Asil Kan II – 8. Bölüm

Umarım bölümü seversiniz arkadaşlar keyifli okumalar!

–***—

Travuz krallığının üzerinde uçan kocaman kartalı gören birkaç kişi endişeyle birbirine bakmıştı. Gökyüzündeki devasal hayvanın ne olduğunu anlayamayan insanlar onun birden gökyüzünde kaybolmasını dehşetle izlemişti. Sarayın burçlarının ardında kaybolan kanatlı yaratık dilden dile krallıkta dolanacak olsa da şuanda Drew’in umurunda olan tek şey kollarının arasında gittikçe solgunlaşan kızıydı. Sarayın etrafına kısa bir tur atarak büyük şifa salonuna girdiğinde onu gören kadınlar korkudan düşüp bayılmıştı.

Drew kadınları umursamadan kollarında ki kızını şifahanedeki yataklardan birine yatırarak etrafına bakınmaya başlamıştı. Yerdeki kadınları sonra halledebilirdi. Şimdi yanında ki hayvan dostuna halası Almira’yı bulması için emir vermişti. Hayvan birden odadan çıkarak sarayın derinliklerine doğru koşturmaya başladı. Yaklaşık beş dakika sonra şifa odasına soluk soluğa giriş yapan kadın karşısında Drew’i görünce endişeyle ona bakmıştı.

“Neler oluyor Drew, senin burada ne işin var?”

“Hala o ölüyor!” Almira yataktaki küçük kızı görünce yutkunmadan edememişti.

“Bu…”

“Benim prensesim,” diyen adam gözleri dolu bir şekilde halasına bakmıştı. Almira hızla Gwen’in başına geçerken yerdeki kadınların neden baygın olduğunu sormamıştı bile.

“Ne oldu ona?”

“Zehirlendi? Elizabeth panzehirin bu topraklarda olduğunu söyledi.” Drew panzehir bitkisini söylerken Almira derin bir nefes vermişti. Hızlı birkaç adımda ilaçların yapıldığı bölüme geçerek birkaç şişenin içindeki karışımı büyük kaseye alarak karıştırmaya başlamıştı.

“Senin gitmen gerek, burada olduğunu kimse görmemeli.”

“Onu bırakamam. İyi olacak değil mi?” Almira küçük kıza bakarak derin bir iç çekmişti.

“İyi olacak merak etme. İlacı alınca kendine gelmeye başlayacaktır.” Drew yüzünü sıvazlayarak hala solgun olan kızının başucuna gidip yanına oturmuştu.

“İyi olacaksın hayatım, sen iyi olmalısın.” Genç adam kızının alnına dudaklarını kondururken Almira üzgün bir şekilde ona bakıyordu.

“Drew geri dönmelisin, prensler yabancı topraklarda.” Almira’nın sözleriyle başını sallayan adam pencereye ulaştığında yerdeki kadınlara bakarak “Onların beni hatırlamaması lazım hala,” dediğinde Almira ona hak vermişti.

“Merak etme ben hallederim.” Drew son bir kez kızına bakarak pencereden uçup giderken adam oldukça üzgündü.

Almira yataktaki küçük kıza karışımı içirirken oldukça üzgündü. Saraydan gönderilen bebek yeninde yuvasına dönmüştü ancak bunun uzun sürmeyeceğini kendisi de biliyordu. Aklına yıllardır acısında boğulan kraliçe Katren gelince içi acımıştı. Alera’nın ondan ayrıldığını düşündükçe içi daralıyor nefes alamıyordu. Kraliçeyse yıllardır prensesinden uzakta yaşıyordu ve gün geçtikçe eriyordu. Gwen’i şifa hanede tutması tehlikeli olacağı için onu bu odadan çıkarması gerekiyordu. Bunu yapabilecek tek kişiyse şüphesiz yeğeni Lizzy’di. Genç kıza haber gönderen Almira ilacı küçük kıza içirmişti. İlacın etki etmesi birkaç saati bulacağı için rahat uyumasına yardımcı olacak ilacıda ona içirerek üzerini örtmüştü.

“Hala beni çağırmışsın.” Lizzy içeri girdiğinde yataktaki kızı görünce duraksamıştı. Gözleri halasıyla küçük kız arasında gidip gelirken fark ettiği gerçekle gözlerini büyüterek “Onun burada ne işi var?” diye sordu.

“Sessiz ol Lizzy, bana yardım et onu buradan çıkaralım.”

“Nasıl?” Almira göz devirerek yeğenine bakmıştı.

“Bunu bana mı soruyorsun? Yardım et çıkaralım onu bu odadan.” Lizzy homurdanırken Almira iç çekerek küçük kıza bakmıştı.

“Nereye götüreceksin prensesi?”

“Sessiz ol Lizzy, onun kimliğini belli edecek cümleler kurma.” Lizzy üzgün bir şekilde küçük yeğenine bakarak gözlerini kapatmıştı. Aklına sabahtan beri yemek yemeyen Katrina gelince üzüntüsü daha da artmıştı. Bu gidişle dermansız hastalığa tutulacaktı.

“Ne dersin hala onu Katrina…”

“Bende öyle düşündüm ancak bunun doğru olup olmadığını…”

“Sence Elizabeth onu buraya boş yere mi gönderdi?”

“Ne demek istiyorsun?” Almira şaşkınca yeğenine bakarken Lizzy tek kaşını kaldırarak sormuştu.

“Onu buraya kim getirdi?”

“Drew!” dediğinde Almira duraksamıştı. Drew onu buraya getirdiği gibi boş gelerek ilacı alabilirdi. Bakışları yeniden yeğeniyle kesişirken Lizzy’nin haklı olabileceğini düşünmeden edememişti.

“O zaman onu benim odama götürelim, orası en güvenli yer.”

“Ama…”

“Kraliçeyi bir şekilde benim odama getirtebiliriz. Hadi onu al ve benim odama götür.”

“Peki Ronald? Ronald’a ne diyeceğiz?” Almira kocasının bir süre sarayda olmayacağını bildiği için rahattı. Ona gelince açıklama yapabilirdi.

“Sen onu düşünme kadınlar uyanmadan dediğimi yap.” Lizzy halasının sözleriyle hızlı davranarak küçük kızı kucağına alıp birden ortadan kaybolmuştu. Sarayın koridorlarında ilerlerken bu anı yıllar önce yaşadığını hatırlayarak derin bir iç çekmişti.

“Sende duydun mu?” iki hizmetli duraksayarak etrafına bakınmaya başlamıştı.

“Neyi?”

“Sanki biri yanımızdan geçti!” Lizzy kızın sözleriyle duraksayarak adım seslerini kesmişti.

“Bu sarayda her şey mümkün sende biliyorsun? O yüzden konuşurken dikkatli konuşmalısın.”

“Yalan bir şey konuşmuyoruz. Sende biliyorsun Kraliçe son yıllarda hiç iyi değil. Kralın yeni bir cariye alacağı söylentisi tüm meydanlarda konuşulmaya başladı.” Lizzy şaşkınlıkla duraksarken Drew’in bu dedikodulardan haberi olup olmadığını merak ediyordu. Öyle ki Drew kraliçesinin gözünün içine bakarken yeni bir cariye almayı düşünemezdi bile.

“Sessiz ol biri duyacak. Kral yeni cariye alsa haksız sayılmaz…” ikili kıkırdayarak oradan uzaklaşırken durumun vahameti genç kızın sinirini bozmuştu. Bu dedikoduların boşa çıkarılmadığına emindi. Eğer Katren kendine gelmezse yetkililerin Drew’in üzerine yeni bir cariye için baskı kurmaya başlayacaklarına emindi.

Halasının odasına hızlı bir şekilde girdiğinde kucağında ki kızı yatağa yatırarak üzerini örttü. Odanın içinde sıkıntıyla dolanmaya başladığında birkaç dakika sonra halası da odaya girmişti.

“Sen biliyor muydun?” Lizzy halasının kapıyı kapatmasıyla birkaç adım ona yaklaşarak hiddetle sormuştu.

“Neyi?”

“Halk arasında dolaşan dedikoduyu!” Almira kaşlarını çatarken Lizzy devam etmişti. “Herkes Drew’in yeni bir cariye seçeceğini konuşuyor, bu doğru mu?” Almira genç kızın sözleriyle duraksamıştı.

“Böyle bir şey mümkün değil.”

“Belki de mümkündür ne dersin? Katren doğumdan beri kabuğuna çekildi. Herkes kraliçenin krala olan soğukluğunu biliyor. Sence de böyle düşünmeleri normal değil mi?”

“Lizzy Katren’in nende böyle olduğunu biliyorsun?”

“Benim bilmem bir şeyi değiştirmiyor hala, eğer böyle devam ederse sonradan çok pişman olacak. Kocasını kaybediyor.”

“Drew karısına aşık!” Almira’nın sözleriyle Lizzy gülmüştü.

“Babamda anneme aşıktı! Üç cariyesi vardı hala…” Lizzy’in sözleriyle Almira duraksamıştı.

“Drew bu hatayı yapmaz. Babanın evlenmesinin nedenini biliyorsun.” Lizzy yıllarca annesinin çektiği çileyi yakından görmüş biri olarak Katren için üzülmeden edemiyordu. Annesi babasının ikinci eşiydi ve ağabeyi doğmasına rağmen alt tabakadan olduğu için kral yapılan baskıyla üst tabaka bir asil zadenin kızıyla evlenmek zorunda kalmış ancak ondan da prensi olmayınca gözler yeniden annesine çevrilmişti. Annesi asil değildi, hatta önceki kraliçe sırf bu yüzden onu krala cariye olacak seçmişti. Biliyordu ki alt tabakadan gelen bir cariye onun konumunu tehdit edemezdi. Ama ön göremediği bir gerçek vardı ki babası annesine aşık olmuştu ve onu kraliçesi yapmak için elinden gelen her şeyi yapmıştı.

Saray yetkilileri Nadia’nın kraliçe olmasını engellemek için elinden geleni yapsa da ikinci prensi doğumuyla susmak zorunda kalmışlardı. Nitekim kraliyet kanunlarına göre kraliyet ailesine iki prens veren kadın alt tabakada olsa kraliçe olmaya hak kazanıyordu. Bu şekilde Nadia kraliçe olmuş ve krallık daha huzurlu bir yer olmaya başlamıştı. Kraliçe Nadia halkıyla yakından ilgilenip onları kanatları altına almıştı. Krallıkta kraliçelerini sevmeyen tek bir insan dahi yoktu.

“Yine de Katren’in bunu bilmeye hakkı var…”

“Neyi bilmeye hakkım var?” odanın kapısında kendilerine bakan kraliçeyi gören ikili donup kalmıştı. Katren uykusunun arasında kendisini çağıran sese doğru yavaşça ilerlerken Almira’nın odasına ulaşmıştı. Ne olduğunu bilmiyordu, ayakları onun isteği dışında hareket ediyordu. Kapıyı yavaşça açtığında içeriden gelen konuşmalara kulak kesilmişti. Kendisi hakkında konuştuklarını duyan genç kadın araya girmeden edememişti.

“Kraliçem!” Almira hemen toparlanırken Lizzy ilk kez ona soğuk bir şekilde bakmıştı.

“Neyi bilmem gerekiyor?” Katren’in sorusuyla Lizzy öne çıkmıştı.

“Gerçekten öğrenmek istiyor musun?” Almira prensesin çıkışıyla ileri atılarak “Prenses Lizzy!” diye onu uyarmak istemiş ama Lizzy’in onu dinlemeye niyeti yoktu.

“Senin bu sorumsuz davranışın krallığı yeni bir çıkmaza sokmaya başladı. Krala olan soğuk davranışların, ona olan uzaklığın kraliyet yetkililerini harekete geçirdi. Tebrik ederim Katren, yakında kocası kaybedeceksin.” Katren yutkunarak ikiliye bakarken elleri iki yanda yumruk olmuştu.

“Ne demeye çalışıyorsun?”

“Yakında kralımız için cariye önerileri gelmeye başlayacak bilmende fayda var. Gerçi yıllardır kocasına yabancı gibi davranan bir kadının umurunda olduğunu sanmıyorum. Ama sana bir tavsiye, eğer aklını başına almazsan bu günlerini çok ararsın. Kocanı paylaşmaya hazır mısın kraliçem.” Katren başını iki yana sallayarak “Drew böyle bir şeye izin vermez,” dediğinde Lizzy sinir bozucu bir şekilde gülmüştü.

“Emin misin? Abim neden kendisini sevmeyen bir kadına sadık kalmaya devam etsin ki?”

“Kocamı seviyorum ben!”

“Öyle mi hiç belli olmuyor halbuki? O gün bebeğini kaybeden bir sen miydin kraliçe!” Katren gelen soruyla irkilmişti.

“Prenses Lizzy sessiz olun lütfen!”

“Neden olayım? Her şey bu yüzden değil m? Başından belliydi karar ve Katren bunu kabul etmişti. Acısına saygı duyuyoruz elbette ama krallık ve çocukların iyiliği için olması gereken oldu diye neden Drew bu baskıya boyun eğmek zorunda bırakılsın. Farkında değil misin yıllardır ağabeyim karısının gözünün içine baksa da onda tık yok. Krallıktaki sorunlar, karısı, prensler derken adam dayanacak bir destek arasa da bulamıyor. Bence de halk haklı, Drew’in kendine destek olacak yeni bir cariyeye ihtiyacı var.”

“Sen ne diyorsun Lizzy?” Almira şaşkınlıkla yeğenine bakarken Katren donup kalmıştı.

“Doğru olanı söylüyorum. Hatta bu gün ana kraliçeye bu konuyu açacağım. Katren’in kocasının yanında durmaya niyeti olmadığına göre buna da itirazı olmayacaktır.” Katren gözleri alev alev prensese bakarken Lizzy onun bakışlarından doğru yolda olduğunu anlamıştı.

“Haddinizi aşmayın prenses, kocamla arama girecek olan kim olursa olsun onu mahvederim.”

“Hangi koca? Varlığına dayanamadığın kocan mı?” Katren iyice çileden çıkmaya başlamıştı. Katren öne doğru çıkacakken odada beyninde yankılanan sesi yeniden duymasıyla adımları duraksamıştı. Bakışları odanın içinde dolaşırken yataktaki küçük bedene takılmıştı. Adımları ağır bir şekilde yatağa doğru ilerlerken Almira ve Lizzy onu dikkatle izlemeye başladı. Katren o yataktaki küçük bedenin varlığını yüreğinde hissediyordu. Adımları hızlanarak yatağa yaklaştığındaysa aniden durmuştu. Boynuna kadar örtülen küçük kızın yüzü Katren’in yutkunmasına neden olmuştu. Genç kadın elini kalbinin üzerine koyarak “Buradasın!” diye fısıldarken birden aklına gelen şeyle Almira’ya dönmüştü.

“O neden burada?” Almira şaşkınlıkla kraliçeye bakarken Lizzy’in de ondan aşağı kalır yanı yoktu. Kraliçe hiç görmediği prensesini hemen tanımıştı.

“Sen…”

“Prenses neden bu sarayda!” Katren gözleri yaşlı bir şekilde yatağa bakarken Katren ona cevap vermişti.

“Kralımız getirdi, zehirlendi…” Katren Almira’nın sözlerinin devamını dinlememişti bile. Hızla atağa uzanarak kızını kollarının arasına çekmişti. Bedeni şiddetle sarsılırken kızının iyi olduğunu içten içe biliyordu. Dudakları sürekli küçük kızın saçlarında ve yanaklarında dolaşırken bir yandan da ağlamasına devam ediyordu.

“Prensesim benim, annen seni çok özledi…” diye sayıklayan genç kadın küçük kızı daha da sarmalamaya başlamıştı. Onun bu aşırı tutumu Almira tarafından uyarılmıştı.

“Katren o da çok küçük canını yakacaksın!” dediğinde Katren hızla kollarını gevşetmişti.

“İyi değil mi?”

“Prenses sandığımızdan daha güçlü Katren, o iyi daha da iyi olacak.”

“Biliyorum, iyi olacak… Olmak zorunda…” Katren kızını göğsüne yaslayarak saçlarını okşamaya başlamıştı. Küçük prensesinin kokusunu derince içine çekerken bir daha bu şansı yakalayamamaktan korkuyordu.

“Drew nerede?”

“Prensesi bırakıp geriye döndü. Prensler o sarayda savunmasız bir şekilde…”

“Prensler hiç olmadığı kadar güvende o sarayda.” Katren sürekli Almira’nın sözünü kesiyordu. Almira bunu fark etse de sessiz kalmayı seçmişti. Şuanda karşısında yıllardır hasretlik çeken bir annenin hasretini giderme çabasını izliyordu.

“Prenses birkaç gün sarayda kalacak, o zamana kadar yanında kalabilirsin.” Katren olumlu bir şekilde başını sallarken bunca zaman sessizce olanları izleyen Lizzy konuşmadan duramamıştı.

“Onun nerede olduğunu biliyor muydun?” Lizzy’in sorusuna Katren buruk bir şekilde cevap vermişti.

“Elizabeth’in onu kendi yanına alacağını biliyordum,” dedi.

“O zaman neden bunca yıl kralla Gorion’a gitmedin?” Katren kızının saçına bir öpücük daha koyarken derince kokusunu içine çekmişti.

“Eğer gitseydim kızımı aladan geri gelemezdim. Bunu yapamam…” Katren gözlerinden birer damla akıtırken Almira kadının güçlü duruşuna hayran kalmadan edememişti.

“Yeniden gidecek biliyorsun değil mi?” Almira genç kadına sorarken içi yanan kraliçe gözünü prensesinden ayırmadan başını sallamıştı.

“Doğduğunda kısa bir süre onu kucağıma aldım, bunca yıl o kısa süre beni idare etti. Bu birkaç gün benim için çok önemli Almira, kızımla baş başa kalmak istiyorum.” Almira başını sallarken Lizzy derin bir nefes vererek “Bunu ayarlayabilirim,” dedi. Katren prensese bakarak onun ne düşündüğünü anlamaya çalışmıştı.

“Ne yapacaksın?”

“Kralımız giderken babanızın yanına gitmenizi istemişti. Saraydan amcamın yanına gidiyor gibi ayrılabiliriz.”

“Sonra?”

“Şu sizin kulübede birkaç gün kalabilirler sanırım.”

“Bu anlaşılırsa kraliçenin hayatı tehlikeye girecektir.” Almira endişeyle ikiliye bakarken Katren itiraz etmişti.

“Benim için sorun değil, kızımla geçireceğim üç gün için her şeyi yaparım.” İkili kararsız kalsa da Lizzy’in planını uygulamaya koymuşlardı. Kraliçe için hazırlanan arabaya binen Katren ardından kızını getirecek olan Lizzy’e minnetle bakmıştı. Kraliçenin yola çıkmasıyla sarayda söylentiler daha da artmaya başlamıştı. Bu durum ana kraliçe Nadia’nın kulağına kadar giderken oğluna haber vermeye karar verdi. Söylentileri durduracak tek bir kişi vardı o da Kral Drew’di.

***

Drew sarayda koştura çocuklarına kısa bir bakış atarak yanında dikilen kuzenine dönmüştü. Aklı sarayda bıraktığı küçük prensesine kalırken Adrian onun düşüncelerini okuyarak derin bir nefes aldı.

“Gwen iyi olacak,” diyen kral Adrian’a başını sallayarak karşılık veren genç adam sormuştu.

“Saraydaki şüpheliyi buldunuz mu?” Adrian başını iki yana sallayarak cevap vermişti.

“Henüz bir ipucu yok. Elizabeth’in bulacağına eminim.”

“Elizabeth’in bulacağını bende biliyorum ancak bunu yapan kişi kendini iyi gizliyor. Eğer Elizabeth’in dediği doğruysa krallıklar tehlike altında. Sadece Travuz değil, prensesi koruyan Gorion da tehlike altında olacak.”

“Sen bizim krallığı düşünme ama kendi krallığına dikkat etmelisin. Anladığım kadarıyla bu söylentiler Travuz’dan buraya kadar yayıldı.” Drew bunu biliyordu ve tüm hayvan dostlarını konu hakkında bilgi alabilmeleri için araştırma yapmaya göndermişti. Kimin düşman olduğunu öğrenmeleri yakındı.

“Ne konuşuyorsunuz?” Elizabeth’in yanlarına gelmesiyle ikili ona dönmüştü. Kraliçe elbette konuştukları konuyu biliyordu ancak bunu şimdilik bilmezlikten gelmesi gerekmişti.

“Gwen’in iyi olup olmadığını!”

“Merak etmeyin Gwen iyi güvenli kollarda!” dediğinde Drew hızla kardeşine dönmüştü.

“Ne demek istiyorsun?”

“Gwen annesinin kollarında güvende, şuanda ormanın içindeki kulübedeler.”

“Elizabeth sen ne dediğin farkında mısın?” Drew sinirli bir şekilde konuşurken Elizabeth kaşlarını çatarak ona bakmıştı.

“Haksızlık yaptığını düşünmüyor musun Drew? Sen istediğin zaman kızını görmeye geliyorsun ancak orada içi yanan bir anne var. En azından acısına biraz olsun su serpilecek. Ayrıca sen bana kızacağına kraliçene sahip çık. Yakında sarayda kargaşa olacak. Bakalım ne kadar kraliçeni seviyorsun!” Drew şaşkınlıkla kardeşine bakarak sormuştu.

“Ne söylemeye çalışıyorsun?”

“Duyduğuma göre yetkililer senin için cariye bakmaya başlamış!”

“Bu mümkün değil, kraliçenin prensleri var. Cariye seçimi için prenslerin olmaması gerekiyor.”

“Yanılıyorsun Kralım, kral ve kraliçenin birbirine olan soğuk davranışları da yetkilileri harekete geçirebilir. Bir krallığı güçlü kılan içinde doğan yeni asil kanlardır. Ve siz uzun zamandır yan yana gelmiyorsunuz bile.”

“Bu bizim özelimiz Elizabeth, kimseyi ilgilendirmez.”

“Sen kralsın Drew ve bu durum tüm kraliyeti ilgilendirir. Halkın kraliçeyi sevmediğin için onunla ilgilenmediğini düşünüyor. Kraliçenin kendi köşesine çekilmesi de çabası.”

“Neden olduğunu biliyorsun!”

“Biz biliyoruz ama halk ve yetkililer bilmiyor. Hatta kraliçenin doğumdan sonra bir daha bebeği olmayacağı haberi de yayılmaya başladı. Eğer cariye olayını çözmezsen Drew, hem karını hem de krallığını kaybedeceksin. Kendinize gelin artık!” Elizabeth’in öfkeli sesi salonda yankılanırken etrafta oynayan çocuklar durup onlara bakmıştı. İlk kez kraliçeyi bu kadar sinirli gören çocuklar köşelerine çekilirken Drew’in de onlardan bir farkı yoktu.

“Buna izin vermem.”

“Vermesen iyi edersin çünkü sözlerimin hepsi gerçek olur. Katren kraliçelik tahtından düşerse Travuz krallığı bir çıkmaza girer. Ailenin dağılmasına izin verme.”

“Yarın dönüyoruz.” Drew kardeşinin gözlerine bakarak son sözünü söylemişti.

“Bu mümkün değil, daha birçok toplantı yapılacak.”

“Umurumda değil benim kraliçenin yanına gitmem gerek.” Drew’in sözlerine karşılık Elizabeth gülümsemişti.

“Kraliçe şuanda en güzel saatlerini geçiriyor. Onun bu mutluluğunu bölemezsin.”

“O kulübede savunmasız kalabileceklerini hiç düşünmedin mi?”

“Onları koruyan bir ordu var bunu benden iyi biliyorsun.” Drew kardeşinin haklı olduğunu biliyordu ancak içi de rahat değildi.

***

Küçük kız uyandığında yabancı bir odada gözlerini araladığı için ilk başta ürkse de başını çevirip kendisine buğulu gözlerle bakan kadını görünce hafif gülümsemişti.

“Sensin!” Gwen güçsüz bedenini yanında uzanan kadına çevirerek küçük eliyle kadının yüzüne dokunmaya başlamıştı. Yanında ki kadının bir hayal olmasından korkar bir tavrı vardı.

“Bebeğim!” Katren’in şefkat ve özlemle çıkan sesi Gwen’in gözlerinin ıslanmasına neden olmuştu.

“Sen benim annemsin!” Gwen’in sözleriyle Katren ağlayarak küçük kızı kollarının arasına çekmişti.

“Özür dilerim küçüğüm, annen seni koruyamadı özür dilerim. Affet bu güçsüz anneni…” Katren kızının yanaklarına öpücükler kondururken diğer bir yandan da özür dilemeye çalışıyordu. Gwen annesinin ağlamasına dayanamayarak küçük elleriyle yüzünü avuçlamıştı. Göz göze gelen ikili bir birine sevgiyle bakarken Gwen dayanamayarak kıkırdamıştı.

“Babama benziyorum,” dediğinde Katren de gülümsemişti. O da farkındaydı prensesi Drew’e benziyordu. Sadece saçlarını kendisinden almıştı.

“Evet hayatım tıpkı babana benziyorsun. Seni çok özledim.”

“Bende seni özledim anne ama buraya neden geldim. Elizabeth halam büyüyünce yanına geleceğimi söylemişti.”

“Hasta olmuşsun!” Katren’in sözleriyle Gwen kaşlarını çatmıştı. Yemek zehirliydi ve Gwen’e yemesini Elizabeth söylemişti.

“Ama halam yememi istedi!” çocuk masumluğunda konuşan Gwen’e sıkıca sarılan genç kadın Elizabeth’in bilerek kızını ona gönderdiğini düşünüyordu. Böyle bir durumda ilk müdahale edecek kişinin Elizabeth olacağını çok iyi biliyordu.

“Halan seni bana gönderdi hayatım. Birkaç gün birlikte olacağız.”

“Ama Samira anne üzülmez mi?” Katren kızının ağzından duyduğu sözle duraksamıştı.

“Samira annen mi?” Gwen hızla başını sallarken elini dudaklarına kapatarak hafif kıkırdamıştı.

“Biliyor musun anne, Samira annenin karnında bebek var. Kocaman bir top yutmuş gibi yürüyor.” Katren kızının söz ettiği kişinin kim olduğunu merak etse de kısıtlı zamanını bununla harcamak istemediği için Gwen’i daha yakından tanımaya çalışmıştı. Neyi sevdiği, neden nefret etiği her şeyi öğrenmek için elinden geleni yapmıştı. Üç gün boyunca kulübenin içinde anne kız oyunlar oynayarak, birlikte yemek yaparak ve bol bol sarılarak uyumuştu. Bu üç gün kraliçenin de kendisine gelmesini sağlamıştı. Artık emindi. Kızı Gorion krallığında iyi bakılıyordu. Gwen iyi olduktan sonra Katren hasretlik çekmeye razıydı. Yeter ki çocuklarının canı tehlikede olmasındı. Kendisi de ailesinden uzakta büyümüş biri olarak Gwen’in ne türlü zorluklar çekeceğini biliyordu ancak Elizabeth’in varlığı genç kadının içini rahatlatıyordu. Üçüncü günün sonunda kulübenin kapısı tıklatıldığında ikisi de ayrılık vaktinin geldiğini biliyordu. Kapılarında Almira ya da Lizzy’i bekleyen Katren kapıyı açtığında iki prensiyle Drew’i bulmayı beklemiyordu. Kral Drew iki prensiyle kapıda karısının karşısına dikilirken yutkunarak geriye çekilip onları içeri girmesini beklemişti. Üç erkek kapıdan içeri girdiğinde kulübenin ortasında kurulu olan yemek masasına bakmıştı. Gwen hızla babasına sarılırken prensler de kardeşlerini kollarının arasına alarak bu sarılmaya eşlik etmişti.

“Seni geri alacağız prenses, biraz daha sabretmelisin.” Prens James’ın sözleriyle kucaklaşma faslına Katren de katılmıştı. Genç kadın çocuklarını kollarının arasına alırken gözlerinden akan yaşlara engel olamamıştı. Drew karısının ağlamasına dayanamayarak genç kadına sarılırken Katren bulduğu dayanağa yaslanarak “Hadi yemek yiyelim,” dedi. Anne baba ve üçüzler ilk kez bir arada yemek yerken sohbetleri buruk bir mutluluk altında olmuştu. Zamanı geldiğinde Gwen ile vedalaşan ikizler kenara çekildiğinde küçük prenses annesine sıkıca sarılarak güç vermişti. Annesi prensesi teselli edeceği yerde küçük prenses annesine tesellide bulunuyordu.

“Gitmeliyiz!” Drew karısının ıslak gözlerine bakarken içten içe kavruluyordu.

“Özür dilerim kraliçem…” Katren başını iki yana sallayarak yeniden Gwen’e sarılmıştı. Kızını kocasının kollarına bırakırken içinden can kopsa da bu onların iyiliği için gerekliydi. Kocasıyla birlikte uzaklaşan kızına bakarken iki prensinin elini sıkıca kavramıştı.

“İkinizde bana söz verin, prensesi ne pahasına olursa olsun koruyacaksınız. Onun mutlu olması için her şeyi yapacaksınız.” İki prens üzgün olan annesine dönerken hızla başlarını sallamışlardı.

“Söz anne, Gwen çok iyi bir hayat sürecek!” verilen sözler yerine getirilmek için çok çaba sarf edilecekti. Öyle ki bu kavuşmadan sonra yıllar geçecek Gwen kocaman bir kadın olarak karşılarına çıkacaktı. Çocuklarından aldığı sözle derin bir rahatlama yaşayan kraliçenin yüzünde buruk bir gülümseme vardı.

***

Bir sonraki bölüm çocukların büyümesiyle başlayacak. Artık hikayeye tam anlamıyla başlamış olacağız. Bölüm hakkında yorumlarınızı bekliyorum.

33000cookie-checkAsil Kan II – 8. Bölüm

11 yorum

  1. Bu zehirleyen kim yaa 😡 Katren kendine geldi cariye gelmez herhalde hatta bir bebek gelsin yahu 😀 ya büyümüş halleri ha ♥️çocuklardan kim kiminle olacak merak ediyorum ya:D

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir