslık çalarak atını yanına çağırırken adamlar hemen kadının yanına geçmişti.

“İyi misin?” Elizabeth atına binerek gece saçlı safir gözlü kadına bakarak hafif gülümsemişti.

“Fazla bekletilmeyi sevmem Samira, işini acele hallet!” Elizabeth atının yönünü geldiği tarafa çevirirken kadının gözleri büyüyerek Elizabeth’in arkasından bakmıştı.

“Adımı biliyor!” kadın kendi kendine sayıklarken çalıların arkasından çıkan hayvanı gören adamlar korkuyla geriye çekilmişti. Gölge onlara kısa bir bakış atarak Elizabeth’in peşinden giderken Samira fark ettiği şeyle yutkunarak adamlara bakmıştı.

“Bu hayvan prenses Elizabeth’in hayvanı değil miydi? Neden burada?” adamlardan birinin sorusuyla Samira dişlerini sıkmıştı.

“Prenseste buradaydı çünkü!” adamlar şaşkınlıkla giden Elizabeth’in ardından bakarken Samira onlara dönerek yapmaları gereken görevleri verip Elizabeth’in peşinden gitmişti.

Adrian gelmek bilmeyen Elizabeth’i merak ederken askerler savunma durumunda beklemeye devam ediyordu. Ağaçların arasında hışırtı duyan Niko okunu o tarafa çevirirken Elizabeth’i görmesiyle rahat bir nefes alarak yayını aşağıya indirmişti.

“Kraliçem iyi misiniz?” Niko’nun sorusuna gülümseyen genç kadın Adrian’ın kızgın bir şekilde kendisine doğru geldiğini görünce gülümsemesi solmuştu. Atından inen genç kadın Adrian’ın önüne gelerek hafif reveransla “Kralım,” dediğinde Adrian kızgın bir şekilde çıkışmıştı.

“Başlatma kralından, ne kadar korktuğumu biliyor musun? Beni geride bırakıp nasıl gidersin?”

“Sizin güvende olmanız gerekiyor kralım, lütfen kişisel olarak algılamayın. Siz Gorion krallığının geleceğisiniz.”

“Sen de krallığın bel kemiğisin Elizabeth, sen benim kraliçemsin.” Adrian askerlere aldırış etmeden genç kadına sarılırken Elizabeth askerlerin gülmemek için kendisini tuttuğunu görünce özel koruması olan Niko’ya ters bir şekilde bakarak parmağının ucundaki alevi döndürerek arkalarını dönmesini işaret etmişti. Askerler arkalarını dönerken ağaçlık alandan çıkan kadınla yeniden kılıçlara sarılmışlardı. Niko gelenin kadın olduğunu görünce kılıcını indirirken Elizabeth onaylamaz bir şekilde “Komutan, yerinizde olsam o kılıcı asla indirmezdim. Karşında ki kişi oldukça usta bir savaşçı.” Niko kılıcını hızla kaldırırken Samira gözlerini devirerek Elizabeth’e bakmıştı.

“Çok eğlendiniz mi kraliçe Elizabeth?” Elizabeth gülümseyerek başını sallamıştı.

“Uzun zamandır usta bir savaşçıyla dövüşmemiştim.”

“Elizabeth, kim bu kadın?” Elizabeth Adrian’ın sorgular bir şekilde konuşmasıyla genç kadın kocasına dönmüştü.

“Kendisi bundan sonra komutan Niko’nun yardımcılığını yapacak.” Niko kaşlarını çatarak Samira’ya bakarken Samira da aynı şekilde ona karşılık vermişti.

“Ben kimsenin yardımcısı olmam.”

“Anlaşmayı unutuyorsun, ben ne dersem onu yapacaksın. Şimdilik özel güvenliğimden sorumlu olan komutanın yardımcılığını yapacaksın, sonrasında daha uygun bir görevim var senin için.” Elizabeth şimdiden kadının görevini aklında oturturken Adrian şüpheyle karısına bakmıştı.

“Kraliçem yeni tanıdığın birine hemen nasıl güvenirsiniz?” Niko’nun sözleriyle Elizabeth ona dönmüştü.

“Güvendiğimi kim söyledi Niko, onu senin yanına boş yere vermedim. Güvenilir olup olmadığını sen anlayacaksın. Hadi gidelim çok işimiz var.” Askerler atlarına binerken yanlarına Samira’yı da alarak Gorion krallığına doğru yola koyulmuşlardı. Krallıkta onları neyin beklediğini hiç biri bilmiyordu.

***

Umarım beğenmişsinizdir. Hikayeye yeni kanlar geliyor. Birkaç bölüm sonra zaman atlaması yaparak asıl konuya gireceğiz. Bazı karakterleri tanımayan arkadaşlar Asil Kan 1 hikayesini okuyarak karakterleri tanıyarak güçleri hakkında bilgi alabilirsiniz. Yorumlarınızı bekliyorum.

2. BÖLÜM <<<<<<<<———->>>>>>>> 4. BÖLÜM

30810cookie-checkAsil Kan II – 3. Bölüm

9 yorum

  1. Samira ve Niko shipledim 😀 Samiranin görevi ne olacak acaba prensese bakma görevi Florada prensese bakmak görevi veremez :/ ne görev verecek sabırsızlikla bekliyorm 🙂 ay bu prensler çok fena nasıl zapt edecekler 😀 . Almira neden ölecek gibi konuştu Yazarcigim yapma öyle bir şey sakın :'( 🙁 sarayda ne dönüyor bakalım. Ahh bir kaç bölüm sonra bebekler büyüyecek demek 🙂

    1. Yine soluksuz okuduğum harika bir bölüm dü yüreğine sağlık güzel insan, kız olan prensesin gücü ne acaba omu ortaya çıktıda Elizabeth i bu kadar endişelendiriyor. Ve Elizabeth hamilemi? Merak içerisindeyim eski düzene çabuk dönmenizi diliyorum.

  2. Küçük prenslerimiz herkesi çıldırtacak galiba
    Elizabeht hamile sanırım
    Diğer prenses nasıl büyüyecek güçleri ne olacak acaba
    Yeni karakterler geliyor

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir