Asil Kan II – 7. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Bölümü kontrol etmeden atıyorum Umarım çok yazım yanlışı yoktur. Keyifli okumalar!

***

Gorion krallığı yıllardır huzur içinde yaşasa da geçmişten gelen bazı yanlış yönetimin düzeltilmesi hemen mümkün olmamıştı. Birçok üst tabaka aile kraliyet ailesinin yönetime kendilerini seçmeleri için kendince baskılar yapmaya çalışmış ancak Adrian ve Elizabeth onlara göz açtırmamıştı. Aynı şekilde diğer asil ailelerin kızlarını cariye yapmaya kalkışması ise Elizabeth’in son dayanma noktası olmuştu. Kraliçenin iki prensi bir prensesi vardı. Herhangi bir olumsuz durumda kraliyetin varisleri vardı. Hazırlıklar son sürat devam ederken çocukları ayakaltından çeken hizmetliler onları biraz olsun rahatlatmıştı.

“Her şey hazır mı kraliçem?” Adrian genç kadının yanına gelerek sormuştu. Sabahtan beri toplantılarla kafası şişmişti. Oldukça yorgun olsa da akşamki davet Travuz kralı ve prensleri için yapıldığından dinlenmeyi biraz daha ertelemeye karar vermişti.

“Çok yorgun görünüyorsun, biraz dinlen istersen.”

“Ben iyiyim hayatım, hadi birlikte dışarıya çıkıp avluda yürüyelim.”

“Burada biraz daha işim var, sonra gitsek?”

“Bırak çalışalar halletsin, şimdi benimle ilgilenmeni istiyorum.” Genç kadın kocasına girerek hafif gülümsemişti. Göz göze geldiklerinde ikisi de kimsenin duymadığı o sohbetlerine başlamışlardı. Geriye kalan hazırlığı görevlilere devreden ikili avluya çıkarken etrafı oldukça hareketliydi. Onları gören durup selam veriyor sonrada işinin başına koşturuyordu.

“Çok özledim!” Elizabeth derin bir iç çekerek konuşurken Adrian başını sallayarak onu onaylamıştı.

“Umarım Alera’yı da getirir. Kardeşimi çok özledim.” Elizabeth genç adama hak verse de elden bir şey gelmezdi. İki ülke ne kadar barış içinde olsa da onlar farklı sorumlulukları olan kral ve kraliçeydi. Her zaman ülkelerini terk ederek sevdikleri ziyaret edemiyorlardı.

“Eminim getirecektir. Ben öyle duyum aldım.”

“Gerçekten mi?” genç adam heyecanla karısına dönerken kulelerdeki bildirir davullarının çalmasıyla ikili birbirine dönmüştü.

“Geldiler sanırım!” Elizabeth başını sallayarak kocasını onaylamıştı.

“Geldikler, hadi onları karşılayalım.”

“Prensler nerede?” hizmetli kadın davul sesini duyduğunda onları avluya çıkaracaktı. Şuanda tüm kraliyet ailesi avluya çıkıyor olmalı. Elizabeth karşılama avlusuna geçerken az önceki sözlerini onaylatırcasına kraliyet ailesi ve yöneticileri Kral Drew’i karşılamak için sıraya dizilerek beklemeye başlamıştı. Adrian ve Elizabeth yardımcılarının uzattığı kraliyet pelerinini takarak büyük çift kanatlı kapının açılmasını izlemişti. İçeriye önden atının üzerinde Drew ve hemen arkasından birkaç askerle birlikte at arabası girmişti. At arabasının küçük penceresinden dışarıya merakla bakan prenses Alera Adrian’ı görünce gözleri heyecanla büyümüştü. Drew atından inerek kendisini karşılayanlara selam verirken at arabasının kapısının açılmasıyla görevli tarafından prens ve prenses at arabasından aşağıya indirilmişti. İki prensin üzerinde resmi kıyafet varken Alera’nın üzerinde annesinin özenle seçtiği oldukça sevimli bir elbise vardı. Adrian kardeşini görünce gülümsemekten kendini alamamıştı. Onun gülümsediğini gören Alera hızla öne atılarak “Abicim,” diye krala doğru koşarken Drew’in “Prenses Alera!” uyarısıyla yarı yolda durmuştu.

“Prensesim?” Adrian Drew’in uyarısını umursamadan hafif eğilerek Alera’yı kollarına çağırmıştı. Alera önce kral kuzenine bakmış ondan aldığı baş onayıyla kendisini Adrian’ın kollarına atmıştı.

“Adrian seni çok özledim!” Alera kralın yüzünü avuçlarının arasına aldığında Adrian gülerek küçük kızı öpmüştü. Babasın kucağına tırmanan kıza kötü kötü bakan prenses Emily Elizabeth’in dikkatinden kaçmamıştı.

“Kralım!” Elizabeth kocasını uyararak Alera’yı yere indirmesini isterken Adrian karısına gülümseyerek bakmıştı.

“Şunun güzelliğine baksana kraliçem, ne kadar da büyümüş değil mi?”

“Öyle, prenses Alera çok çabuk büyüyor. Ancak çocuklar halalarıyla tanıştırman gerekmiyor mu?” Adrian küçük kızının bakışlarını görünce gülümsemişti. Onlar çocukları tanıştırırken kendisi iki yanına aldığı prensleriyle etrafına göz atıyordu. Aradığı küçük bedeni görebilmek için oldukça heyecanlıydı.

“Burada değil!” Elizabeth ağabeyinin ne yapmaya çalıştığını anladığında ona cevap vermişti.

“Nerede?”

“Şuanda ders saati onun. Dersi bittiğinde Flora onu yanımıza getirecek. Ancak davranışlarına dikkat etmelisin Drew. İnsanlar seni gölüyor.” Drew başını sallarken Falcon ve James prens Aidan ve Colin’in yanına gitmişti.

“Nasılsınız prens Aidan?” James Falcon’a göre daha olgun bir çocuktu. Falcon Colin gibi daha neşeli ve sempatik davranıyordu.

“Biliyor musun yeni şeyler yapmayı öğrendim.” Colin’in heyecanla Falcon’a konuşmasıyla Falcon gözleri parlayarak ona bakmıştı.

“Ne yapmayı öğrendin?” Colin elini kaldırdığı sırada beklediği tepkiyi alamayınca kaşlarını çatarak aynı hareketi tekrar tekrar yapmış ama bir değişim olmayınca Falcon gülerek ona bakmıştı.

“Hani bir şey olmadı.”

“Yapamadım ki? Neden olmuyor?”

“Bak ben sana göstereyim, yeni bir şekil yaptım.” Falcon dönüşmek için uğraşsa da başarılı olamamıştı. Elizabeth ki prense kaşlarını çatarak bakıyordu. Avluya girdiklerinden beri çocukların güçlerini sıfırlamıştı. Bu onu yorsa da yapmak zorundaydı. Çocuklar bazen düşüncesizce hareket edip düşmanlarına koz veriyordu.

“Prensler… Bu taraftan gelin.” Elizabeth iki prensi oldukça ciddi bir sesle çağırırken Colin yutkunarak annesine bakmıştı.

“Kraliçem biz…”

“Sizi uyarmıştım prens Colin, bunca insanın arasında davranışlarınıza dikkat etmelisiniz.”

“Özür dilerim kraliçem, bir daha yapmayacağım.”

“Bunu sonra konuşacağız, hadi davet alanına gidelim. Herkes gidene kadar uslu duracaksınız. Yoksa bir daha gücünüzü kullanmanıza izin vermem.” Annesinin sözleriyle Colin gözlerini büyütürken Falcon öne çıkarak “Ama hala neden böyle yapıyorsun ki?” dedi isyan edercesine.

“Burada güç kullanmak yasak prensim. Kral babanızın sizinle bu konuda konuştuğuna eminim. Neden gücünüzü herkese göstermemeniz konusunda yeniden konuşacağız. Şimdi size eşlik edecek yardımcılarınızı takip edin.” Falcon yüzünü asarken bakışları babasının yanındaki küçük kıza takılmıştı. Colin’e dönerek “Sen Alera ile tanışmayacak mısın?” dedi.

“Bilmem ki? Babam onu yanından ayırmıyor.” Colin omzunu silkerek cevap vermişti.

“O zaman sen git yanına, bak Aidan ve James’te orada.” İkili Alera’nın yanına gittiklerinde Adrian oğluna dönerek önüne ektiği kız kardeşini göstermişti.

“Bak Colin, bu Alera benim kardeşim ve senin de halan.” Colin gözlerini kısarak kendiyle aynı boyda olan küçük kıza “Bu benim kadar halam nasıl olacak ki?” dediğinde Adrian gülmeden edememişti.

“Peki halan olması için nasıl olmalı?”

“Annem Falcon’un halası bak kocaman. Bu ise benim kadarcık,” dediğinde Adrian gür bir kahkaha atmıştı. Alera abisine dönerek gülümsedi. Kralın kahkahası küçük kızı mutlu etmişti.

Davet salonu oldukça kalabalıktı. Asil aileler ve kraliyet yöneticileri oldukça kalabalık olmuştu. Kral Drew birkaç gün kalacağı için ilk gün böyle bir kutlama yapılması öngörülmüştü. Kral etrafa göz atarak gelen kişileri kısaca incelemişti. Hemen ileride babasını Alera’ya bakarken görünce gözlerini kısarak adamın duygularını anlamaya çalışmıştı. O gözlerde bariz bir hayranlık ve sevgi vardı.

“Gel prenses seni biriyle tanıştıracağım.” Alera ağabeyinin elinde salonda dolaşırken gözler onun üzerine dolaşıyordu. İlk kez kral Adrian’ın kardeşini görenler kendi aralarında fısıltıyla konuşmaya başlıyordu. Devrik kral Alexis kendisine doğru gelen ikiliyi görünce gözleri parlayarak yerinde doğrulmuştu. Alera kendisine güler yüzle bakan yaşlı adama eğilerek selam vermişti.

“Merhaba efendim!” diye şakıyan küçük kız Alexis’i kendine daha da hayran bırakmıştı. Küçük kız o kadar güzeldi ki ona hayran kalmamak mümkün değildi.

“Merhaba prenses…” Alexis elini uzatarak küçük kızın eline dokunmak istediğinde Alera bakışlarını ağabeyine çevirmişti.

“Seni babamla danıştırayım prenses, bu adam benim babam. Eski kral Alexis…” Alera hızla adama dönüp hemen reverans yapmıştı.

“Bağışlayın kralım sizi doğru selamlayamadım!” Alexis kızın sözlerine gülerek onun boyuna eğilmişti.

“Sen çok güzel bir prensessin, tıpkı annene benziyorsun.”

“Biliyorum, babam da dayımda öyle söylüyor.” Alexis’in yüzünde buruk bir gülümseme oluşmuştu. Yıllar geçmesine rağmen Almira’ya olan duyguları hala yerinde duruyordu. Zamanında babasına karşı gelebilseydi belki de bu küçük kız onların prensesi olurdu.

“Doğru söylemişler… Seni sevebilir miyim?”

“Bilmem ki? Abi beni sevsin mi?” Adrian ikilinin konuşmasını dikkatle dinlerken gülümseyerek başını sallamıştı.

“Sende istersen elbette,” diye onay verince Alexis küçük kızı kucağına alarak yanaklarından öpmüştü. Bedenen öyle görünmese de oldukça sevimli bir dede olmuştu. Torunlarıyla sürekli oyunlar oynuyor, onlara güçleri konusunda yardım ediyordu.

“Dede hani en çok beni seviyordun?” yanlarına koşarak gelen Emily ortamın havasını değiştirirken Adrian kıskanan kızına gülümsemekle yetinmişti.

“Prenses Flora!” kapıdan anons edilen prenses yanında küçük prenses Gwen ile salona girdiğinde bakışlar ona dönmüştü. Kral Drew’in gözleri kardeşinin yanında ilerleyen kızına takıldığında Elizabeth istem dışı onu uyarmıştı.

“Kralım, prenslerim…” Flora ağabeyini selamladıktan sonra kenara çekilerek yanındaki kızı tanıştırmıştı.

“Flora geciktin seni daha erken bekliyordum.”

“Sizi biriyle tanıştırmak istemiştim. Bu Gwen, kendisi benim en iyi öğrencim olur. Yakında onu Travuz krallığına gönderip oradaki şifacılardan eğitim alması için sizden izin almak istemiştim.” Drew’in bakışları kızına dönerken Gwen annesinin öğrettiği şekilde krala selam vermişti.

“Kralım,” derken dili hafif peltekleşmişti. İki küçük oğlan bakışlarını Gwen’e dikerken Gwen istem dışı halasına daha da sokulmuştu.

“Seni prenslerimle tanıştırayım Gwen, Falcon ve James.” Gwen gözlerini kendisine diken James’e yutkunarak bakarken üç çocuğun birbirine olan güçlü bağı bir tek Elizabeth hissedebiliyordu. Farkında değillerdi ancak salonda üçlünün oluşturduğu oldukça güçlü bir enerji vardı ve bu durum Elizabeth’i bile aşırtmıştı. Sanki yapbozun son parçası yerine oturmuş ve resim ortaya çıkmıştı.

“Prensleriniz olduğunu bilmiyordum kralım, üstelik aynı yaştayız!” Gwen’in sözleri Drew ve Elizabeth’i gererken Adrian hemen araya girmişti.

“Ne dersin Gwen, Travuz krallığına eğitim almaya gitmek ister misin?”

“İstemem!” Gwen’in ani cevabı onları şaştırtırken kendi hallerinde sohbet eden diğer davetliler onlarla ilgilenmiyordu.

“Neden?”

“Ben daha küçüğüm, annemle babamı bırakamam. Hem yakında kardeşim olacak,” diyen Gwen gözlerini Drew ve ikizlerden ayırmıyordu. Küçük dünyasında olanları çözmüş gibi birden çocuk kimliğinden sıyrılmıştı sanki. Elizabeth bunu hissedebiliyordu. Drew kardeşine ‘yardım et’ dercesine bakış atarken Elizabeth öne çıkarak “Hadi herkes eğlensin biz Gwen’le baş başa konuşalım.” Dediğinde Gwen umursamazca halasının peşine takılmıştı. Arada gözleri ikizlere takılırken yanağından aşağıya bir yaş akmıştı. Elizabeth o yaşı kendi yüzünde hissederken şaşkınlıkla küçük kıza dönmüştü.

“Gwen!”

“Beni neden sevmediler hala?” Gwen’in sessiz sorusu Elizabeth’i gafil avlamıştı. Hızlı davranarak küçük kızı kalabalıktan ayırıp şahsi odasına sokmuştu.

“Ne demek o? Seni kim neden sevmedi?”

“Babam, annem! İkisi beni neden sevmedi? Kız olduğum için mi?”

“O nereden çıktı?” Elizabeth üzgün bir şekilde yeğenine sarılırken Gwen hıçkırmıştı.

“Onlar benim kardeşimdi değil mi hala? Prensler onların yanında kalabiliyor ben neden kalamıyorum?” küçük kız hıçkırarak ağlarken Elizabeth’te istem dışı gözyaşı dökmeye başlamıştı.

“Bu sizin iyiliğiniz için hayatım. Kimsenin bunu bilmemesi gerekiyor. Sakın kimseye söyleme.” Gwen başını sallarken hızla yanaklarını silmişti.

“O anladı ama…”

“Kim?”

“James, benim kim olduğumu biliyordu. Bana bakarken anladım… O…”

“Nasıl?” Elizabeth çocukların güçlerini sıfırlamıştı. Nasıl olurdu da Gwen bunu bilebilirdi. Gözleri yeğeninde dolanırken başını iki yana sallamıştı.

“Burada!” diyen küçük kızla Elizabeth hızla arkasını dönmüştü. Odanın kapısında duran küçük yeğenini görünce gözlerini kısan kraliçe yerinde doğrularak “James, burada ne arıyorsun?” dediğinde küçük prens ağır adımlarla onlara yaklaşmıştı. Gwen Elizabeth’in eteğinin arkasına saklanırken James halasının önünde durarak gözlerini genç kadına çevirmişti.

“O yaptı!”

“Ne?” Elizabeth gözlerini kısarak James’ın kendi arkasını işaret ederek Gwen’i göstermesiyle ona dönmüştü. “Ne yaptı?”

“Beni o çağırdı!”

“Ben bir şey yapmadım!” Gwen hemen itiraz ederken Elizabeth neler döndüğünü anlamaya çalışıyordu. Birkaç dakika sonra odaya Falcon girmişti. Odanın kapısı kapanıp kilitlendiğinde Elizabeth üçüz yeğenlerine bakmıştı. Elizabeth kenara çekilirken üç kardeş karşılıklı durmuş birbirlerini tartıyordu.

“O mu?” Falcon’un sorusunu James başını sallayarak onaylamıştı.

“O!”

“Ama bize benzemiyor!”

“O bir kız!” Falcon ve James kendi aralarında konuşurken iki prens birden Gwen’in önüne diz çökerek selam vermişti. Şaşkınlıkla donup kalan genç kadın prenslerin neden Gwen’in önüne diz çöktüklerini anlayamamıştı.

“Özür dileriz prenses seni zamanında bulamadığımız için!” Gwen başını iki yana sallayarak onlara cevap verdi.

“Bu sizin suçunuz değildi, kimsenin değildi.”

“Ama seni zamanında bulsaydık annem çok üzülmezdi. Her gün ağlıyor seni bulamadığımız için.” Gwen Elizabeth’e dönerken Elizabeth neler döndüğünü anlamaya çalıyordu. Beyninde yankılanan güçle kaşları çatılan Elizabeth elini şaklatarak ortamı güvenli çembere almıştı.

“Sen ne yaptığını sanıyorsun Gwen, bedenime saldırmakta ne oluyor?” Elizabeth kızgın bir şekilde Gwen’e bakarken Gwen yutkunarak halasına bakmıştı.

“Bilerek yapmadım kraliçem, elimde değildi… İçimdeki ses yaptırdı.”

“İçindeki ses mi? O ses sana ne söylüyor?”

“Gitmeme izin vermeniz için düşüncelerinizi değiştirmemi.” Elizabeth başını sallayarak üçüzleri kendine mühürlemişti. Uzun zamandır bu gücü kullanmamıştı. Dilediği zaman dilediği asil kanın gücünü kendine çekebiliyordu. Sarayda biri vardı ve her kimse çocuklar üzerinden bir şeyler planlıyordu.

“Neler oluyor burada?”

“Sarayda düşman var Adrian, gizli bir Asil Kan olabilir.”

“Mümkün değil!”

“Adrian bana güven, kim bilmiyorum ancak her kimse sırrı biliyor.” Adrian dişlerini sıkarken geceye katılan kişileri gözlem altına tutmaya karar vermişti.

“Nasıl olabilir, bunca zaman sarayda mıydı?” Genç kadın başını iki yana sallayarak kocasına cevap vermişti.

“Hayır, yeni gelmiş olmalı. Davetlilerden biri…”

“Emin misin?” Elizabeth üçüzlere bakarak cevaplamıştı.

“Eminim, bu sarayda olsaydı daha önceden Gwen’i yönlendirmeye çalışırdı. Bu gece yaptığına göre davetliler arasına katılan biri olmalı.”  Çocuklar birbirine dikkatle bakmaya devam ederken onların konuşmalarını duymuyorlardı bile. Yıllar sonra bir araya geldikleri için birbirlerini tanımaya çalışıyorlardı.

“Aidan’da uzak dur Gwen!” James’in sözleriyle karı koca hızla ona dönmüştü.

“Nedenmiş!” Gwen omzunu silkerek küçük prense cevap verirken bu kez kollarını ağlayarak kardeşine Falcon cevap vermişti.

“Çünkü seni paylaşmak istemiyor. Bize kötü davranıyor.”

“Aidan öyle biri değil, siz yalan söylüyorsunuz.”

“Yalan söylemiyoruz. Sence buraya daha önce gelmedik mi?” Gwen duraksayarak ikiliye bakarken çocuk masumluğuyla sormuştu.

“Geldiniz mi?”

“Geldik tabi, ama seninle tanışmamıza izin vermedi. Sence neden?”

“Bilmem…” Gwen’in yüzü asılmıştı.

“Seni almamızdan korkuyor, bu yüzden bizi sevmiyor.” Elizabeth şaşkınlıkla Adrian’a bakarken kocasının oldukça keyifli olduğunu görünce elinin tersiyle göğsüne vurmuştu.

“Bu durum seni eğlendiriyor mu?”

“Hem de nasıl, şunlara baksana biz bir şey yapmadan birbirlerini tanıdılar.”

“Bunda şaşıracak bir şey yok Adrian, onlar aynı karında büyüdü!” Elizabeth’in sözleriyle genç adam duraksamıştı.

“Bu mümkün mü?” Elizabeth anne karnında birbirleriyle kavga eden, eğlenen üçüzlerin bunca yıl sonra birbirlerini tanımasına şaşırmamıştı. Şaşırmasının nedeni güçleri sınırlandırmasına rağmen birbirlerini tanımalarıydı. Güçleri yokken kardeş bile olsalar buna imkan yok dönecek kadar azdı ama düşüncesi yanlış çıkmıştı. James anında kardeşini tanıyıp peşinden gelmişti.

“Hala Gwen ne zaman eve dönecek?”

“Bunun için henüz erken Falcon, eve dönmesi için zaman geçmesi gerek.”

“Ama annem bu gidişle hasta olacak. Onu çok özlüyor.” Gwen üzgün bir şekilde kardeşine bakarken Elizabeth’e dönmüştü.

“Birkaç günlüğüne gidemez miyim kraliçem?”

“Bunu düşünmem gerek Gwen, şuanda bu mümkün değil.” Gwen umutsuzca başını sallarken küçük dünyasında nede eve gidemeyeceğini anlamaya çalışıyordu. Bildiği tek şey onun kim olduğunu öğrenirlerse hem kendi hem de kardeşlerini öldürürlerdi.

“Peki ben annemi ne zaman göreceğim?” dolu gözlerle bakan küçük kız neredeyse ağlayacaktı. Kapının tıklatılmasıyla Gwen hemen Elizabeth’in arkasına geçmişti.

“Gelin!” Elizabeth’in izniyle odaya giren çalışan kadın kral ve kraliçeye selam vererek elindeki yiyecekleri ortadaki masaya bırakmıştı.

“Bunlar nedir?”

“Kral Drew ikizlerin aç olduğunu söyleyerek size yemek getirmemi istedi.” Elizabeth başını sallayarak kadına çıkmasını söylerken Adrian karısının dik bakışlarından hoşlanmamıştı. Gwen masanın üzerindeki yemeklere uzanırken Elizabeth hemen “Sakın dokunayım deme Gwen!” diyerek onu uyarmıştı. Küçük kız korkuyla geri çekilirken Adrian şüpheyle masanın üzerindeki yemeklere bakmıştı.

“Ne oluyor Elizabeth?”

“Drew kimseye ikizlere yemek getirmesini söylemez. Hele de kendi sarayı dışındaysa!” Adrian yakasında bulunan gümüş iğneyi çıkararak yemeğin içine daldırdığında bir süre sonra kararmaya başlayan iğneyle dişlerini sıkmıştı.

“O kadını hemen bulacağım!”

“Şimdi değil, bu kadar kalabalığın içinde olmaz.”

“Elizabeth, göz göre göre prenslere zehirli yemek getirdi. Buna sessiz mi kalacağız?”

“Aksine, bunu yapanı bulacağız.” Elizabeth Gwen’e dönerek “Gwen, zehrin ne olduğunu bulabilir misin?” dediğinde Adrian şaşkınlıkla genç kadına bakmıştı.

“Elizabeth ne yapıyorsun, o bir çocuk!”

“Aynı zamanda şifacı!” Gwen halasının sözleriyle heyecanlanmıştı. İlk kez güçlerini kullanmasına izin verecekti ve bu durum küçük prensesi oldukça heyecanlandırmıştı.

“Bulurum hala,” derken Elizabeth Gwen’in güç engelini kaldırıp yemekten tatmasını şaşkınlıkla izlemişti.

“Sana yemeği yemeni söylemedim!” diye çıkışan Elizabeth küçük kızın gülmesine neden olmuştu.

“Yemeden hangi zehir olduğunu nasıl anlayayım ki?” Küçük kızın dişlerinin arasından kan akarken Elizabeth korkuyla öne çıkmıştı. Aynı şekilde iki prens kardeşlerinin yanına koşarken Gwen halasının bileğine sarılarak gözlerini Elizabeth’e dikip panzehirin adını vermişti. Birkaç dakika da yere yığılan küçük kız ortalığın karışmasına neden olmuştu.

“Gwen!”

“Prenses!” ikizler korkuyla halalarına bakarken Adrian’la göz göze gelen Elizabeth “Hadi,” diye seslenince Adrina öfkeyle kapıdan dışarı çıkmıştı.

“Odaya yemek getiren kadını hemen tutuklayın. Prensleri zehirlemeye kalktı!” Açık bir şekilde konuşan Adrian ortamın karışmasına neden olurken Drew koşarak odaya girmişti. Prenslerden birini zehirlenmiş bulmayı beklerken kızını baygın ve ağzı kanlı olarak görünce korkuyla öne atılmıştı.

“Gwen!” diye sesini yükseltmiş, sessizce ‘kızım’ diye eklemişti.

“Kapılar tutulsun, kimse saraydan ayrılmayacak. Herkes sorguya çekilecek.” Adrian Kriss ve Samira’ya odayı işaret ederken ikili koşarak odaya girmişti. Samira küçük kızı kanlar içinde görünce korkuyla öne atıldı.

“Gwen, kızım!” Samira’nın kızım diye bağırması ikizleri şaşırtırken Kriss’te koşarak küçük kızın yanına bitmişti.

“Ne oldu ona?”

“Zehirlendi, hemen panzehirini alması lazım.”

“Panzehiri nasıl bulacağız ki?” Drew korkuyla kardeşine bakarken Elizabeth “Hangisi olduğunu biliyorum. Ancak burada bulmamız mümkün değil.”

“Nerede?”

“Travuz Krallığında… Onu ancak Almira halam iyileştirebilir.”

“Olmaz!” şeklinde Drew başını iki yana sallarken Elizabeth odanın kapısını kapatarak hızla odadakilere dönmüştü.

“Burada olanlar burada kalacak. Birinden duyarsam sonu olur.”

“Kraliçem onu nasıl yetiştireceğiz.”

“Biz değil, kral Drew yetiştirecek.” Elizabeth abisine yapması gerekeni gözleriyle ima ederken Drew eli kolu bağlı bir şekilde ona bakmıştı.

“Kralım lütfen onu kurtarın!” Samira hamileliğin verdiği duygusallıkla Drew’e yalvarırken Kriss mahcup bir şekilde ona bakıyordu. Resmen adama kızını kurtarmaları için yalvarıyordu karısı. Samira Gwen’in kral Drew’in kızı olduğunu bilseydi bu şekilde davranır mıydı bilmiyordu.

“Elizabeth onu götüremem, buradan ayrılamam.”

“Onu en hızlı sen götürebilirsin. Aynı anda da geri gelebilirsin.” Drew yutkunarak odadakilere bakmıştı.

“Baba, Gwen’i kurtarmak zorundasın! Sen yapmazsan ben onu Almira halama götürürüm.” Falcon sırtındaki küçük kanatları kıpırdatırken Samira şaşkınlıkla ona bakmıştı. Prensin kanatları vardı.

“Yokluğum anlaşılırsa ne olacak?”

“Anlamayacaklar, şuanda herkes sorguda. Sen hemen git!” Drew gözleri alev almışçasına yerinden kalkarak sırtında beliren kanatlarla görkemli bir hale bürünmüştü. Falcon heyecanla babasına bakarken mutlulukla şakımıştı.

“Bende büyüyünce babam kadar büyük kanatlarım olacak. O zaman kolay yorulmadan gökyüzünde dolaşacağım.” Ellerini çırpan küçük çocuk ortamın havasını bozarken Drew kızını kucağına alarak Elizabeth’in dışarıyı kontrol etmesiyle hızla pencereden uçup gitmişti.

“Kral uçabiliyor!” Samira şok olmuş bir şekilde pencereye bakarken birden kendinden geçmişti. Kriss karısını yere düşmeden yakalarken Elizabeth hamile kadının odadaki kanepeye yatırılmasını isteyerek eliyle alnına baskı uygulamıştı.

“Kraliçem ne yapıyorsunuz?”

“Burada gördüğünü unutması gerekiyor Kriss, hamile bir kadın için bu çok fazla.”

“Uyanınca Gwen’i sorduğunda ne yapacağız?” Kriss karısının bileklerini ovalarken Elizabeth ikizlere dönerek konuşmuştu.

“Ağzınızı sıkı tutun, kimseye burada olanları anlatmak yok tamam mı? Şimdi çıkın Flora halanızı buraya çağırın.” İkili koşarak odadan çıkarken Adrian ve Elizabeth göz göze gelmişti. Gwen ait olduğu saraya doğru yola çıkmıştı. Tek temennisi sarayda onu kimsenin tanımamasıydı. Zaman onlara ne gösterecekti bilmiyordu ama krallıklar arası savaşların yakın olduğuna emindi. Yakında savaş çıkacak gibiydi!

***

Bakalım bundan sonra ne olur? üçüzler birbirini tanıdı. Sizce onları yönlendirmeye çalışan kim olabilir. Son olarak yorumlarınızı eksik etmezseniz sevinirim.

32840cookie-checkAsil Kan II – 7. Bölüm

11 yorum

  1. Bi anda çok şey oldu ambale oldum resmen. Fakat sonuçta Gwen ancak kendi evinde annesinin yanında iyi olabilir bence de…

  2. Gewenin zehri yemesi dahil hepsi planlı ve gwende bu plana dahil gibi, annesini görebilmek için yaptığı bir plana benziyor, içindeki ses dediği annesi olabilir evladı nı özleyen bir anne var ortada ve hamilelikte bazı güçler anneye de geçiyor du uzaktan evladına ulaşabiliyor olabilirmi

  3. Ay birbirlerini nasıl tanıdılar ya ♥️♥️ kraliçe kızını görsün ne olur hasta olacak diye korkuyorum:'( ay gwenin yemesini hiç beklemiyordum dokunarak anlar diyordum :O Samiraya niye unutturdular ki zaten krallarin kraliçeleri özel gücü olmaz mı şaşırdı ama asıl kan sonuçta drew :/

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir