Asil Kan II – 10. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Umarım iyisinizdir çünkü ben fena grip oldum. Bu aralar oldukça salgın var ve dikkat etmelisiniz. hiç ummadığınız anda şifayı kapıyorsunuz. Neyse bölüme geçelim. Umarım beğenirsiniz. Keyifli okumlar!

****

Hazırlıklar tamamlanmış davet başlamıştı. Sarayda yankılanan org sesi sanki olacakları şimdiden belli edercesine daha gür çıkıyordu. Saray hiç olmadığı kadar kalabalıktı ve bu durum Aidan’ı endişelendiriyordu. Davetliler arasında asil kanlardan çok sivil asiller vardı. Herhangi bir kargaşada onların zarar görmesi büyük tepki çekerdi.

“Ne düşünüyorsun?” aile için hazırlanan masada oturmuş bir atmaca gibi etrafı süzerken elindeki içecekten bir yudum aldı.  Kuzeninin sorusuyla bakışları Falcon’a dönerken ikili kısa süreli bir sessizlik yaşamıştı. Kardeşinin nişanı için kral dayısı Drew ve ailesi Travuz krallığından ülkelerine gelmişti.

“Ortalık karışacak gibi hissediyorum.” Aidan’ın soğuk sesi Falcon’u şaşırtırken yıllardır karşısındaki adamı çözemeyeceğini düşünmeden edememişti. Üstelik bu adam kız kardeşiyle evlenmek için her şeyi yapıyordu. Genç adam ilk kez içinde büyük bir kıskançlık hissetmişti. O ve ailesi Gwen’i bir gün kendi sarayında görmeyi hayal ederken Aidan ile evlenmesi durumunda bu hayal hiç gerçekleşmeyecekti.

Kalabalık davetliler kendi aralarında gruplar halinde sohbet ederken Aidan ve Colin’in bakışları sürekli onların üzerlerinde geziyordu. İki kardeşinin şüpheci yaklaşımları Falcon gibi James’in de dikkatinden kaçmamıştı. Yanında kraliçe annesi ve kral babası varken Colin’e bir şey soramayacağının farkındaydı. Müziğin sesi biraz daha yükselirken davet salonuna kral Adrian ve kraliçe Elizabeth girmişti. Karı koca her zamanki gibi üzerlerindeki kraliyet peleriniyle göz alıcı duruyordu. Özellikle Elizabeth’in güzelliği herkesi hayran bırakırken çocuklarının güçlerinin artmasıyla bedenine yayılan güçle olduğundan daha genç gösteriyordu.

“Kraliçem!” Drew kız kardeşinin elini öperken Elizabeth şen bir kahkaha atıp “Kralım,” diyerek genç adama selam vermişti. İki kardeş kimseye aldırış etmeden sarılırken bu kez salona diğer iki kardeş girmişti. Flora ve Lizzy…

Flora kocasının da davette olacağını biliyordu ancak son anda çıkan görevle onun yanında olamamıştı. Lizzy ise evlendiği Ewan’la birlikte törene katılmıştı. Kalabalık misafirler iki ülkenin mensubu olan bu aileyi izlerken oldukça heyecanlanmıştı. Birçoğu Travuz krallığının asil kanlarının ne kadar güçlü olduğunu biliyordu. Üstelik kral Edward en küçük oğlu ile krallığın tüm köylerini gezerek gövde gösterisi yapmaya devam ediyordu. Yirmi bir yaşında ki küçük prens Ethan oldukça iyi bir şifacı olmuştu. Anne karnında yaraları iyileştirmeye başlayan genç prens babasının da yeni güç kaynağı olmuştu. Sarayda olmadıkları için davete katılamamışlardı.

“Şuraya bak abla her şey çok gösterişli.” Lizzy memnuniyetsiz bir şekilde yüzünü buruştururken Flora kardeşine hak vermeden edememişti. Prenses Lizzy bu kadar gösterişten hoşlanmıyordu.

“Elizabeth’in bu kadar şaşalı bir nişan töreni hazırlayacağını ummazdım.”

“Bence bu işte ablamın parmağı yok. Biliyorsun prenses Emily’i şaşalı şeyleri sever.” Flora’nın sözleriyle genç kadın başını salladı. Kapıda ki görevlilerin seslenmesiyle yeni çift kapıdan içeriye adım atmıştı. Emily’in yüzünde daha önce görmedikleri kocaman bir gülümseme vardı. Aidan ve Colin’in bakışları birbirini bulurken prensesin hemen arkasından salona Gwen’in girmesiyle kapılar kapanmıştı. Aidan’ın gözleri kısa süreliğine Gwen’in güzelliğine takılı kalsa da hemen kendisini toparlamıştı. Şuanda yapması gereken önemli bir görevi vardı. Nasılsa Gwen’i daha çok izleme fırsatı olacaktı.

“Vay canına, Gwen’in bu kadar güzel olabileceğini düşünmemiştim.” Aidan kulağına gelen konuşmayla kaşlarını çatmıştı. Kimin konuştuğunu görmek için ardını döndüğündeyse nefret ettiği savaş bakanının oğluyla göz göze gelmişti. Prensin bakışlarından ürken adam hızla bakışlarını çekerken yutkunmadan edememişti. Aidan Gwen’e giymesi için gönderdiği sarı tonlardaki elbise genç kızın bedenine tam oturmuştu. Asi saçları her zamanki gibi salık bırakılmış, üzerinde örgü taçla geriye doğru yaslanmıştı. Omuzları açıkta olan elbisenin kolları yarıya kadar inmiş kalp şeklindeki yakasıyla aynı hizaya gelmişti. Geniş etek kısmıysa Gwen’i rahatsız edecek kadar yerlere sürülüyordu.

“Prensesim, tebrik ederim.” Gwen yüzüne yapışmış gülümsemesiyle etrafa bakan Emily’in yanına giderek ona selam vermişti. Kızın cevap verirken bile gülümsemeyi bırakmaması genç kızı şaşırttığı kadar şüpheye sürüklemişti.

“Teşekkür ederim Gwen, seni gördüğüme çok sevindim.” Gwen başını sallarken prensesin yanında ki adama kısa bir bakış atmıştı. Adamın gözlerindeki ifadeden hoşlanmayan genç kız başını dikleştirerek hemen yanlarından kısa süreliğine ayrılmaya karar verdi. Düşünceli bir şekilde salonda dolanırken önüne çıkan gölgeyle duraksamıştı. Genç kız başını kaldırmadan bile o gölgenin sahibinin kim olduğunu biliyordu. Hafif gülümseyerek başını ağır bir şekilde kaldırıp önündeki kral ve kraliçeye baktı.

Kral Drew, Kraliçe Katren! Anne ve babası…

“Kralım, kraliçem…” genç kız onlara selam verirken Katren’in gözlerinde ki özlem genç kızın içini acıtmıştı.

“Ne kadar güzel olmuşsun,” diye fısıldayan kadın hemen ardından devam etmişti aynı fısıltıyla.

“Bebeğim ne kadar büyümüş.” Gwen kadının yaşaran gözlerini görünce hızla etrafa bakınmıştı.

“Kraliçem lütfen,” diye yalvarırcasına konuşan genç kız yutkunarak babasının sevgi dolu gözlerine bakmıştı.

“Neler oluyor Gwen, neden bu kadar dalgınsın?” Drew yılların verdiği bilgelikle kızının bir şeylerden şüphelendiğini anlayabiliyordu. Uzakta olsalar bile Gwen erkek kardeşleri gibi düşünüp davranıyordu.

“Aklım karıştı kralım, bu karışıklığı nasıl gidereceğimi düşünüyordum.”

“Aklını ne karıştırıyor?” Gwen etrafa kısa bakışlar atarken birkaç kişinin onlara baktığını görünce oldukça mesafeli bir şekilde başını eğerek cevap vermişti. Org’un sesi daha da yükselirken bu durum genç kızı rahatsız etmişti. Sanki ortamı daha da korkunç bir hale getiriyordu. İlk kez sevdiği enstrümandan nefret etmeye başlamıştı.

“Prensesin sürekli gülmesi size de şüpheli gelmiyordum. Konuşurken bile saçma sözlere gülümsüyor.”

“Ne demek istiyorsun?” Gwen içindeki sıkıntıyla gözlerini babasına çevirmişti. Annesine ya da ailesine bir şey olmasını istemiyordu. Görevini hatırlayarak Emily’in yanına gitmeden önce krala son sözlerini söyledi.

“Bu gece dikkatli olun kralım. Size bir zarar gelmesini istemiyorum.” Drew şaşkınlıkla kızına bakarken Gwen hızlı adımlarla prensesin yanına gitmişti. Herkes kendi aleminde sohbete dalmış, müziğe kendini kaptıranlar da ortada dans ediyordu. Gwen’in bakışları kısa süreliğine Aidan ile çakışırken genç adamın kız kardeşine doğru ilerleyen görevliye baktığını görünce gözlerini kısmıştı.

“Prensesim,” diyen adam elindeki tepsideki içeceği prenses uzatırken Gwen hızlı davranarak prensesin önüne geçmişti.

“Prensesim nasıl hissediyorsunuz?” Emily içeceğini dudaklarına götürürken genç kızın sorusuyla duraksayıp elini aşağıya indirmişti. Bunu fırsat bile genç kız daha önceden hazırladığı tozdan birkaç tutam bardağa damlattığında onun zehirli olup olmadığını değişen renginden anlayabilecekti.

“Ah Gwen çok mutluyum. Belli olmuyor mu?” derken gülen yüzünü gösteriyordu. Gwen’in bakışları kısa süre bardağa takıldığında dişlerini sıkmıştı. Bardakta zehir vardı ve ne tür bir zahir olduğunu bilmiyordu. Emly bardağı yeniden duraklarına götürürken Gwen abartılı bir sevinçle elini yukarıya kaldırdığında kızın elindeki bardağa vurarak dökülmesini sağlamıştı.

“Ah çok özür dilerim prensesim, bir şeyiniz yok ya,” diyerek öne atılırken prensesin müstakbel nişanlısı öfkeyle kıza çıkışmıştı.

“Dikkat etsene aptal, ne diye senin gibileri davet ederler ki?” dediğinde Emily’in gülümsemesi Gwen’i daha da endişelendirmişti. Prenses kesinlikle kendisinde değildi. Gözleri kendilerine bakan kraliçe halasına takıldığında onun bu duruma nasıl sessiz kaldığını düşünüyordu. Kızı bu haldeyken nasıl oluyor da her şeyi bilen kraliçe Elizabeth sessiz kalıyordu. Elizabeth’in gülümsemesi Gwen’i daha da tedirgin ederken olayı gören Aidan hızla onların yanına ulaşmıştı.

“Neler oluyor burada?”

“Ne olacak her önüne geleni davet ederseniz böyle aptallıklar kaçınılmaz oluyor. Prensesin üzerine içeceğini döktü.”

“Abartma hayatım, üzerime dökülmedi. Gwen bilerek bir şey yapmadı,” diyen prenses hala gülüyordu. Gwen Aidan’a eğilerek “Bardakta zehir vardı,” dediğinde Aidan’ın elleri yumruk olmuştu.

“Emin misin?”

“Evet, emin olmasam söyle miydim?” Aidan genç kıza güveniyordu. Bakışları prensese içecek getiren görevliyi ararken onun ailesine de içecek götürdüğünü görünce öfkeyle ileri atılmıştı.

“Bu kadar oyun yeter, başlıyoruz.” Aidan’ın hızlı adımlarla kral ve kraliçeye doğru ilerlemesiyle Elizabeth oğluna bakmıştı. Onun bakışlarından neden bu kadar öfkeli olduğunu okuyabiliyordu. Kraliçe oğluna başını iki yana sallayarak “Yapma!” derken Aidan’ın ayakları beton dökmüşçesine durmuştu. Annesi biliyordu… Davette olanların farkındaydı ve bir şey yapmıyordu.

Neden?”

Beyninden geçen düşünceyle gözleri bu kez kardeşi Colin’e takılmıştı. Colin’in gözleri ise etrafta dolanan hizmetliye. Onunda olanları anladığını fark eden genç adam azda olsa rahatlamıştı. Salonun görevliler bölümüne çıkan adamla Colin hızla yerinden ayrılarak adamın peşine takılmıştı.  Aidan kardeşi için endişelense de peşinden gidemeyeceğini biliyordu. İki prensin salonu terk etmesi dikkat çekecekti. Aidan ağır adımlarla davetlilerin arasında dolaşıyor özellikle damat tarafını inceliyordu.

“Herkese iyi akşamlar arkadaşlar. Bu gece sevgili prensesimin nişan davetine katıldığınız için hepinize ayrı ayrı çok teşekkür ederim.” Aidan konuşan babasının sesini duyunca gerilmişti. Anne ve babası hitabet için ayarlanan yükseltide yan yana durmuş gelen misafirleri selamlıyordu. Kralı alkışlayan davetlileri durdurmak için Adrian elini kaldırmış, kesilen alkışla birlikte yanında ki kraliçesine dönmüştü.

“Ne dersin kraliçem, oldukça sevenimiz varmış değil mi?” dediğinde Elizabeth hafif gülümseyerek davetlilere göz atmıştı.

“Öyle görünüyor. Prensesimizin nişan davetinin bu kadar kalabalık olacağını tahmin etmezdim.”

“Evet ben de, daha çok düşman hattı gibi,” dediğinde salondakilerin ifadeleri değişmişti. Drew ve Katren birbirine bakarken genç kral kızının sözlerini hatırlayarak Katren’i dikkat çekmeden ortamdan köşeye doğru uzaklaştırmıştı. Aynı şekilde şaşıran Falcon ve James’te annesinin yanına geçerek onu güvene almıştı. Kralın sözleri kafaları karıştırırken Elizabeth’in gözleri kızının yanındaki adama takılmıştı.

“Kralım ne demek oluyor bu?” konuşan müstakbel kayınpederdi. Aynı zamanda saray yetkililerinden biri olan makiye bakanıydı.

“Çok merak ediyorum maliye bakanı, bunca yıldır bizimle birliktesiniz. Sizi kral ve kraliçeyi kandıracağınızı düşündüren nedir?” adam Adrian’ın sözleriyle daha da öfkelenmişti.

“Siz ne kandırmasından bahsediyorsunuz?” derken bir yandan da etraftaki kendi adamlarına bakınıyordu. Onun düşüncelerini okuyan Elizabeth başını iki yana sallamıştı.

“Siz maliye bakanı, ülkeye ihanet suçundan yargılanacaksınız. Yalnızca sizde değil, sizinle birlik olan düğer yetkililerle birlikte ailenizde yargılanacak.”

“Bu…” adam ne söyleyeceğini bilemezken oğluna yaptığı baş işaretiyle genç adam Emily’e doğru hareket yapmış ancak Gwen’in araya girmesiyle kıza zarar veremeden engellenmişti. Gwen’e öfkeyle bakan adam kolunun içinden çıkardığı hançeri genç kıza doğru savururken birden ortam karışmıştı. Maliye bakanı da dahil kendilerini korumak için sakladıkları silahları çıkararak salondakilere saldırmaya başlamıştı. Aynı anda salonun kapısı açılarak içeriye Kriss ve diğer askerler girince kimin kime saldırdığı belli olmayan bir kaos oluşmuştu.

“Emily iyi misin?” kızın hala güldüğünü gören Gwen öfkeyle kendisine saldırmaya çalışan adama karşılık verirken adamın her türlü hakaretine karşılık aynı şekilde cevap veriyordu. Birbirine çarpışan kılıç seslerinin arasında Gwen son hamlesiyle damat adayını etkisiz hale getirmeyi başarmıştı. Ancak salonda oluşan garip güçle yerinde sallanan genç kız prensesi hızla arkasına alarak etrafına bakınmaya başladı. Gözleri gücün sahibini ararken kapı arasındaki kişiyle göz göze gelince dişlerini sıkmıştı. Sarayda yabancı bir asil kan vardı ve onu fark eden olmamıştı. Gwen öne doğru atılırken ondan önce davranan kişiyi görünce duraksamıştı. Kapı ağzındaki kişi salondaki asil kanların güçlerini sömürmeye çalışıyordu.

“Kraliçe Elizabeth!” Gwen’in bağırmasıyla Elizabeth genç kıza bakmıştı. Onun baktığı yere gözlerini çevirdiğindeyse hafif gülümseyerek başını iki yana salladı.

“Bir şey yapmayacak mısınız?” Gwen şaşkınca halasına bakarken Elizabeth elini savurarak kapıda ki güç emiciyi salonun ortasına savurmuştu. Kılıçlar bir süre sonra durduğunda Elizabeth bedeni alevler içinde salonun ortasında ki adama doğru ilerliyordu. Kraliçenin değişen ruhani hali suçu olmayan davetlileri korkuturken hala olayın idrakine varamayan bazı kişiler şaşkınca birbirine girmiş misafirleri izliyordu.

“Sen! Hangi cüretle benim sarayıma sızarsın?” Elizabeth’in sesi daha önce duyulmamış bir sertlikteydi.

“Kraliçem sakin…” Adrian araya girmek istemiş ancak Elizabeth’in onu duymaya hali yoktu.

“Benim sarayıma, benim aileme hangi cesaretle el uzatırsın?” Elizabeth elini savurarak ortadaki adamın yukarı kalkan bileğini ikiye ayırmıştı. Avucundaki alevle adamın göğsüne doğru hamle yapan kadına müdahale etmek isteyen düşmanları savuşturmasıysa zor olmamıştı. Genç kadın üzerine doğru gelen kişiye bakış attığında adam elindeki hançerle kendi boğazını keserek yere yığılmıştı. Çığlıklar kaçışmalar yeniden başlarken Elizabeth yeniden güçlerini sömürmeye çalışan adama dönmüştü. Eli adamın göğsünde adamı yere bastırırken adamın bedeninden çıkan ışık huzmesi kadının kolundan içeriye kaybolmuştu. Elizabeth’in mavi gözleri dehşetle parlarken bakışları bu kez maliye bakanına dönmüştü.

“Atın bu hainleri zindana, yarın meydanda asılacaklar!” dediğinde askerler tüm direnmeye rağmen tutukluları salondan çıkarmıştı. Kraliçenin bakışları bu kez nefes nefese kalan Aidan ve Gwen’e takılmıştı. İkili sırt sırta olmasa da birlikte bu saldırıyı savuşturmuştu.

“Prensesim!” Adrian hala gülen kızını kollarının arasına alırken endişeyle karısına bakmışı.

“Neden hala bu şekilde?”

“Yarına kadar kendine gelir merak etme!” kraliçe kızını kollarının arasına çekerken ertesi gün gülmekten yanak ağrısı çekeceğini tahmin edebiliyordu. Kızının daha fazla eziyet çekmesini istemeyen kraliçe parmağını alnına bastırarak onun bayılmasını sağlamıştı.

“Elizabeth!” kral karısını protesto ederken kraliçe diğer davetlilere dönmüştü.

“Anlaşıldığı üzere davet burada son bulmuştur. Şu hainin ölüsünü burçlarda sallandırın. Prensesime hainlikle yaklaşanlara ibret olsun.”

“Sen biliyor muydun?” Aidan merakla annesine bakarken Elizabeth oğlunun omzuna birkaç kez vurarak başını sallamıştı.

“Bu sarayda annenden saklı ne dönebildi ki şimdi dönsün?” Aidan anlamıyordu. Madem anlamıştı neden davetin olmasına izin vermişti.

“Neden?”

“Olmak zorundaydı. İçimizdeki haini, yabancıyı bulabilmek için şarttı Aidan. Biraz daha büyüdüğünde ne demek istediğimi anlayacaksın.”

“Kraliçem…” Katren ve Drew şaşkınlıkla Elizabeth’in karşısına dikilirken Elizabeth abisi ve yengesine gülümsemekle yetinmişti.

“Yorulmuş olmalısınız. Sizin için hazırladığım odaya çekilebilirsini. Birazdan sizin için dinlendirici ilaç göndereceğim,” dediğinde bakışları Gwen’e dönmüştü.

“Elbette kraliçem,” diye yanıt veren genç kız halasının ailesiyle baş başa kalması için ona fırsat sunduğunu anlayabiliyordu.

“Teşekkür ederim Gwen, prensesi korumaya geldiğin için.”

“Beni manevi kızınız ilan ettiniz kraliçem, bu durumda prenseste benim kız kardeşim sayılır. Kardeşimi korumak benim vazifem.” Gwen’in sözleriyle genç kadın kızın yanağını okşayarak başını sallamıştı.

“Hadi dinlenmeye çekilin, burayı hizmetliler halleder.” Falcon ve James kız kardeşlerine gururla bakarken Drew izin isteyerek karısı ve prensleriyle salondan ayrılmıştı. Kriss kızının yanına giderek “İyi misin Gwen?” diye sordu.

“Merak etme baba, ben iyiyim.” Kriss rahat bir nefes alırken sarayın koridorlarında tutukladıkları hainleri zindana götürmek için salondan ayrılmıştı.

“Kralım iyi misiniz?” Sander hızlı adımlarla ikiliye yaklaşırken Adrian gülerek adama bakmıştı.

“Senden iyi olduğum kesin, bu halin ne?”

“Sarayın çevresindeki hainleri yakaladık. Hepsi zindanda…” adamın sözleriyle bakışlar Aidan’a dönmüştü. Prens her tür önlemi alırken karı koca bu işi sadece salonda halletmeyi düşündükleri için imayla birbirine bakmıştı.

“Prensimiz oldukça tedbirli davranmış ne dersin kralım?”

“Öyle görünüyor. Herkes yoruldu hadi gidip biraz dinlenelim.” Kral baygın kızın kucağına alacağı sırada Colin ondan önce davranarak kız kardeşini kucaklamıştı.

“Ben taşırım kralım,” Adrian oğlunu onaylarken Gwen kraliçenin isteğiyle hızla ailesinin yanına ulaşmıştı.

***

“Bu olanlara inanamıyorum, nasıl böyle bir şey olmasına izin verdiler?” Katren şaşkınlıkla kocasına bakarken hala davetteki olayı düşünüyordu.

“Elizabeth’in bir bildiği elbet vardır. Yarın nedenini öğreniriz.”

“Gwen… O çok büyümüş,” derken bakışları iki prensine takılmıştı. İkisi de yaptıkları talimlerden dolayı oldukça gelişmiş vücuda sahipti.

“Anne elbette büyüyecek. Ama iyi savaşıyor taktir ettim doğrusu,” diyen bu kez James’ti. Kapının açılmasıyla bakışlar prenses Gwen’e dönmüştü. Gwen odanın kapısını kapattığında Katren dayanamayarak hızlı adımlarla kızının yanına gidip ona sıkıca sarılmıştı.

“Prensesim,” diye ağlamaya başlayan kadını susturmak kolay olmamıştı. Bir yanda Gweni diğer yanda ikizler kadını susturamazken Drew araya girerek karısını kollarının arasına çekmişti.

“Kraliçem bu şekilde kızımızı üzüyorsun,” dediğinde Katren’in ağlaması anında kesilmişti.

“Drew şunun güzelliğine bak, nasılda büyümüş.” Katren kendisine gülümseyen Gwen’in ellerini tutup öpmeye başlamıştı.

“Kraliçem ne yapıyorsunuz?”

“Küçücük elleri büyümüş,” diyen kadın kendinden geçmişçesine sıkıca kızına sarılarak biraz olsun hasretini dindirmeye çalışıyordu.

“Nasılsın prenses, ne zaman bize döneceksin?” Falcon ikizine sorarken Gwen gülümseyerek başını iki yana sallamıştı.

“Bunu yapamam sizde biliyorsunuz. Ayrıca savaş kapıda siz hazırlığınızı yaptınız mı?”

“Elbette, benim ordum hazır.” Falcon babasına kısa bir bakış atarken Drew onaylamaz bir şekilde oğluna bakmıştı. Üç asil kanın da güçleri birbirinden farklıydı ancak bilmedikleri bir gerçek vardı ki üçü bir araya geldiğinde kimse onları yenemezdi.

“Prens Aidan ile aran nasıl? Hala peşinden koşuyor mu?”

“James o nasıl söz?” Katren oğluna kızarken genç adam omzunu silkmişti.

“Ne var anne, o soğuk nevalenin kardeşimin peşinde dolaşmasından hoşlanmıyorum.”

“Aidan soğuk nevale değil James, o sadece mesafeli davranıyor.

“Onu savunduğuna inanamıyorum. Onun yüzünden kaç yıl sana yaklaşamadık.” Gwen kardeşine hak verse de sonradan Aidan’ın neden öyle davrandığını anlamıştı. Prens genç kızı korumaya çalışıyordu. Aklı başında olmayan ikizlerin sorumsuz hareketleri onun kimliğin, açığa çıkarabilirdi.

“Bu konu hakkında konuşmak istemiyorum.” Gwen konuyu kapatırken ailece oturup sohbet etmeye başlamışlardı. Saatin geç olduğunu fark eden genç kız yerinden kalkarak “Ben artık eve döneyim, annem endişelenmiştir,” dediğinde Drew dişlerini sıkarken Katren buruk bir gülümseme ile kızına bakmıştı.

“Annen mi? Senin annen burada prenses,” diye çıkışan James ile Katren başını iki yana sallamıştı.

“Samira’ya çok şey borçluyum. Sana annelik yaptığı için onun hakkını ödeyemem.”

“Anne sen ne diyorsun?” diye bu kez araya Falcon girmişti.

“Siz karışmayın, anneniz haklı. Biz bir aradaydık ancak kız kardeşinizin yalnızlığını o aile giderdi. Onlara minnet duymanız gerekiyor.” İki prens memnuniyetsiz bir şekilde homurdanırken Gwen gülümseyerek ikisine birlikte sarılınca odanın içi birden ışıkla dolmuştu. Kral ve kraliçe şaşkınlıkla üçüzlere bakarken Gwen hemen kardeşlerinden ayrılmıştı. Kızın bedeni ışık içinde kalmış öylece şaşkınlıkla ailesine bakıyordu.

“Ne oluyor?” Gwen endişeyle sorarken Katren kocasına dönmüştü. Drew ilk kez karşılaştığı olayla ne yapacağını şaşırırken odaya giren kişiyle gözler hemen kapıya çevrilmişti. Aidan bir süredir kapı ağzında Gwen’in dışarı çıkmasını beklerken kapının altından yayılan şıkla endişelenerek odaya girmişti. Gwen’i o halde ışıklar içinde görünce Falcon ve James engel olamadan Gwen adımlayarak kızı kollarının arasına almıştı. Birkaç saniyede ışık yok olurken Aidan bir süre daha bekleyerek kapalı gözlerini açıp geri çekilmişti. Prensin gözündeki ışık huzmesi yavaş bir şekilde kaybolurken Gwen ve diğerleri şaşkınlıkla ikiye bakmıştı.

“Siz…” odanın kapısı yeniden açıldığında bu kez odaya giren ikili heyecanla “Kim?” diye sorarken Aidan ve diğerlerinin bakışı Eliabeth ve Adrian’a çevrilmişti.

“Anne, baba?”

“Kimden o ışık yayıldı?” Elizabeth’in sorusu ortamı gererken bakışlar istem dışı Gwen’e çevrilmişti.

“Sonunda açığa çıktı!” Elziabeth’in sözlerinden bir şey anlamayan grup gelecek günlerde bu ışığın anlamını çözecekti.

***

Sizce Elizabeth neden bu kadar heyecanlandı? Tahminleri alalım. Bölümü nasıl buldunuz? Son olarak benim Word sayfamda sorunlar var. bazı kelimeleri kendisi değiştiriyor bazılarının harfleri tam çıkmıyor anlamadım. Umarım çok hata yoktur. Yorumlarınızı bekliyorum!

33350cookie-checkAsil Kan II – 10. Bölüm

7 yorum

  1. Bu ışık Elizabeth ve Adrian da olmamış miydi yanlış mı hatırlıyorum yok sa :/ gwenin gücü her ne ise ikizleri ile birlik olunca büyüyor gücü . Pislik hainler neyseki hepsi yakalandı ama Emilye üzüldüm yaa:( emeğine sağlık yazarcigim harika bir bölümdü . Geçmiş olsun ♥️

  2. Kardeşleri ile olunca daha güçlü olacaklar zaten sarıldığı zaman ışık ortaya çıktı ama Aidan sayesinde ışığı kontrol altına aldı , ellerine yüreğine sağlık geçmiş olsun canım

  3. Öncelikle çok geçmiş olsun, son yıllar resmen insan avlar gibi hastalıklar ayyuka çıktı. Allah şifa versin.
    Gwen den daha neler çıkacak çok merak ediyorum, resmen bitmeyen matruşka yapmış Katreen ve Drew. Vallahi helal olsun. :)))

  4. Harika bir bölüm olmuş severek okudum eline emeğine yüreğine sağlık azda olsa kelimelerde hata var ama benim için sorun yok umarım kısa sürede yeni bölüm yazarsınız

  5. Ellerine emeğine sağlık bölüm süperdi
    Geçmiş olsun yazarım salgın var maalesef çok dikkatli olunmalı
    Gwen ve prens eş mi acaba

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir