S.S. Kalpler 39. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Bölüm dün hazır olmasına rağmen maalesef evde olmadığım için yayınlayamadım. İstanbul da müthiş bir fırtına vardı ve ben gittiğim yerde kalmam gerekti. Bölümü kontrol edemedim. Umarım fazla hata yoktur. Keyifli okumalar!

-***-

Genç kadın odada telaşlı bir şekilde dönen kocasına kısa bir bakış atarak yeniden kucağındaki oğluna dönmüştü. Konağa döndüklerinden beri hissetmiş gibi oğlu huzursuzdu. Olanlardan sonra sadece oğlu değil kendisi de huzursuz olmaya başlamıştı. Henüz kimse oğlunu görmemişti. Geleli üç gün olmuştu ve konakta ölü toprağı atılmış gibi sessizlik hakimdi. Garip bir şekilde hem aile büyükleri hem de Çisem sessiz kalıyordu.

“Ne düşünüyorsun? Neden bu kadar telaşlısın?”

“Abim hala uyanmadı. Üstelik onu kimin öldürmeye çalıştığı da belli değil.” Evin başını sallayarak üzgün bir şekilide Gürsel’e bakmıştı.

“Sevim anne de iyi değil, kadın birkaç güne çöktü.”

“Çökmez mi? Hepimizi sever annem ama abime ayrı düşkündür sende biliyorsun.” Evin olumlu bir şekilde başını sallarken üzülmeden edemiyordu. Araf’ın başına bir şey gelseydi Sevim annesi kadar sakin kalır mıydı bilmiyordu.

“Bu gün aşağıda yemek yiyelim, kaç gündür odada sıkışıp kaldın.”

“Annemleri görmek istemiyorum Gürsel,” diyen genç kadın utanarak başını eğmişti. Gürsel karsının yanına giderek cenesinden tutup başını kaldırmıştı.

“Neden başını eğiyorsun?”

“Sence böyle düşünerek kötü bir evlat mı oluyorum? Onların beni ve oğlumu horlamalarını istemiyorum artık.”

“Onların ne yaptığı artık önemli değil Evin,” diyen adam karısının alnına dudaklarını bastırmıştı. “Sen benim karımsın, kimse bunu değiştiremez artık. Bu evin hanımısın…” diyerek yeniden kadını öpmüştü. Evin’in gözleri dolarken kocasına sevgiyle bakmıştı.

“Seni kaderime yazan Allah’a hamd olsun Gürsel…” Gürsel gülümseyerek aynı şeyi söylemişti.

“Oğlumuz iyi olsun yakında tatile çıkarız. Ailece güzel bir tura çıkarız.” Evin gülümserken yüzü asılmıştı.

“Erhan abi iyi olmadan biraz zor. Çisem ablayı yalnız bırakamam.”

“İki güne dönmemiz lazım ama, benim aldığım izin bitti.”

“Sen gidersin,” diyen Evin’le kaşları çatılan Gürsel hemen atılmıştı.

“Seni burada tek bırakmam, asla olmaz benimle geleceksin.”

“Çisem abla…”

“Çisil yanında olacak, kardeşi varken senin kalman gerekmiyor. Hem Asaf ağabeyimin izin sorunu yok. Ne de olsa patronu kayınbiraderi.” İkili gülerken odanın kapısının açılmasıyla Evin hızla uyuyan oğlunun yüzünü örtmüştü. Henüz konakta kimse onun görebildiğini bilmiyordu.

“Müsait miydiniz çocuklar?” Sevim hanımın odaya girmesiyle Evin hızla yerinden kalkmıştı.

“Gelsene anne neden kapıda bekliyorsun?” Gürsel de annesini içeri çağırırken Sevim Hanım yatakta uyuyan küçük çocuğa kısa bir bakış atarak derin bir iç çekmişti.

“Araf’ı severim demiştim ama uyuyor anlaşılan. Neyse artık…”

“Anne…” Evin öne çıkarak kadının elini tutup onu yatağa oturtmuştu. Gürsel de diğer elini tutarak yaşlı kadına üzgün bir şekilde baktılar.

“Biliyorsun değil mi abim iyi olacak?” Sevim hanım buruk bir gülümsemeyle cevap vermişti.

“İnşallah, elbet uyanaca benim oğlum.”

“Neden bu kadar kötü durumdasın o zaman? Abim uyandığında seni böyle görürse uyandığına pişman olur. Doğru düzgün yemek yemiyorsun, sürekli iş yapıp duruyorsun. Bu gidişle abim kalktığında Allah korusun seni hastaneye yatıracağız.”

“Ne yapayım oğlum, boş durunca kurup duruyorum kafama. Çalışmazsam aklımı kaçırırım.” Kadının yanağından akan yaşa dayanamayan Evin kollarını kadının ebline dolayarak başını göğsüne yaslamıştı.

“Yapma böyle anne, sen bu konakta nelere dayandın. Şimdi böyle yılılamazsın.”

“Evlat acısı başkaymış Evin, hiçbir acıyla karşılaştırılamaz.” Sevim hanımın sözünü uyanan Araf’ın ağlaması bölmüştü. Küçük çocuk korkarak yüzündeki örtüyü çekince yaşlı gözlerle etrafına bakınmaya başlamıştı. Sevim hanım arkasını döndüğünde şaşkınlıkla elini dudaklarına götürmüştü.

“Hih…” yerinden kalkan yaşlı kadın şaşkınlıkla karı kocaya bakarak “Nasıl oldu?” diye sorduğunda Evin mahcup bir şekilde Sevim hanıma bakmıştı.

“Oğlum ameliyat oldu anne, artık görebiliyor.” Sevim hanım yutkunarak karı kocaya bakarken gözleri Araf’a döndüğünde daha önce görmediği saydam gözlerle karşılaşınca şoka uğramıştı.

“Gözlerinin rengi…”

“Zamanla açılacağını söyledi doktor ama görmesinde bir sıkıntı yokmuş.” Genç kadının her bir cevabı Sevim hanımı daha da mutlu ediyordu.

“Benim melek oğlum şimdi görüyor mu? Oy babannesinin cennet kokuluus şimdi bizi görüyor mu?” Araf’ı sevgiyle kucağına alan Sevim Hanım üzerindeki tutukluğu biranda bırakmıştı. Neşeli bir şekilde bebeği severken Evin ve Gürsel bir birine bakarak iç çekti. Keşke daha önce Araf’ı ona gösterselerdi. Belki de şu birkaç günde Araf Sevin annelerine moral olurdu.

“Kimse bilmiyor şimdi öyle mi Araf’ın gördüğünü?”

“Bizim çocuklardan başka bile yok. Yani büyükler bilmiyor.” Sevim hanım kaşlarını çatarak oğluna bakmıştı.

“Ne zamandan beri annenden sır saklar oldun sen? Böyle güzel haber saklanır mı?”

“Anne biliyorsun Evin’in eski kayınları bu durumu öğrenirse rahat durmazlar diye sustu ama bana kalırsa herkese ilan ederim.”

“Gürsel lütfen.”

“Öyle ya da böyle öğreneceler. Kimse size dokunamaz merak etme.” Evin ne söylerse söylesinler korkmaktan kendini alamıyordu. Oğlu onun her şeyiydi. Kimseye onu veremezdi.

“Neyse ben paşamla aşağıya iniyorum. Babaannen olacak meymenetsizin daha da kaçırayım. Araf’ımı görünce şoka uğrayacak. Belki bir iyilik yaparda ölür gider!” Gürsel ve Evin ilk kez Sevim hanımı bu şekilde konuşurken duyunca şaşkına dönmüştü.

“Anne bunları sen mi söylüyorsun?”

“Ne yapayım Gürsel, burama kadar geldi,” derken elini çenesinin altına getirmişti. “O bababannen olacak kadının bu işin altından parmağı çıkarsa hiç şaşırmam. Ne istiyor anlamıyorum. Ama size yemin eğer Erhan’ın başına gelenlerden o sorumluysa bu kez elimden kurtulamaz. Kimse benim çocuklarımın canına kastedemez.”

“Anne senin kalbinde kim yoktur, konuşsan bile boşuna.”

“Sen öyle san… Söz konusu sizsiniz. Neyse ben çıkıyorum. Biraz oğlumla oyun oynayayım değil mi hayatım.” Araf Sevim hanımın kucağında gülücükler saçarken Evin şaşkınlıkla odadan çıkıp giden kadının arkasından bakmıştı.

“Araf ağlamadı!”

“Neden ağlasın ki? Oğlum onu kimin sevdiğini bilecek kadar hisli bir çocuk.” İkili odadan çıkıp Sevim hanımın peşine takılırken Sevim hanımın kucağındaki Araf’ı görenler şaşkın bir şekilde emin olmak istercesine tekrar tekrar oğlana bakıyordu.

“Kızlar masayı hazırlayın salonda yemek yiyeceğiz. Ayrıca büyük halaya da haber verin o da bize katılacak. Şu kozları bir paylaşalım değil mi?” oğluna kısa bir bakış atarak büyük salona giren yaşlı kadın başköşeye kurularak Araf’ı sevmeye başlamıştı. Konaktaysa Araf’ın gözleriyle alakalı dedikodu çarkı dönmeye başlamıştı. Kimi inanmıyor, kimi mucize olarak adlandırıyordu. Kimi ise Evin adına çok seviniyordu.

“Ne bu sesler?” Nedret hanım yanında yardakçısı Hesna ile odaya girdiğinde Sevim hanım özellikle Araf’ı onlara doğru döndürerek konuşmuştu.

“Bak Araf, sevimsiz ananen ile büyükbabaannen de geldi,” dediğinde odaya giren kardeşler şaşkınlıkla annesine bakmıştı. Nedret hanım son birkaç gündür garip davranan Sevim’e laf yetiştirmek için konuşacağı sırada kendisine saydan gözlerle bakan çocuğu görünce “Tövbe bismillah,” deyip bir adım gerilemişti.

“Ne oldu anne?”

“Hesna sende benim gördüğümü görüyor musun?” Hesna kenara çekilerek Sevim hanımın kucağında ki torununa bakmıştı. Gözleri büyüyen kadın Nedret Hanım gibi gerilerken Sevim Hanım onların haline gülmüştü.

“Ne öyle hortlak görmüş gibi bakıyorsunuz? Kurban olduğum Allah kime merhamet edeceğini çok iyi biliyor. Allah dilerse her şey olur Nedret Hanım. Şu yavrucağa yapmadığınız hakaret kalmamıştı ama bakın, Allah nasıl büyük.” Araf Sevim hanımın yüzünü tutarak yalamaya kalkınca yaşlı kadın günler sonra ilk kez kahkaha atmıştı.

“Aklını kaçırdı!” Hesna hanım Sevim hanımın gülmesi karşısında kaşlarını çatmıştı.

“Aksine hiç bu kadar keyiflenmemiştim. Şu mucizeyi gördükten sonra Mevlam elbet benim oğluma da can verecektir. Erhan’ım nefes aldığı sürece umut var. Ama siz ondan sonrasını düşünün. Oğluma bunu yapanı bulduğumda iki elim yakasında olacak.”

“Ne oluyor burada?” Hikmet bey seslere dayanamayarak büyük salona girdiğinde Nedret Hanım ona dönmüştü.

“Gel bak karın kafayı yedi sonunda. Saçma saçma konuşuyor.”

“Gel Hikmet Bey gel, bak burada kim var.” Araf’ı yaşlı adama uzatırken şaşkınlıkla kendisine uzanan çocuğu kucağına almıştı. Saydam gözler adamın içine işlerken yutkunan adam oğluna döndü.

“Gürsel nasıl oldu bu?”

“Doktor ışığa duyarlı olduğunu anlayınca ameliyat oldu baba. Gözlerinin üzerindeki deri tabakası alındı.” Genç adamın sözleriyle “Subhanallah,” diyen yaşlı adam yüzünü kavrayan bebeğe sevgiyle bakmıştı. Şükürler ederek bebeği seven adam çocuklarının bu duruma şaşırmadığını görünce kaşlarını çatarak onlara baktı.

“Hepiniz biliyor muydunuz bunu?” Çocuklar sessiz kalırken Evin araya girmişti.

“Biz iyi olana kadar söylemek istemedik baba, mazur gör.”

“Yok kızım siz iyi olunda. Çok şükür Allah’a oğlumuza hayat ışığı verdi.” Yaşlılar yerine otururken Hesna ve Nedret Hanım haset düşüncelerle Araf’ı sevenleri izliyordu. Aile üyeleri bir bir salona doluşurken sabah erkenden gelen diğer halalarda eniştelerde salonda yerini almıştı. Oldukça kalabalık olan aile kapıda beliren kişiyle susmuştu. Elinde bastonu olsa da göstermelik gibi duran bastonu öylece yere vurarak hızlı bir şekilde yeğeninin yanına gitmişti. Hikmet bey elindeki oğlanı Evin’e uzatarak Selcan halasının elini tutup öpmüştü.

“Hoş geldin hala, kusura bakma seninle de ilgilenemedim.” Selcan Hanım nefretle Nedret hanıma bakarken yeğeninin yanağını okşayarak kendisine gösterilen yere oturmuştu. Hesna ve Nedret Hanım kadının delici bakışları karşsısında çekise de belli etmemeye çalışıyordu.

“Ne o Nedret beni gördüğüne sevinmedin mi?”

“Ne sevinecem seni gördüğüme. Yıllar geçti ne diye çıkıp geldin. Olduğun yerde ölseydin ya!” Nedret hanımın sözleri yaşlı kadını güldürmüştü. Ancak gülüşünde neşeden eser yoktu.

“İşine gelirdi değil mi Nedret. Yaptıklarını kimse öğrenmeden ölüp giderdin.”

“Ne saçmalayacaksın yine Selcan, bu saatten sonra ne söyleyebilirsin.” Selcan Hanım kadının pişkinliği karşısında başını iki yana sallamıştı.

“Hiç değişmedin Nedret, hala aynı ikiyüzlü fesat kadınsın.”

“Hala lütfen!” Hikmet bey kadınının sözlerinin ağır olduğunu düşünerek araya girmek istemiş ancak Selcan Hanım elini kaldırarak onu susturmuştu.

“Yıllarca sustum Hikmet, günlerce acın var dedim yine sustum ama bu kadar susmak yeter.”

“Saçmalama Selcan, bu saatten sonra sözlerinin bir anlamı olacak mı sanıyorsun?” Nedret hanım gülerek kadına bakmıştı.

“Olmayacaksa neden bu kadar telaşlandın? Yoksa saklamak istediğin bir şey mi var?”

“Ne olacak, ne saklayayım ki?” Selcan Hanım salondaki tüm aile üyelerine bakarak başını iki yana sallamıştı. Nedret hanımın tarafına oturan tanımadığı kadınlara kısa bir bakış atmıştı. Onları tanımasa da Nedret’e benzerliklerinden kim olduklarını anlayabiliyordu.

“Bakıyorum da kızların sana çekmiş… Senin gibi fesat bakıyorlar…”

“Haddini bil Selcan, kızlarıma laf atma.”

“Neyse ki Hikmet’te anasına çekmiş huy olarak!” dediğinde ortam birden sessizleşmişti. Herkes gelecek olan sözleri beklerken Hikmet Bey ne olduğunu anlamayarak halasına dönmüştü. Yaşlı kadının elinde tuttuğu siyah beyaz fotoğrafa takılı kalan gözleriyle yutkunan adam içten içe ne duyacağını anlamıştı.

“Al yeğenim, yıllarca mahrum bırakmışlar seni ama geçte olsa gerçeği öğrenmek senin hakkın.”

“Hala sen ne diyorsun?” kadının uzattığı fotoğrafa bakan adam yutkunarak gözlerini kısa bir an kapatmıştı. Fotoğrafta iki kadın vardı. Biri diğerinden daha büyük ve hamileydi. İkisinin de yüzünde kocaman sıcak bir gülümseme vardı.

“Oğlum babanın yanına git adama bir şey olmasın!” Sevim hanım sessizce Asaf’a söylenirken genç adam hemen babasının yanına gitmişti.

“Kim bunlar hala?”

“Biri benim diğeri de karnında seni taşıyan annen… Eslem yengem!” dediğinde salonda büyük bir sessizlik çoluşmuştu. Kimse nefes dahi almıyordu. Hikmet bey şaşkınlıkla bir elindeki fotoğrafa bir de karşısında ki Nedret hanıma bakıyordu. Bu kadın yıllarca ona analık yapmıştı. Tabi yaptığına analık denirse… Nedret hanım öfkeyle yerinde kalkarken bastonunu yere vurmayı unutmamıştı.

“Haddini bil Selcan, yıllar önce yapamadığımı şimdi yaparım.”

“Ne o Selcan, abinin ölümüne neden olan kazadan mı bahsediyorsun?” yaşlı kadın o kadar soğuk konuşuyordu ki herkesin kanı donmuştu.

“O konuyla benim alakam yok.”

“Yıllar geçti Nedret sana bir teşekkür edemedim. Malum beni abin gibi rezil bir adamdan kurtardığın için.”

“Hala sen ne diyorsun? Sen sevdiğin için kaçmadın mı?”

“Ne kaçması Hikmet, bu Nedret karısı ve ağabeyinin oynadığı oyundu. Henüz on dört yaşında kızın ne sevdası olacak. Bunun ağabeyi beni zorla kaçırdı sonra da aileyi berdele zorla ikna ettiler. Keşke öldürselerdi… Ağabeyim karısına deli gibi aşıktı, ailede ondan başka erkek olmadığı için annenin üzerine kuma geldi bu kadın. O değilde anlamadığım şey yengem sapasağlamken nasıl birden öldü Nedret?” dediğinde ortam daha da buz kesmişti.

“Sen ne demeye çalışıyorsun onu ben mi öldürdüm?”

“Senden beklenmeyecek şey değil. Sizin yüzünüzden annemden babamdan ayrıldım. Sizin yüzünüzden annemin babamın cenazesine gelemedim, abim yengem bana dargın öldü. Hepsi sizin yüzünüzden… Ne oldu Nedret istediğini yine alamadın değil mi? Ağama bir oğlan veremedin!” herkes pür dikkat bu yüzleşmeyi izlerken Hesna ayağa kalkarak Nedret hanımın yanında yerini almıştı. Kaşlarını çatarak Selcan hanıma diklenmişti.

“Nasıl yok, benim kocam Nusret var! Kocam…”

“Senin kocan ağabeyimin oğlumu yoksa rezil kocamın piçi mi?” dediğinde Nedret hanım kendinden beklenmeyecek bir çeviklikle Selcan hanımın üzerine doğru yürmüştü.

“Seni öldürürüm, iftira atma benim oğluma!” Hikmet bey halasının sözleriyle donup kaldığı için ne Nedret hanımın saldırganlaştığını fark etmiş ne de kadının duvardaki çifteyi alarak Selcan hanıma doğrulttuğunu…

Salonda büyük bir çığlık koparken Gürsel hemen araya girmişti.

“Babanne o silahı hemen bırak.”

“Şu kadına babaanne deyip durmayın, sizin babaanneniz Eslem yengemdi!” diye çıkışan Selcan da yerinden kalkıp yaşlı kadına diklenmişti.

“Eğer o silahı ananemin üzerinden çekmezsen beynini batlatırım!” salonun kapısından duyulan öfkeli ses bakışları o yöne çevrilmesine neden olurken elinde silahı kapıdan Nedret hanıma doğrultan genç kızı görenler yutkunarak gerilemişti. Öyle ki kızın menevişleri adeta sinirden alev almıştı. Nedret hanım deli bakışlar karşısında geri adımlarken Selcan Hanım burnundan soluyarak “Efsun senin burada ne işin var?” diye çıkışmıştı.

“Aynı soruyu bende sana soracaktım anane, senin bu şeytanların arasında ne işin var?” dediğinde bakışlarını hala elinde silahı tutan yaşlı kadındaydı. Genç kadının bakışları Nedret hanımın arkasında duran Gürsel ile çakışırken imayla tek kaşını yukarı kaldırmıştı.

“Bakın burada kimser varmış, teşkilatımızın gözde komseri…” Gürsel göz devirirken Efsun yeniden yaşlı kadına bakmıştı.

“Efsun kızım bırak o silahı!”

“Sana zarar vermeye kalkan herkes karşısında beni bulur anane, şimdi yanıma gelmeni istiyorum. Buradan hemen gideceğiz. Bir daha bu konağa ayak basmayacaksın.”

“Burası benim babamın evi Efsun, indir o silahı beni delirtme.” Efsun ananesinina azarını umursamadan bu kez ailenin diğer üyelerine kısa bir bakış atmıştı.

“Burası senin hiç bir şeyin değil anane. Bunca yıl neredelermiş?”

“Kızım…”

“Anane yanıma gel gidelim.” Efsun biran olsun elindeki silahı indirmemişti. Gözlerini ayaktaki iki kadına dikerek silahıyla Nedret hanımın elindeki silahı işaret ederek “İndir o silahı yoksa karışmam,” dedi.

“Babanne indirsen iyi edersin, bu kız akıl hastanesinden kaçıp geldi buraya. Ne yaparsa suçlu olmaz.” Gürsel’in sözlerine gülen Efsun gerçekten deli gibi davranıyordu.

“Doğru diyorsun, beni zorla gönderdiğiniz hastaneden kaçtım. Bu arada oradaki güvenliğin beni durdurmaya yeteceğini hangi akıllı düşündü? Siz çelikçomak oynarken ben polisçilik oynuyordum. Beni o demir kapılar tutabilir miydi?”

“Tutamadığını gördük zaten!” Gürsel ve Efsun atışırken dışarıdan gelen jandarma sireniyle Nedret Hanım kaşlarını çatarak elindeki silahı yana savurmuştu. Silahı hemen alan Asaf hala donmuş bir şekilde elindeki fotoğrafa bakan babasına dönmüştü.

“Baba iyi misin?” yaşlı adamı sarsan genç adam oldukça endişelenmişti.

“Naz koş babamın dilaltı hapını getir.” Naz koşarak kapıdan çıkmak üzereyken Efsun’un yanında durarak “Sevdim seni,” dediğinde Efsun gözlerini kısıp koşarak uzaklaşan kızın arkasından bakmıştı. Efsun silahını indiren kadına inat silahını hala ona doğrultuyordu.

“Efsun indir silahını!” Gürsel’in uyarısıyla genç kadın kaşlarını çatarken merdivenlerden öfkeli bir şekilde kalabalık bir jandarma grubunun önünde çıkan kadına kısa bir bakış atarak hemen ananesinin yanına ulaşmıştı. Silahını beline takarken aynı anda grup büyük salondan içeriye girdi.

“Nerede o?”

“Kim? Komutanım neler oluyor?” Sevim hanım hemen ayaklanırken şaşkınlığını kolay atlatarak sinirli gelininin yanına ulaşmıştı.

“Nusret denen o katil!”

***

Sizce gerçekten Nusret mi işi planladı? Erhan uyanmıyor sizce ne olacak? Çisem ne yapar… Son olarak deli kız Efsun geldi ve uzun süre hikayede kalacak gibi. Siz yeni karakteri sevdiniz mi?

32931cookie-checkS.S. Kalpler 39. Bölüm

20 yorum

  1. Çisem varsayım la oraya gelmez mutlaka kanıtı vardır
    Emeğine yüreğine sağlık canım bayıldım

  2. Vay nenem neler olmuş ya! Ama belliydi o olmaz olasıca nedretin bi haltlar yediği, yoksa şu merhametsizliğin baska bi açıklaması olamaz.

  3. Nasıl ya yeğenini oğlum diye kakalamis mı adama :O :X Nusret havalardaydi birde kan bağı bile yokmuş 😡 😀 Efsun harikasın ya keşke vursaydin kurtulurduk 😀 o pislik Neriman konuşmuş anlaşılan tutuklandım artık o Nedret :X

  4. Ortalık iyice karıştı. Gerçekler de ortaya çıktı. Çisem öğrendiği gerçek mi ?
    Efsun pat diye geldi. Naz da sevdiyse diğerleri de sever.

  5. Ortalık yangın yeri…nusret bomba gibi düştü ortama hazır jandarmalar nusret götürürken annesi ile karısını birde erhan eski karısını da götürsün birde sonerde yakalansın …..erhan artık uyansın daaaaaa……muhteşemdi ellerinize emeğinize sağlık ❤️

  6. Ay ortalık yine iyi karıştı. Nedrette ne yılanmış ya neler çevirmiş öyle. Demek Erhanı vuran da Nusretmiş. Ay tam heyecanlı yerde bitti yine bölüm. Ellerinize sağlık

  7. Ay ortalık yine iyi karıştı. Nedrette ne yılanmış ya neler çevirmiş öyle. Demek Erhanı vuran da Nusretmiş. Kameralarda gördüler herhalde.. Ay tam heyecanlı yerde bitti yine bölüm. Ellerinize sağlık ..

  8. Sadece Nusreti almayın anasıyla karısında alın bide yılan kızı ellerine emeğine sağlık yazarcığım çok güzel bir bölüm

  9. Nedret işi planladı bence, Efsun da geldi ortalık baya şenlendi,hadi bakalım Nedret ve tayfası ne yapacaksınız, sabırsızlıkla yeni bölümü bekliyorum canım

  10. Hikmet ağa nın babası nasıl nedrete dokunmuş ondan çocuklar yapmış nasıl karısı esleme ihanet etmiş hani çok seviyordu çok üzüldüm ya karısının ölümüne neden olan kadını karısı yapmış ondan çocuklar yapmış eslem den bir çocuğu olmuş maşallah Nedret şıllığının karnını boş bırakmamış yada karısı öldükten sonra mı nedretle olmuş merak ettim hikayelerini karısına ihanet etmiş mi etmemiş mi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir