S.S. Kalpler 28. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Fazla uzatmadan bölüme geçiyorum. Keyifli okumalar!

****

 Herkes yüreği ağzında kapıdan hızla giren adama bakarken onun bu aceleci tavrına tepkisiz kalamayan Hikmet Bey sert bir şekilde araya girerek “Neler oluyor burada?” diye sormuştu.

“Nerede O?” Çisem telaşlı bir şekilde etrafına bakınan kayınına merakla bakmıştı.

“Suat senin burada ne işin var? Ayrıca kimi arıyorsun?” Suat yengesine doğru ilerleyerek etrafa kısa bakışlar atıyordu. Ortam oldukça kalabalıktı ve annesinin yanına yaklaşarak kendisine sarılmasını sis perdesi arasında izlemişti. Gözleri hala görmek istediğini bulamayınca geri çekilerek yengesine sormuştu.

“Yonca nerede yenge?” adamın sorusuyla herkes şaşırmıştı.

“Yonca öğretmen odasında dinleniyor.” Çisem’den aldığı cevapla gergin omuzları düşen adam gözle görülür bir şekilde rahatlamıştı.

“Ne oluyor oğlum, ne bu telaş, gözün bizi bile görmedi.” Sevim Hanım gücenmiş bir şekilde konuşurken Suat az önce kendisine sarılan annesini kollarına alarak kendisinden kısa olan kadını göğsüne yaslamıştı.

“Olur mu öyle şey anacım, seni nasıl görmem. Ama Yonca’yı hemen görmem gerek.” Çisem şüpheyle genç adama bakarken “Birlikte yukarı çıkalım,” dediğinde Suat’ın gözleri arkada kendisine tek kaşı yukarıda alaycı bir şekilde bakan kıza takılmıştı. Çisem ikili arasında ki bakışmayı görünce duraksamıştı.

“Sen ne zaman geldin?” Suat’ın oldukça samimi ses tonu Çisem’i rahatlatmıştı. Suat tanımadığı kızı görünce sevindiğine göre kız tehlikeli sayılmazdı.

“Fazla olmadı ama burayı bıraktığım gibi bulamadım ama… Erhan abi evlenmiş, sen ise…” İmayla ses tonunu çıkartarak konuşmaya devam edecekken Suat araya girmişti. “

“İmalarını kendine sakla Hülya, senin hesabını sonra keseceğim. Şuanda işim var,” dediğinde kız ağzı açık bir şekilde Suat’ın arkasından bakmıştı. Genç adam hızlı adımlarla merdivenlerden çıkarken Çisem de onu takip etmişti.

“Ne bu oğlanın hali Sevim, el alemin kızını ne diye ateş almış gibi arar?” Nedret Hanım araya girerken Hülya göz devirerek Sevim hanıma bakmıştı. Öyle bir ifadesi vardı ki yaşlı kadının sesini duymaya tahammülü dahi yok gibiydi.

“Ne bileyim Hanım anne, oğlan aşağı inince ona sorarsın.”

“Sorsak sanki cevap verecek oğlun? Hepsini başına buyruk yetiştirdin.” Hesna hanımın sözlerine kaşlarını çatan Sevim Hanım ona cevap verecekken araya Hülya girmişti.

“En azından onun başına buyruk yetiştireceği oğlu var Hesna Hanım,” dediğinde Sevim Hanım genç kızı onaylamasa da Hülya’nın başını eğmeye niyeti yoktu. Sevim Hanım kendisini yetim kaldığında himayesi altına almış bu konakta büyütmeye çalışmıştı. Zamanında Hesna hanımın kız olduğu için kendisine ve Evin’e yaptığı eziyetleri unutmasına imkan yoktu. Ne zaman ki lise çağına gelmişti bu konaktan ayrılmak için ona fırsat doğmuştu. Sevim annesi ne kadar ona yetimliğini hissettirmemeye çalışsa da Nedret Hanım da Hesna Hanım da onu aşağılamaktan geri durmuyordu. Şuanda eğitimli biriyse bunu tamamen Sevim annesine borçluydu. Kendi işini kurmuş ayaklarının üzerine duruyorsa bunu zamanın Hanım ağasına borçluydu. Onu kendi çocuklarından ayrı tutmamıştı. Hayatta tek başına kaldığında birden birçok kardeşi olmuştu.

“Haddini bil Hülya, sen kim oluyorsun da benimle böyle konuşuyorsun?”

“Benim kim olduğum önemli değil Hesna Hanım ama sizin kim olduğunuzu çok iyi biliyorum. Allah dağına göre kar verirmiş. Bu yüzden size erkek evlat vermedi.”

“Sen!” Hesna Hanım hızla yerinden kalkarak genç kızın üzerine yürüyünce ortama sert bir ses yankılanmıştı.

“Olduğun yerde kal yenge, kardeşime dokunayım deme!” konaktan içeriye yorgun bir şekilde giren genç adam ikilinin atışmasının sonuna gelse de olanları tahmin edebiliyordu. Hülya anlaşılan yine yengesini kızdıracak kelamlar etmişti. Ne söylemiş olursa olsun yengesinin kardeşine vurmasına izin veremezdi.

“O senin kardeşin değil Erhan ağa, bunu sende gayet iyi biliyorsun.”

“Öyle mi? Kan bağı olmadığını elbette biliyorum, kan bağının sadece insanları kardeş etmediğini bildiğim gibi. Değil mi babaanne?” Nedret Hanım’a bakan genç adam yaşlı kadının dişlerini sıkarak “Hesna otur yerine!” diye öfkeyle çıkışmasına neden olmuştu.

“Ama anne duymadın mı ne dediğini?”

“Duydum elbet, hesabını sonra soracağız, şimdi otur yerine.” Hesna Hanım oturmak yerine hızla salonu terk etmişti.

“Oğlum nerede kaldın, Çisem çok merak etti.” Erhan Çisem’in adını duyunca etrafına bakınmıştı.

“Hanım ağam nerede?” diye sorduğunda Hülya dayanamayarak gülmeye başladı. Onun gülmesiyle Erhan kaşlarını çatarak genç kıza bakmıştı.

“Hülya Hanım bakıyorum çok eğleniyorsunuz.” Hülya hızla genç adama sarılırken Erhan da gülerek ona karşılık vermişti.

“Sizi çok özledim.”

“Özlesen ortadan kaybolmazdın. Nereye gittiğini kimseye söylememekte ne oluyor Hülya, bizi endişelendirdiğini bilmiyor musun?”

“Sanki haber vermedim de nerede olduğumu bilmiyorsunuz.” Genç adam kızın haklı isyanına gülerken gözleri kaşları çatılı bir şekilde kendilerine bakan karısıyla çatışmıştı. Erhan Çisem’in bir kendisine birde sarıldığı Hülya’ya baktığını görünce gülümseyerek “Hanım ağamı çok kızdırdım galiba?” diye söylenmişti.

“Ne münasebet Erhan ağa, siz habersiz dışarda dolaşırken bizler sizi itiraz etmeden beklemeliyiz.” Erhan aldığı cevapla gülümsemesini saklarken Hülya’nın daha çok kendisine sarılarak sessizce “Gözlerinde gördüğüm kıskançlık mı ben mi yanlış anladım ağam?” dedi. Erhan kızın sözlerine kahkaha atarken Çisem arkasını dönerek öfkeyle merdivenlerden yukarıya çıkmıştı.

“Hanım ağayı kızdırdık Hülya, ikimizin canına okumadan ben yengene bir bakayım.” Erhan’ın geri çekilip kızın burnuna fiske vurmasıyla Hülya burnunu tutup kaşlarını çatmıştı.

“Şunu yapma abi kaç kez söyleyeceğim?”

“Senin ifadeni sonra alacağım kaçak, şimdi karımın gönlünü alayım,” dedi.

“Oo Erhan ağa karısına hesap verir oldu!” diyen kıza gülümseyen genç adam tek kaşını kaldırarak genç kıza cevap vermişti.

“Seni de göreceğiz Hülya Hanım,”

Erhan hızlı adımlarla merdiveni çıkarken oldukça keyifliydi. Karısının gözünde gördüğü kıskançlık adamın keyfini yerine getirmişti. İçine yerleşen umutla merdiveni çıkıp dairesinin olduğu tarafa yöneldiğinde duyduğu sesle kaşları çatılmıştı. Hızlı adımları kesilirken yönünü değiştirerek sesin geldiği odaya doğru ilerlemeye başladı.

“Suat senin burada ne işin var?” genç adam üst katta ki küçük salonda tartışan çifti görünce şaşırmıştı. Kardeşinin geldiğini bilmiyordu.

“Sana da merhaba abi, bende seninle konuşacaktım.” Yonca Erhan’ı görünce bir adım geri çıkmıştı. Suat kızın koluna uzattığı elini aşağı indirirken Erhan şüpheyle ikiliye baktı.

“Burada ne olduğunu hemen anlatıyorsunuz?” Erhan’ın sert sesiyle Suat derin bir nefes almıştı.

“Abi çalışma odasına gidelim. Ulu orta konuşulacak bir konu değil.”

“Tamam siz çalışma odasına geçin ben yengenle konuşup geliyorum.” Suat Erhan’ın aceleci haline başını iki yana sallayarak karşılık vermişti. Erhan salondan çıkarak kendi odasına doğru ilerlemişti. Taş duvarlara elini sürterken birden çocukluğuna gitmişti. Dairesine kadar elini taş duvarın girintili çıkıntılı yüzeyinden çekmemişti. Küçükken bu hissi çok seviyordu. Kapıya ulaştığında kısa bir an durarak derin bir nefes alıp kapıyı açıp onu karşılayan dar koridora adım atmıştı. Beş adımlık dar koridor oturma salonuna geçiş yapıyordu. Salonda üç odaya açılan kapılar açılıyordu. Biri kendi yatak odası diğerleri ise çocuk odalarına açılıyordu. Çocuklar için küçük bir banyo ve tuvalet olan kapıysa dar koridorda bulunuyordu. Kendi banyolarına ise giyinme odasıyla birlikte yatak odasının içinden geçiliyordu. Bir ailenin rahatça sığabileceği büyüklükte ev içinde oluşturulan daire sadece onlara aitti. Salona geçtiğinde Çisem’i odanın penceresinin önüne yerleştirilen karşılıklı iki tekli koltuklardan birine oturmuş kitap okurken bulmuştu.

“Hanım ağam bana sinirlendi mi?” Çisem kocasının sesini duysa da bir şey söylememişti. Erhan ondan bir tepki alamayınca ağır adımlarla yanına yaklaşarak elindeki kitabı yavaşça almıştı. Çisem kaşlarını çatarak kocasına bakarken Erhan hafif gülümsemişti.

“Neden kızdın?”

“Neden geç geldin?”

“Neden öylece odaya çıktın? Aşağıya inip sorabilirdin?”

“Keyfinizi bozmak istemedim ağam!” Çisem ‘ağam’ hitabını bastırarak söylemişti.

“Bizim keyfimizi bozmazdın. Hülya ile tanıştın mı?” Çisem kocasının ağzından o kızın adını duyunca gerilmişti.

“Adı Hülya’mıymış, pek bir yakışmış adı kıza.” Erhan karısının sözlerine gülerek onu oturduğu yerden kaldırarak kollarını beline dolamıştı. Çisem gözlerini kısarak kocasına bakmaya başladı.

“Öyle, adı kendisine yakışan sayılı kişilerdendir Hülya,” diyen adamla Çisem adamın kollarından çıkmaya çalışmış ama başarılı olamamıştı.

“Bırak beni Erhan, git Hülya’ya sarıl sen!” dediğinde Erhan kahkaha atarak başını karısının boynuna sokmuştu. Genç kadının kokusunu derince içine çekerken huylanan Çisem başını geri çekmişti.

“Ne oluyoruz ağam, toynaklarını geri çek.” Erhan kadının sözlerine bıyık altı gülümseyerek gözlerini karısının gözlerine sabitlemişti.

“Kıskançlık size çok yakışsa da karıcım, kıskanacağınız son kişi bile değil Hülya. Hadi aşağıya inip tanıştırayım sizi. Evlendiğimi duyunca çok kızdı, Hanım ağasını tanırsa belki kızgınlığı gider.”

“Erhan damarıma mı basmak istiyorsun? İnan hiç tavsiye etmem.”

“Ne haddime Hanım ağam,” derken genç adam eğlendiğini belli ediyordu. Başını yeniden genç kadının boynuna gömerek derin bir nefes daha almıştı. Genç kadının kokusunu içine hapsederek geri çekilen adam gülümseyerek “Hadi aşağıya inelim. Hem Suat’ın neden geldiğini de öğreniriz.”

“Sahi geldiğinde çok endişeliydi. Hadi gidip konuşalım.” Genç adam karısının bir anda kollarından sıyrılmasıyla memnuniyetsiz bir şekilde homurdanmıştı.

“Acele etmeye gerek yoktu ama…”

“Hadi ağam, görev bizi bekler,” diyen kadınla genç adam başını iki yana sallamıştı. Çisem’in peşinden odadan çıkarken genç kadın seri adımlarla merdivenlere yönelmişti.

“Gelin Hanım bu aralar seni konakta görmek zor, gelinlik görevlerinden daha önemli olanı merak ediyorum doğrusu.” Çisem hiç beklemediği birinden böyle bir şey duyunca şaşırmıştı. Evlendiğinden beri Nusret amcanın kendisiyle direkt konuştuğu bir an hatırlamıyordu.

“Hayırdır Nusret amca, bir sıkıntı mı var?”

“Bir sıkıntım olsa sana mı gelirim?” adamın alaycı bir şekilde konuşmasına karşılık Çisem gözlerini devirmişti.

“İnsanlık namına sormuştum zaten. Ne sen ne de karının bana geleceğini sanmıyorum.”

“Bu aralar çok göze batıyorsun gelin Hanım, hareketlerine dikkat etsen iyi olur.”

“Hareketlerimde bir sıkıntı olduğunu sanmıyorum. Böyle celallendiğine göre yoluna taş koymuşum galiba…” dediğinde adam sinirlenmişti. Bu yüzündeki ifadeden anlaşılabiliyordu ancak Çisem onu sinirlendirecek ne yapmış olabileceğini düşünmeden edememişti.

“Seni ilk ve son kez uyarıyorum, Hanım ağa olman benim için bir şey ifade etmiyor.  Aldığın davalara dikkat et.” Adam son sözünü söyleyerek oradan ayrılırken Çisem aklı karışmış bir şekilde ardından bakmıştı.

“Hayırdır Çisem amcan ne söyledi sana da yüzün asıldı?” genç kadın yanına gelen kocasıyla adamın neden ayrıldığını anlamıştı. Dalgın bir şekilde “Aklınca beni tehdit edip gitti,” dediğinde Erhan’ın kaşları çatılmıştı.

“Ne demek seni tehdit etti.” Adamın sert sesiyle kendine gelen genç kadın hemen konuyu değiştirmek istemişti.

“Sonra konuşuruz hadi Suat’ın derdini öğrenelim,” dedi. Erhan karısının lafı değiştirmesine şimdilik izin vererek çalışma odasına doğru ilerlemişti. Çisem kocasını takip ederken düşüncelerinde Nusret beyin sözleri dolanıyordu.

İkili çalışma odasına girdiğinde Suat ve Yonca birbirinden uzak iki koltuğa oturmuş sessizce birbirlerine kaçamak bakışlar atıyordu. Yonca’nın tedirgin olduğu her halinden belli olurken Suat adeta burnundan soluyordu.

“Ne oluyor Suat, neden buraya geldin?”

“Asıl ben sana sormalıyım abi, ben bu kızı size emanet etmedim mi? neden emanetime sahip çıkmıyorsun?”

“O ne demek Suat?” genç adam kardeşine çıkışırken Yonca araya girmek istemişti.

“Önemli bir şey yok Erhan abi, Suat abartıyor.”

“abartıyor muyum? Beni arayıp takip edildiğini söyleyen sen değil miydin?”

“Evet ama böyle bir tepki vereceğini kestiremedim. Bir dahaki sefere seni değil Gürsel’i ararım,” dediğinde Suat hızla oturduğu yerden kalkarak parmağını genç kadına sallayarak konuşmuştu.

“Aklından bile geçirme Yonca, böyle bir durum olduğunda yine beni arayacaksın. Başkasından duyarsam kötü olur.”

“Otur yerine Suat!” Erhan kardeşini uyarırken sesi biraz yüksek çıkmıştı.

“Abi…”

“Sana otur dedim. Adam gibi konuşmayacaksan dışarı çık!” Erhan’ın taviz vermez sert sesiyle Suat çok gibi kollarını bağlayarak yerine oturmuştu. Çisem sessizce olanları dinlerken Erhan Yonca’ya dönmüştü.

“Şimdi anlat Yonca ne oldu?”

“Bu gün okuldan çıkınca garip bir şekilde takip edildiğimi hissettim. Biraz dolandım ama o hiç geçmedi. Sonra garip bir şekilde yüzünü saklayan adamı fark ettim. Kalabalık bir yere girerek Suat’ı aradım. Olan bu?” diyerek karşısında ki Suat’ı göstermişti.

“Bu durum hafife alabileceğin bir konu değil Yonca sende biliyorsun? Bu dava çok önemli olsa da senin güvenliğin daha önemli…”

“Teşekkür ederim. Araştırma nasıl gidiyor bilmiyorum ancak ailemle daha ne kadar konuşmadan duracağım. Annemin ne durumda olduğunu bilmiyorum. Kardeşim tehlikede mi bilmiyorum!” Yonca’nın ağladı ağlayacak sesi genç kadının içine dokunmuştu.

“Annenle konuşmuyor musun?”

“Şuanda öyle bir şey söz konusu değil yenge, hayatı daha önemli.”

“Bir şekilde konuşmalarını sağlayabilirsin ama değil mi?” Çisem sorarken Suat bakışlarını kaçırmıştı. Elbette onları konuşturabilirdi ancak tehlikeli olacağından yapmıyordu.

“Bu çok tehlikeli.” Çisem başını sallayarak sessizce çalışma odasından çıkarken Erhan ardından şaşkınca bakmıştı.

“Nereye gitti şimdi yengem, konuşmamız bitmemişti.”

“Aile onun için çok önemli Suat, senin bu kadar soğuk davranman onu kızdırmış olmalı.” Suat abisinin bakışları karşısında ezildiğini hissederek yutkunmuştu.

“Aileye değer verdiğimi biliyorsun.”

“Önceden belki ancak mesleğin sesi iyice duygusuz yapmaya başlamış. Biraz daha duyarlı olabilirsin.” Suat mahcup bir şekilde bakışlarını kaçırırken Yonca sessizce akan gözyaşını gizlice silmişti.

“Sen merak etme kardeşim, sana kimse yaklaşamaz bundan sonra. Yirmi dört saat yanında güvenlik olacak.”

“Ne demek yirmi dört saat yanında güvenlik olacak. Herifin biri sürekli onunla olamaz.”

“Suat saçmalamaya başladın iyice, bence sus…”

“Abi ne dedim ben şimdi?” genç adamın hala konuşması Erhan’ı iyice sinirlendirmişti. Elini masaya vurarak “Sus artık Suat, sen bu kızı bana emanet etmedin mi? Bırak da onun güvenliğini ben sağlayayım. Ayrıca sürekli buraya gelip durman şüphe uyandırır. Bir daha gerekli olmadıkça gelme!” Suat abisinin çıkışıyla duraksamıştı. Endişelendiği için düşünmeden hareket etmişti ve bu durum Yonca’nın hayatını tehlikeye atabilirdi. Ya davayı bırakacak Yonca’nın yanında olacaktı ya da davaya ağırlık vererek Yonca’dan uzak duracaktı. Bu davada kimseye güvenemezdi. Özellikle bu kızın hayatı söz konusuyken asla. Bu yüzden dava bitene kadar Yonca’dan uzak durmaya karar vermişti.

“Haklısın bir daha buraya gelmeyeceğim. En azından çete çökertilene kadar.” Yonca genç adamın sözleriyle gerilmişti.

“Bir daha görüşmeyecek miyiz?” Yonca2nın sorusuyla Suat hafif gülümsemişti. Genç kadının endişeli hali adamın içini ısıtmıştı.

“Şimdilik görüşmemiz doğru olmaz. Bu iş çok önemli ve kimseye güvenemem. Ucu bir çok bürokrata dokunacak gibi. Bir çok insanın hayatı bu olayın açığa çıkmasına bağlı.” Yonca başını sallayarak aşağıya eğmişti.

“Haklısın, kendine dikkat et.”

“Sende kendine dikkat et. Yarın erkenden geri dönerim. Önce Allah’a sonra da abime emanetsin.” Erhan kardeşinin genç kadına olan bakışlarından şüphelenerek bu konuyu sonra konuşmak üzere rafa kaldırmıştı.

“Neyse hadi yemeğe gidelim, Hülya Hanım gelmiş ifadesini almak lazım.” Suat abisinin sözlerine gülerek başını salladı.

“Bu sefer nerede aldı soluğu?” Erhan gülerek kardeşine cevap vermişti.

“İspanya’da eylemlere katıldı. Kendi ülkesi bizimkini kesmiyor.” Suat başını iki yana sallarken Erhan yeniden gülmüştü.

“Biliyorsun bizimki hayvanların katledilmesine dayanamıyor. Hadi gidip şununla bir konuşalım. Yoksa elin memleketinde başı belaya girecek.”

“Bizi dinleyeceğini sanmıyorum.” Yonca şaşkınca ikilinin konuşmasını dinlerken onların kimden bahsettiğini anlayamamıştı. Çalışma odasından çıktıklarında bahçede aradıkları kızın babasına yakındığını görünce duraksayarak ikiliyi izlemeye başlamışlardı.

“Ama hikmet baba haksız mıyım? Zenginler koluna çanta takacak diye neden hayvanları öldürüyor. Hepsinin o canlıların çektiği acıyı çekmesini dilerdim.”

“Haklısın kızım ama çok abartmadın mı?”

“Abartmak mı? Aşk olsun ağam o nasıl söz. Hiç yakıştıramadım.” Genç kız alınarak kollarını bağlayıp geriye yaslanmıştı. Onun bu hareketiyle ikili gülerek genç kızın iki yanına oturup kızı kıskaçları arasına almıştı. İki adam genç kıza aynı anda sarılırken Hülya gülerek onlara karşılık vermişti.

 “Bunu çok seviyorum, sizin böyle bana sarılmanız güvende hissettiriyor.” Genç kızın sözlerini boğaz temizleme sesi bölmüştü. Erhan karısının kaşlarını çatarak kendisine baktığını görünce geri çekilerek yerinden kalkmıştı. Çisem’i kolunun altına almak isterken genç kadın atik bir hareketle onun bu davranışını boşa çıkarmıştı. Erhan homurdanırken Suat abisinin haline gülmeden edememişti.

“Hülya seni yengenle tanıştırayım. Karım Çisem, aşiretin Hanım ağası,” dediğinde Hülya gülerek yerinden kalkmıştı. Çisem’i birkaç saat önce görse de pek fazla inceleyememişti. Nitekim aynı ortamda kısa süreli kalmışlardı.

“Vay canına onu nereden buldun?” Hülya’nın sorusuyla Suat kahkahasını elinin altına saklarken Çisem kaşlarını çatarak genç kıza bakmıştı. Erhan Hülya’nın alışık olduğu konuşma tarzına homurdanırken Hülya umursamayarak Çisem’in yanına giderek birden ona sıkıca sarılmıştı. Çisem neye uğradığını şaşırırken Erhan zamk gibi yapışan genç kadını karısından zor ayırmıştı.

“Memnun oldum Hanım ağam, bende Hülya bu adamın en küçük kardeşiyim.” Çisem şaşkınlıkla kocasına bakarken Erhan omzunu silkerek karşılık vermişti.

“Senin başka kardeşin olduğunu bilmiyordum?” diyen kıza avluya inen kız cevap vermişti.

“Yok zaten, Hülya bu evin beslemesidir.” Diyen Dicle’ye öfkeyle bakan Erhan, “Haddini bil Dicle!” diye kızmıştı.

“Sorun değil abi ben onun zehirli diline bağışıklık kazandım.” Çisem Dicle’nin sözlerinden hoşlanmazken kendisine sarılan kıza yeniden sarılarak konuşmuştu. Sözlerini Dicle’nin gözlerinin içine bakarak söylemişti.

“Kocamın kardeş seçtiği kişi benimde kardeşimdir. Bir derdin olursa yengen olarak değil, bir ablan olarak seni dinlerim.” Hülya geri çekilen kadına yutkunarak bakarken Hikmet Bey yerinden kalktığında amcasını yeni fark eden Dicle gerilmişti.

“Amca sen…” Hikmet Bey elini kaldırarak genç kadını susturmuştu.

“Bir daha kızım hakkında konuşurken diline hakim ol Dicle, yeğenim demem hesabını sorarım bilesin. Hülya benim kızım ve hep öyle kalacak.”

“Amca özür dilerim.”

“Benden değil, Hülya’dan dile,” diyen adam ortamdan ayrılırken Hülya yaşlı adamın arkasından hayran bir şekilde bakmaya başlamıştı.

“Hey ufaklık babam da gittiğine göre hesap verme zamanı.” Suat araya girerken genç kız kaçmanın yolunu gözüne kestirdiği Yonca’yı iler sürerek gerçekleştirmişti.

“Hayırdır Suat abi, bu afette senin sevdiğin mi?” dediğinde Yonca şaşkınlıkla kıza bakarken Suat yutkunmadan edemedi.

“Saçmalama Hülya, o bu evde misafir. Okulda öğretmenli yapıyor!” Dicle’nin ani itirazı Hülya’nın gözünden kaçmazken Suat ağzının içinden homurdanmıştı.

“Neyse artık hadi yemeğe!” Erhan gerilen ortamı bozarak karısını kolunun altına alıp yemek salonuna yönelmişti. Çisem kocasına ters bir şekilde bakarak “Annenlerin yanında bu kadar samimi olma Erhan, ayıp oluyor.”

“Neden ayıp olsun ki? Karıma samimiyim, harama değil.” Kocasına laf anlatamayacağını anlayan Çisem söylenerek Erhan’dan önce yemek salonuna giriş yapmıştı. Tüm aile masada yerini alırken Çisem’in gözleri hemen çocukları aramıştı. En son Zeynep ile onları bırakmıştı.

“Zeynep çocuklar nerede?” genç kadın çalışan kızı görünce sormadan edememişti.

“Uyuyorlar Hanım ağam.”

“Bu saatte ne uykusu bu?” Çisem yemek masasına oturmadan izin isteyerek yemek salonundan ayrılarak hızla merdivenlere yönelmişti. Bir saat önce odasında olmasına rağmen çocukların uyuduğunu fark etmemişti.

“Çisem çocuklar uyuyor işte neden endişelendin?” Erhan karısının peşine takıldığında odaya girmeden karısını yakalamıştı.

“Sen Narin’i daha önce bu kadar erke uyurken görmüş müydün?” Erhan’ın aklı karışınca karısının önüne geçerek hızla kızının odasına girmişti. Yatakta küçücük kalmış bir şekilde yatan kızına yaklaştığında alnındaki boncuk terleri görünce endişeyle kızının alnına elini koymuştu.

“Çisem Narin’in ateşi çok yüksek,” Çisem hızla küçük kızın üzerini açarak üzerini çıkarmaya başlamıştı.

“Endişelenme ılık bir tuş aldırırız şimdi. Ateşi düşer,” dediğinde oldukça sakin olmaya çalışıyordu. Erhan’ı telaşesine karşılı kendisi sakin olmalıydı.

“Çisem hastaneye mi götürsek?”

“Önce duş aldıralım düşmezse ateşi hastaneye gideriz.” Küçük kızı ılık dua sokan Çisem kocasının verdiği havluya küçük kızı sararak yatağına yatırmış üzerine ince kıyafetler giydirmişti. Bir saatlik sürenin ardından Narin’in ateşi düşünce ikili rahat bir nefes almıştı. İkilinin aşağıya inmemesi ailenin dikkatini çekerken Sevim Hanım merak ederek odaya çıkmıştı. Narin’in hasta olduğunu öğrenen yaşlı kadın torununu kontrol ederek karı kocanın yanına giderek yorgun yüzlerine bakmıştı.

“Yoruldunuz siz ben bakarım torunuma,” dediğinde Çisem anında itiraz etmişti.

“Olmaz anne ben kızımla ilgilenirim. Sen de yoruluyorsun konağın işleriyle.”

“Yok kızım ne olacak.” Erhan da Çisem de annesine itiraz ederken Erhan’ın sözleriyle yaşlı kadın kadar Çisem de şaşkına dönmüştü.

***

Sizce Erhan ne haberi verdi annesine? Hikaye nasıl gidiyor. Yorumlarınız hikayenin gidişatını değiştirebilir. Yorumlarınızı bekliyorum.

27. BÖLÜM <<<<<<<<<<<“————->>>>>>>>> 29. BÖLÜM

31461cookie-checkS.S. Kalpler 28. Bölüm

18 yorum

  1. Merak edilecek yer de bitti. Tahmin edemedim.
    Dicle yine dicleliğini yaptı. Zehirli dili durmadı. Çisem kıskançlıkları devam Erhan artık sevinçten yerinde duramıyor.

  2. Gene güzel bir bölüm 1 hafta nasıl bekleyeceğim.Bu arada arafı da merak ediyorum nasıl oldu diye

  3. Zehirli sıçan ne olacak
    Eh be Erhan ağam ne haberi verdin ki sen şimdi
    Hikaye çok güzel ilerliyor
    Ellerine emeğine sağlık

  4. Erhan ve çisem i okumayı seviyorum. Umarım daha güzel bölümleri okuruz. Bakalım Erhan ne diyecek. Umarım Erhan kötü bir şey söylemez. Böyle olunca sanki kendi kizimmis diyecekmiş gibi geldi. Umarım demez. Kötüyü cagirmayalim. Yeni bölümü sabırsızlıkla bekliyorum.

  5. Erhan ve çisem i okumayı seviyorum. Umarım daha güzel bölümleri okuruz. Bakalım Erhan ne diyecek. Umarım Erhan kötü bir şey söylemez. Böyle olunca sanki kendi kizimmis diyecekmiş gibi geldi. Umarım demez. Kötüyü cagirmayalim. Yeni bölümü sabırsızlıkla bekliyorum..

  6. Suatla Yonca arasında güzel şeyler olacak gibi Babaanne Gine birşeyler çeviriyor merakla yeni bölümü bekliyorum emeğine sağlık canım

  7. Ayyy balayına veya tatile falan mı gidicekler aklıma direkt bu geldi
    Tatil de de artık aralarında birşeyler olur. Çünkü konakta kaos bitmiyor ki yakınlaşsınlar.
    Ya da diğer büyük konağa mı taşınacaklar ama babaanne ve amca bu konakta kalır.
    Veee son teorim Erhan geçmişi öğreniyor amcası bababsının öz kardeşi değil geçmişte babaannenin yaptıklarını öğrensin ya da ipucu yakalasın ve bir plan kurup babaanneyi göndersinler
    Ya da hiçbiri olmıcak çok daha başka birşey söyledi

  8. Hülya ya bayıldım ♥️Dicle ve anası yine iş başında 😡 bu niye tehdit etti Çisemi anlamadım ya bu kaciliran kız davasında mı parmagi var ki :/ Suat ve yonca çoktan aşık olmuş bile 😀 ♥️ ay Erhan sonunda ne dedi merak ettim simdi

  9. Bu Dicle yerin dibine girip girip duruyor ne kadar yüzsüz yaaa bakalım Erhan ağa karısına ne haber vericek merak ettim emeğine sağlık

  10. Sanırım Erhan çisemin hamileliğin fark etti bunu söylemiş olabilirmi yada ağzında kaçırmış da olabilir

  11. Ćok güzel bir hikaye her bölumde ayrı heyecan Erhanla Çisemde artık ufaktan adım atmaya başladılar kardeşler zaten her biri ayrı komik kısaca harika emegine sağlık yazarcım

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir