Asil Kan II – 4. Bölüm

Keyifli okumalar arkadaşlar!

***

Kalabalık grup Gorion topraklarına girdiğinde Adrian ve Elizabeth şüpheyle birbirine bakmıştı. İkisinin de içini garip bir his kaplamıştı. Kendi topraklarında bir şeyler ters gidiyordu. Kral ve kraliçe bu tersliğin farkındaydı.

“Niko, buraya gel!” askerlerin komutanı atını çevirerek hızla Elizabeth’in yanına giderken genç kadın diğer askerlere bakarak komutana dönmüştü.

“Emredin kraliçem!”

“Birkaç adamla öncü birlik göndermeni istiyorum. Biz başkentin yakınlarındaki Han’da konaklayacağız. Gözünü dört aç ve olumsuz bir durumda hemen bize haber gönder.”

“Bir sorun mu var Kraliçem?”

“Küçük bir önlem, sen dediğimi yap.” Adrian karısının sözlerine müdahale etmezken tüm algılarını açmış bir şekilde etrafta olan olayları dinlemeye başlamıştı. Onun gücünde bir Asil Kan için bu durum çocuk oyuncağı sayılırdı.

“Bir şey var mı?” Elizabeth kocasına eğilerek sorduğunda Adrian sıkıntıyla iç çekmişti.

“İkimizin saraydan ayrılması hataydı. Sarayda durumlar karışık gibi!”

“Kral Alexis mi?” Adrian başını iki yana sallarken Elizabeth kaşlarını çattı.

“Bu kez babamla alakası yok. Olaylar saray dışında oluyor. Sanırım yakında iç isyan çıkarmak isteyenler var.” Elizabeth anlayışla başını sallarken henüz ülkeyi bir düzene oturtamadıkları için sıkıntıdaydı. Yıllarca kendini güvende hissetmeyen halkı bir anda güvendesiniz duygusunu aşılamak kolay değildi. Elizabeth’te, Adrian da halkı için elinden geleni yapıyordu ancak kolay olmayacaktı.

Niko ve birkaç asker yanlarından ayrılırken Samira şüpheyle onların arkasından bakmıştı. Elizabeth ve Adrian askerlere dönerek güzergâhı değiştireceklerini bildirirken askerler emre ayak uydurarak yönlerini değiştirmişlerdi. Elizabeth’in gözleri Samira’ya takılırken Adrian karısına uyarıcı bir bakış atmıştı.

“Onu yanına almakta kararlı mısın?”

“Onun için planlarım var. Seçimlerimden şüphe mi ediyorsun?”

“Asla karıcım, senin seçimlerine her zaman hayranım.” Elizabeth adamın sözlerine gülümserken başını iki yana sallamıştı. Yeniden hareket haline geçtiklerinde oldukça dikkatli ilerliyorlardı. Adrian’ın tüm algıları etraftaki tehlikelere açıkken Elizabeth oldukça rahat hareket ediyordu.

“Gölge, git!” yanında ki jaguara emir veren genç kadını hayvanın ormanın derinliklerinde kayboluşunu izlemişti.

“Bir şey mi oldu?” Adrian’ın sorusuyla duyulan çığlık sesi ortama yankılanmıştı.

“Yeteneklerini kaybediyorsun Adrian, etraftaki tehlikeyi fark edemedin.”

“Yanımda sen varken yeteneklerim köreliyor kraliçem, mazur görün lütfen.” Elizabeth gülerek ormandan çıkarken diğerleri de onu takip etmeye devam etmişti. Başkente kadar ormanlık arazilerden ilerleyen grup belirlenen Han’a geldiklerinde pelerini üzerine geçirerek dikkat çekmeden içeriye girmişti. Askerler atları ahırlara doğru götürürken Elizabeth, Adrian, Samira ve iki asker birlikte masalardan birine doğru ilerlemişti.

“Kralım burası çok kalabalık.” Yetkili asker endişeyle konuşurken Adrian başını sallayarak cevap vermişti.

“Gözünüzü dört açın, herhangi bir saldırıda karşılık vermekten çekinmeyin. Önceliğiniz kraliçe olacak.”

“Aksine önceliğiniz kralınız olacak. Bu ülkenin başı sensin Adrian, kendine dikkat etmek senin görevin. Ben başımın çaresine bakabilirim.” Samira ikilinin sözlerine göz devirirken Elizabeth kaşlarını çatarak genç kadına bakmıştı.

“Bu durum sana komik mi geldi Samira?”

“Ne haddime kraliçe hazretleri!” kadının hitabında bile küçümseme vardı. Elizabeth onun bu davranışına gülerken Samira istediği tepkiyi alamadığı için sinirlense de dışarıya yansıtamamıştı. Bir savaşçı olarak gözü sürekli etrafta olan genç kadın Adrian’ın memnuniyetsiz bakışlarından nasibini almıştı. Bir süre garsonun getirdiği yemekleri yiyen grup sürekli tetikteydi.

“Kalacak oda istiyoruz!” Adrian han sahibine sorarken adam gözlerini kısarak ona bakmıştı. Genelde onlara uzaktan müşteri gelmediği için çok fazla oda hazırda olamazdı.

“Kaç oda lazım efendim!” Adrian tanınma riskine karşılık başını eğerken Elizabeth gülümseyerek başı dik bir şekilde adama bakmıştı.

“Üç oda yeterli olacaktır.” Adam hayranlıkla Elizabeth’e bakarken Adrian kaşlarını çatarak karısına baktı.

“Karıcım daha dikkatli mi olsan!” Adrian sessiz bir şekilde karısını azarlarken Elizabeth omzunu silkeleyerek cevap vermişti.

“Beni tanımasına imkan yok hayatım, unuttun mu istediğim zaman istediğime farklı görünebilirim.” Elizabeth dışarıdan aynı görünse de göstermek istediğine suretini halüsinasyonla farklı algılatabiliyordu. Adrian başını iki yana sallarken adamın karısının yol göstermesiyle odalarına çekilmişlerdi. Kral ve kraliçe aynı odaya geçerken iki asker ve Samira için ayrı iki oda tutulmuştu.

“Burada olmamamız lazımdı Elizabeth, hemen saraya dönmemiz lazım.”

“Sen merak etme sarayda durumlar iyi. Sadece saraya giden yollarda bir grup var. Bizi beklediklerine eminim.”

“Bunu nasıl yaptın?  Yanımdan hiç ayrılmadın ama istihbaratını aldın.” Elizabeth gözleriyle köşede duran Gölge’yi işaret etmişti.

“Benim haber alma yöntemimi mi sorguluyorsun?” Adrian hayvana kısa bir bakış atarak karısına dönmüştü.

“Sorgulamıyorum kraliçem, sana güveniyorum.”

“İyi edersin kralım, çünkü kraliçeniz saraya girmenin bir yöntemini biliyor.”

”Öyle mi nasıl olacak Kraliçem?” Elizabeth üzerindeki pelerini kenara bırakarak temiz olduğundan şüphe ettiği yatağa oturarak etrafına bakınmaya başlamıştı. Odayı köşedeki şöminenin ışığı aydınlatıyordu. Yeni yakıldığı odada ki hafif dumandan belli olsa da Adrian duvarda asılı olan meşaleyi yaktı.

“Odanın fazla aydınlık olmasına gerek yok Adrian, aksine bu bizim için iyi olmayabilir.” Adrian karısının sözleriyle onun yanına gidip oturmuştu.

“Merak etme karıcım, bir sorun olmaz. Niko gelene kadar uyumaya niyetim yok.” Elizabeth geriye yaslanarak kocasına sokulmuştu. Aklına yeni doğan yeğenleri gelince iç çekmişti. Katren ’in yerinde olmak istemezdi. Eli istem dışı karnına giderken Adrian bir kolunu karısının omzuna atarak onu iyice kendisine yaslamıştı.

“Merak etme yeğenlerin iyi olacak. Gwen şimdiden saraydakileri elinin altına tutacak gibi. Ayrıca bir sorun var!”

“Sorun mu ne gibi bir sorun?”

“Prenses şimdiden en iyi adamlarından birini kendine köle yapmış durumda. Kriss, prensesin özel koruması olacak gibi!” Elizabeth kaşlarını çatarken Adrian devam etmişti sözlerine. “Prensesin yeteneklerini bilmiyoruz ancak şundan eminim ki gözleriyle hipnoz edebiliyor. Kriss şuanda onun için ölüme gidebilir.” Elizabeth şaşkınlıkla kocasına bakmıştı. Eğer yeğeninin böyle bir yeteneği varsa bu durumu gözlem altına tutması gerekiyordu. Bir süre daha konuşan ikili sessizliğe gömülürken kenarda uyuyan hayvanın birden dikelmesiyle Elizabeth gözlerini kısarak Gölge’ye baktı. Hızla kocasının kollarının arasından çıkarak kenardaki kılıcına uzanmıştı. Onun hareketiyle Adrian’da kılıcına davranırken kırılan odanın kapısından içeriye birkaç kişi nara atarak odaya dalmıştı. Elizabeth kendisine saldıran adamı kolaylıkla alt ederken Adrian birkaç adamın arasına kalmıştı. Elizabeth ve Adrian uyumlu bir şekilde savaşırken Gölge de birkaç adamı köşeye sıkıştırarak keskin dişlerini göstermeye başlamıştı. Birkaç dakika sonra artan saldırganlarla Samira ve iki asker onlara yardıma gelirken uzun bir süre çarpışan kılıçların sesi ortamı inletmişti.

Adamları derdest ettikten sonra yaralı olanları sorguya çekmek için bağlayıp önlerine katmışlardı. Han’ın büyük salonuna geldiklerinde herkes şaşkınlıkla onlara bakıyordu. Adamları dışarıya çıkardıklarında Niko’nun dörtnala onlara doğru geldiğini görmüşlerdi.

“Kralım?” Niko kralın önüne eğilirken Han sahibi ve diğerlerdi de aynı şekilde hemen eğilerek selam vermişti.

“Saraya gidiyoruz Niko, bu adamları da peşimizden getirin.” Niko aldığı emri onaylarken karı koca askerlerin getirdiği atlarına binerek hızla saraya doğru yola çıkmıştı. Bir saatlik bir yolculuktan sonra sarayın ön kapısının açılmasıyla hızla sarayın bahçesine girmişlerdi. Elizabeth hissettiği dürtüyle başını kaldırıp en üstteki burçlara baktığında şaşkınlıkla yutkunmuştu. Prensesin olması gereken odanın pencereleri sarmaşıklarla kaplanmıştı. Pencereler bu şekildeyse odanın içini düşünemiyordu. Prensesin kimliğinin açığa çıkmış olmasından endişelenen Elizabeth hızla atından inerek prensesin bulunduğu odaya doğru koşturmuştu. Çalışanların sözlerini dinlemezken nefes nefese odanın kapısını açınca olduğu yerde duraksamıştı. Odanın tamamı karmaşık sarmaşık dallarıyla kaplanmıştı.

“Kraliçem, bebek sarmaşıkların arasında kaldı, onu yedirmek için içeriye giremedik. Prenses Flora’nın neden böyle bir önlem aldığını bilmiyoruz.” Elizabeth hizmetlinin sözleriyle hızla beynini çalıştırmıştı.

“Sanırım ben gelene kadar bebeği güvende tutmak istedi. Yanında birinin olduğuna eminim.”

“Komutan Kriss bebeğin yanındaydı. Ama ona da seslendiğimizde bize cevap vermedi.”

“Ben hallederim sizler bebek için süt getirin.” Hizmetliler koşturarak oradan ayrılırken Elizabeth odaya adım attığında kendisine doğru gelen sarmaşık onu kolay bir şekilde kesip atmıştı. Anlaşılan yeğeni onunla savaşacaktı.

“Prenses Gwen, itaat et!” Elizabeth’in düşüncelerinde azarladığı yeğeni aynı şekilde tepki verirken Elizabeth iç çekerek gücünü kullanarak prensesin gücünü sıfırlamıştı. Birden geri ekilerek kaybolan sarmaşıkların ardında yatakta uzanır bir şekilde duran ikili göz önüne çıkmıştı. Kriss yatağa uzanmış, göğsünde de yeni doğmuş prensesin uzanıyordu. Genç adam korumak istercesine bir elini prensesin sırtına koymuştu. Gözleri kapalı olduğundan Elizabeth’in geldiğini görememişti. Gerçi görse de bir şey yapamazdı. Tamamen Gwen’in etkisi altındaydı.

“Komutan Kriss, siz ne yapıyorsunuz?” Kriss kraliçenin sesiyle gözlerini aralarken Elizabeth o gözlerdeki saydamlık karşısında kısa bir an duraksamıştı. Elini şaklatmasıyla adamı eski haline getiren genç kadın adamın şaşkın bir şekilde bulunduğu durumu kavramaya çalıştığını görebiliyordu.

“Kraliçem, neler oluyor? Siz ne zaman geldiniz?”

“Yeni geldik ancak sizi bu durumda bulmayı beklemiyordum.” Kriss mahcup bir şekilde bakışlarını kaçırırken kollarında kıpırdayan bebeği fark edince endişeyle kraliçeye bakmıştı.

“Kraliçem ben…”

“Bundan sonra Gwen’in güvenliğinden sen ve Samira sorumlu olacaksınız.”

“Samira?” genç adam şaşkınlıkla kraliçeye bakarken Elizabeth başını sallayarak bebeği adamın kucağından almıştı. Kollarına gelen bebeğin saydam gözleri Elizabeth’i gülümsetirken “Sen yaramaz bir prenses olacaksın, değil mi Gwen?” dediğinde Kriss yutkunarak ikiliye bakmıştı. Elizabeth adamın bakışlarını hissederek ona döndüğünde oldukça ciddi bir ifadeyle konuşmasına devam etti.

“Eminim onun kim olduğunu kralımız sana söylemiştir. Bu bir sır Kriss, gerekirse bu sırrı kendinden bile saklayacaksın. Öyle ki herkes bu bebeğin babası olarak seni bilecek.” Kriss şaşkınlıkla genç kadına bakarken hemen itiraz etmişti.

“Nasıl olur kraliçem?”

“Bu konu itiraza kapalı Kriss, prenses seni seçti bu yüzden onunla bundan sonra sen ilgileneceksin. Tabi yardım alacaksın,” dediğinde Kriss ne yapacağını şaşırmıştı. Odaya gelen kral ve birkaç hizmetli konuşmanın yarıda kesilmesine neden olmuştu.

“Ne oluyor burada?” Adrian’ın sorusuyla Kriss yardım ister gibi ona bakmıştı.

“Kralım kraliçeme bir şey söyleyin lütfen, benden istediğini nasıl yaparım?” Adrian sorarcasına karısına bakarken “Samira nerede?” diye sordu.

“Diğer askerlerin yanında, neden sordun?” hizmetlilerin elindeki biberonu gören genç kadın biberonu alarak onların duyacağı bir şekilde “Bırakalım bebeği babası yedirsin,” dediğinde hizmetliler gibi Adrian’da şoka girmişti. Kriss gözlerini kapatarak sakin kalmaya çalışırken derin bir nefes aldı.

“Kraliçem…”

“Emrimi çiğneyemezsin Kriss, şimdi Gwen’i al ve karnını doyur. Birazdan annesi de gelecek,” dediğinde Adrian ikinci şokunu yaşamıştı.

“Ne babası, ne annesi?” Elizabeth çalışanlara dönerek başıyla çıkmalarını istemişti. Biliyordu ki kısa sürede bu haber sarayda yayılacaktı.

“Kralım bundan bahsediyordum, kraliçemiz bebeğe babalık yapmamı istiyor.”

“Elizabeth sen ne istediğinin farkında mısın? O bir prenses!” dediğinde Elizabeth gözlerini devirmişti.

“Bende bir zamanlar prensestim ancak Ronald amca yeri geldiğinde bana babalıkta yapıyordu. Ayrıca Gwen’in kimliğini sürekli ortaya söyleyip durma, kimsenin bilmemesi gerekiyor sende biliyordun. Bunun için en iyi yol Kriss ve Samira!” dediğinde Adrian derin bir iç çekmişti. Olanlara aklı yatmasa da karısının bildiği olduğunu düşünerek başını sallamıştı.

“Bu konuda sana güveniyorum. Kriss sende kraliçenin emrine karşı gelme. Bundan sonra Gwen senin sorumluluğunda.”

“Ama kralım…” bebeğin ağlamasıyla ortamın havası değişmişti. Elizabeth bebeği Kriss’in kollarına bırakarak elindeki biberonu da ona uzatmıştı.

“Hadi şimdiden sana kolay gelsin. Merak etme bende sana yardım edeceğim. Yeğenimi sadece senin eline bırakmayacağım. Senden tek isteğim onu bir kraliçe gibi yetiştirmen. Savaşçı ve politikacı… Bunun için senden daha iyi bir öğretmen olduğunu sanıyorum. Ne de olsa kralla birlikte büyüdün,” dediğinde Kriss yutkunmadan edememişti. Kollarında bir kraliyet kanı taşıyordu ve onun ne kadar kıymetli olduğunun farkındaydı.

“Ya kral Drew bu durumu öğrenirse?”

“Abim kızı hakkında ki tüm kararları bana bıraktı. Zamanı geldiğinde prenses hak ettiği yere gelecek. Bunu bilmeniz yeterli.” Kriss farkında olmadan bebeğe biberonu verirken Adrian en yakın danışmanının halini görünce başını onaylamaz bir şekilde iki yana sallamıştı.

“Kralım bu kadın ısrarla sizinle görüşmek istiyor!” diyen kapı görevlisiyle Adrian kadının girmesi için emir vermişti. Elizabeth odaya giren Samira’yı görünce imayla gülümsemişti.

“İşte bebeğimizin annesi de geldi!” Samira kaşlarını çatarak Elizabeth’e bakarken Kriss kraliçenin sözleriyle kapıdan giren kadına dönmüştü. Karşısında ne görmeyi beklediğini bilmiyordu ancak kendi boylarında savaşçı gibi giyinen bir kadın beklemediği aşikardı.

“Kraliçem çok şakacı anlaşılan, sizinle bana vereceğiniz görevi öğrenme için görüşmek istedim.” Elizabeth kadının yanına yaklaşarak bir kolunu kadının omzuna atmıştı. Diğer eliyle de Kriss’in kucağında ki bebeği göstermişti.

“İşte görevin Samira! Senin görevin bu bebeğe annelik yaparak onu yetiştirmek. Bu bebek gelecekte büyük yerlere gelecek ve onu bir savaşçı olarak yetiştirmeni istiyorum.”

“Ben bebeklerden ne anlarım kraliçe, hem anne olmakta ne demek?”

“Duydun, ben ne dersem onu yapacaktın ve ben senden bu bebekle ilgilenmeni istiyorum. İlerde zor zamanlarımız olacak. Sen ve Kriss bu bebeğin koruyucusu olacaksın. Gerekirse benden bile koruyacaksınız!” Kriss şaşkınlıkla kraliçeye bakarken Samira bebeği tutan Kriss’le göz göze gelince yutkunmuştu. Adamın delici bakışları genç kadının kaşlarını çatmasına neden olmuştu.

“Bebeği yanlış tutuyorsun, bu şekilde tutarsan boğazına kaçar süt!” dediğinde Kriss’te kaşlarını çatıp kadına bakmıştı.

“Çok biliyorsan sen yedir!” diyen adam kucağında ki bebeği birden Samira’nın kucağına bırakınca genç kadın şaşkınlıkla kalakalmıştı. Gözleri saydam gözlerle buluşunca içini saran sıcaklığa anlam verememişti. O gözler sanki içini okuyordu. Derin bir nefes alırken bebeğin gözleri yeniden kapanmıştı.

“Kraliçem kararınızı bir kez daha gözden geçirseniz?”

“Söz konusu bile olamaz Kriss, sizin için sarayın arkasından ki konutu ayarlayacağım. Gwen ile orada kalacaksınız. Sarayda kalması doğru olmaz, şüphe çekebilir.”

“Ama…”

“Kraliçeyi duydun Kriss, şimdi bebeğinizi alıp size tahsis edilen konuta gidin.” Kriss büyük yerden gelen emre itaat için öne geçerken Samira’ya ters bir bakış atarak “Beni takip et!” dedi. Samira gözleri bebekte adamı takip ederken Elizabeth arkalarından gülümseyerek bakmıştı.

“Sence de güzel bir çift olmadılar mı?”

“Senden korkulur hayatım, hadi saray toplantısına geç kalacağız.” İkili saray toplantısı için odadan ayrılırken Elizabeth hayvanına “Sen dolaş,” diye emir vermişti. Hayvan birden gözden kaybolunca kraliçe arkasından “Kesin Gwen’in peşinden gidiyor,” dedi. Adrian onu onaylarken hızlı bir şekilde taht odasına geçmişti. Elizabeth ile birlikte yerlerine oturduktan sonra saray yetkilileri iki tarafa dizilmişti. Onların hemen ardından eski kral Alexis salona girdiğinde Adrian babasına bakmıştı. Yaşlı kral solgun görünüyordu.

“Baba hasta mısınız?” Elizabeth adamın gözlerine bakarken adamın iyi olmadığını hemen anlamıştı. Yan tarafta duran Sander’e işaret ederek “Hemen bir şifacı çağırın,” diyerek yere düşmek üzere olan eski kralın yanına koşmuştu. Adrian şaşkın bir şekilde karısına bakarken hızla yerinden kalkmıştı.

“Toplantı ertelendi, akşama doğru herkes eksiksiz toplantıda olsun!” Adrian babasının hızla salondan götürülmesiyle peşlerinden gitmişti. Sander ve Elizabeth adamı şifa odasına götürdüklerinde hemen müdahale edilmesini istedi. Şifacı eski krala müdahale ederken Elizabeth dikkatle adamı izliyordu. Farkında olmadan elini adamın koluna yerleştirerek gözleri adamın bedeninde gezdirmeye başlamıştı. Gözlerinin rengi değişirken Adrian’ın hızla odaya girmesiyle tüm dikkati dağılmıştı.

“Kraliçe Elizabeth ne yapıyorsunuz?”

“Kral zehirlendi, kanının temizlenmesi gerekiyor!” Adrian karısının yanına giderek güç vermek istercesine beline sarılıp kendisine çekmişti. Elizabeth kendi gücü olmamasına rağmen bazı durumlarda kendini yormak pahasına ileri seviye güç kullanımı yapıyordu. Adrian kimseye aldırış etmeden karısını kucağına alarak hızla odasına götürmüştü. Onları görenler hızla yolu açarken Adrian Sander’e emirler yağdırıyordu.

“Babamın yanından ayrılma Sander, bunun sorumlularını mutlaka bul.”

“Emredersiniz kralım.” Adrian karısını yatağa yatırır yatırmaz üzerini hemen çıkarmaya başlamıştı. Hizmetliler krallarına yardım etmek istediklerindeyse Adrian hepsini öfkeyle göndermişti. Kraliçesini yarı baygın görmek Adrian’ın tüm dengesini bozuyordu. Onlar bir çiftti ve birbirleri için doğmuşlardı.

“Elizabeth, daha iyi misin?” genç kadın gözlerini hafif araladığında Adrian derin bir nefes vermişti.

“Korkma, yiyim. Unuttun mu ben seçilmiş olanım.”

“Sen benim için seçilmiş olansın!” Adrian karısının yanına sokularak onu kollarının arasına çekmişti. Elizabeth kocasına sokulurken bir elini tutarak karına koymuştu.

“Yakında aramıza başka biri daha katılacak Adrian ve bizim işimiz daha zor olacak.” Adrian karısının sözlerini anlayamasa da düşüncelerinden okuduğu şeyle hızla yerinde doğrulmuştu.

“Gerekten mi?” Elizabeth adamın heyecanına gülümserken başını sallamıştı.

“Yakında krallığımızın ilk prensi doğacak Adrian ve ben gerçekten korkmaya başladım.”

“Neden?”

“Çünkü ikimizde normalden daha güçlüyüz ve bu gücü kontrol edememekten korkuyorum. Halkımıza zarar vermekten, kendime hakim olamamaktan.”

“Sen zamanında sana verilen gücü geri bırakmış bir prensessin. Asla korkma, hem diğer yarın olarak her zaman yanında olacağım ve yükünde sana yardımcı olacağım.”

“Söz mü?”

“Söz hayatım, sen her zaman yanımda ol ben tüm prens ve prensesleri kontrolüm altında tutarım. Ancak şimdilik sadece Gwen’e yoğunlaşsak iyi olacak çünkü prensesin hayatı kolay olmayacak gibi…”

“Haklısın!” diyen Elizabeth derin bir iç çekmişti. Yeni bir can gelecekti dünyaya ve Elizabeth şimdiden bebekleri için ülkeyi güveli bir yer haline getirmeliydiler… İlerde olabilecek savaşları şimdiden engellemeleri gerekiyordu ve Elizabeth bunun için elinden geleni yapacaktı!

***

Bir sonraki bölümde zaman atlaması olacaktır arkadaşlar. Hikaye hız kazanacak, yeni prens ve prenseslerle yola devam edeceğiz. Yorumlarınızı bekliyorum.

3. BÖLÜM <<<<<<<————->>>>>>>> 5. BÖLÜM

31040cookie-checkAsil Kan II – 4. Bölüm

7 yorum

  1. Emeğine sağlık yazarcigim ❤️ yaa prens geliyor ha❤️Gwen çok fena ya üçlü ekip zor başa çıkacak gibi 😀 Kriss ve Samarayi anne baba yapmasına şok oldum ama büyüyünce gücü olduğunu görürlerse suphelenmezler mı Krissin ve Samaranin gücü yok sonucta? Kralı kim zehirledi diyeceğim ama karışımdır kesin asil hain içlerinde ama anlamıyorlar :/

  2. Zaman atlamasi demek ha bakalım neler değişmiş olacak ama yeni prens ve prensesler derken prenses Gwen var sadece başka kim vardı ?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir