Asil Kan II -11. Bölüm

Merhaba arkadaşlar bu gün bölümü erken yayınlıyorum. Ailemize yeni bir üye katıldı bu gün ve çok sevinçliyim. Bölümü kontrol edemedim umarım çok yanlış yoktur. Keyifli okumalar!

****

Genç kadının neden bahsettiğini kimse anlamazken Aidan hemen atılmış Gwen’i koruma içgüdüsüyle ardına almıştı. Oğlunun tavrına kaşlarını çatan Elizabeth elini sallayarak genç prensi kenara çekmişti. Aidan ne olduğunu anlayamadan Gwen’den uzaklaşırken “Anne hayır,” diye bağırdı. Aidan’ın neden kraliçeye bu tepkiyi verdiğini anlayamayan aile üyeleri özellikle ikiz prensler farkında olmadan kız kardeşlerinin önüne geçerek onu Elizabeth’ten korumak istemişlerdi. Elizabeth iki prensi davranışına göz devirerek iki prensi hiç zorlanmadan kenara çekerken Drew hiç tepki vermeden kardeşine bakmaya devam etmişti.

“Hala, ne oluyor?” Gwen’in sesindeki korku Aidan’ın çabalamasına neden olsa da olduğu yerden kıpırdayamamak genç adamı yaralıyordu.

“Anne lütfen yapma!” diye seslenen genç adamın sesinde çaresizlik vardı. Gwen’i ilk fark ettiğinde henüz beş yaşında olan prens o günden beri prensesi hem korumaya çalışmış hem de üçüzlerin ne gibi güçleri olabileceğini araştırmaya başlamıştı. Her araştırmada daha da endişelenen Aidan kızı kendiden ayırmayarak gerekirse kendi kardeşlerinden de uzak tutmuştu.

“Aidan sen karışma,” diyen Elizabeth işaret parmağını genç kızın iki kaşının ortasına bastırarak gözlerinin içine odaklanmıştı. Gwen içinde hissettiği güçle kasılırken Elizabeth’in gözleri koyulaşarak müthiş bir turuncuya dönmüştü. Adrian yutkunarak karısına bakarken onun ne yapmaya çalıştığını anlayabiliyordu. Elizabeth Gwen’in güçlerini güvenceye alıyordu.

Kraliçe ile on dakika boyunca göz göze kalan prenses Gwen kendine hakim olamazken bedenindeki titremeler artmış ayakta durmakta zorlanmaya başlamıştı. İkizler dayanamayarak kardeşlerinin elini tutarken Elizabeth hissettiği güçle yerinde sarsılmıştı. Bakışları bu kez çember oluşturan üçlüye odaklanmıştı. Kraliçenin gözleri daha da koyulaşırken Adrian karısına destek olmak için kadının elini tutarken Drew ve Katren şok olmuş bir şekilde onları izlerken Katren kocasına dönerek “Ne oluyor Drew, kızım acı çekiyor bir şey yap,” dediğinde Drew başını iki yana sallamıştı. Başta ne olduğunu anlayamasa da sonradan babasının söylediği sözler beyninde yankılanmaya başlamıştı.

“Üçüz doğanların tüm gücü tek kardeşte toplandığında savaşlar başlayacak. Gücü elde eden kişi gözetim altına tutulup eğitilmezse ülkelerin felaketi olur. Sadece kendi ölümüne değil, diğer kardeşlerinin de ölümüne neden olur. Üçüzlerin bir olduğu gün hisleri de bedenleri de bir olur.” Drew yutkunarak prenslerine bakarken bedeninde hissettiği farklılık genç kralı daha da endişelendirmişti.

“Drew ne oluyor?” Drew’in bedeninden yayılan alev Aidan ve odaya giren Lizzy’i şoka sokarken prensesin ardından sertçe kapanan kapı herkesi kendine getirmişti. Elizabeth yorgunlukla yere çökerken üçüzler daha da parlar bir hale gelmişti.

“Ne oluyor burada?” Lizzy şok olmuş bir şekilde kardeşlerine bakarken Gwen hariç diğer kardeşler Elizabeth gibi yere çökerken Adrian karısının sırtına destek olarak onu kaldırmaya çalıştı. Aynı anda da Aidan’ın zincirleri çözülürken Drew’in bedenindeki alevde sönmüştü.

“Gwen iyi misin?” Aidan genç kıza sarılırken Adiran ve Elizabeth derin bir iç çekti.

“Lizzy, yıllar önceki gibi Gwen’i kimse görmeden buradan çıkarmanı istiyorum. Burada olanları merak edenler olacaktır, Gwen’i görmemeleri gerekiyor.” Lizzy ne olduğunu bilmese de ablasının emrini yerine getirmek için Gwen’e elini uzatmıştı.

“Hadi prenses seni buradan çıkaralım.” Gwen genç kadının elini tutarken Aidan annesin üzüntüyle bakmıştı.

“O olmak zorunda mıydı?” Aidan’ın sorusuyla Elizabeth buruk bir şekilde gülümsemişti.

“Bunu biz seçmiyoruz Aidan, sende bu konuyu çok fazla dillendirme. Bundan sonra Gwen daha sıkı eğitimde olacak.”

“Ama…”

“Son sözümü söyledim prensim. Sakın emirlerimi çiğneyeyim deme. Gwen gelecek savaş için hazırlanmalı!” Katren Elizabeth’in sözlerini duyunca korkmuş bir şekilde elini ağzına götürmüştü.

“Drew neler oluyor?”

“Üçüzlerin lideri…” Drew yutkunarak Elizabeth’ten onay almak isterken genç kadın başıyla ağabeyini onaylamıştı.

“Lider Gwen, bedeni ışıkla birlikte prenslerin gücünü aldı!” herkes şok olmuş bir şekilde kraliçeye bakarken Lizzy görünmez olarak “Onu nereye götüreyim kraliçem?” diye sormuştu.

“Samira’ya teslim et. Kriss’e beklenenin olduğunu söylesin!” dediğinde Drew yutkunarak açılan kapıya bakmıştı. Kızını göremiyordu ancak onun o kapıdan çıktığını biliyordu.

“Kraliçem?” kapıdan içeriye giren Sander ve Flora odadakilere kısa bir bakış atarken hala kendine gelemeyen ikizler hissettikleri ürpertiyle kendine gelmişti. Az önce olanlara inanamıyorlardı.

“Emily iyi mi?” Flora ilacın etkisindeki kızını sorarken Flora başını sallayarak onu onaylamıştı. Az önce prensesin yanındaydı ve prenses huzurlu bir uyku uyuyordu.

“Evet, şimdilik bir sorun yok!”

“Olanlar ülke geneline hızlı bir şekilde yayılacak. Prenses bu süre içinde yıpranacak gibi,” diyen Adrian kızı için üzülmeye başlamıştı.

“Onu yanımızda götürelim!” Katren araya girerken Elizabeth genç kadına dönmüştü.

“Katren doğru söylüyor, Emily’i yanımızda götürebiliriz. Hem annem de onu çok merak ediyordu. Babam yakında saraya dönecek, eminim onlarla vakit geçirmek prensese iyi gelecektir. Elizabeth kocasına bakarak ne düşündüğünü sormuştu.

“Kral ve kraliçe haklı prenses onlarla gitsin. Hem eminim kızım dayısının yanında daha huzurlu olacaktır. Hem kral Edward ve ana kraliçe Nadia da onu görünce çok mutlu olur.” Elizabeth kocasını onayını aldıktan sonra kabul etmişti.

“İki gün sonra yola çıkarsınız o zaman. Prenses biraz toparlanmış olur!” herkes bu isteği kabul ederken odada sessiz olan yalnızca üç prensti. Üçünün de aklında farklı sorular mevcuttu. İkizler kendi güçlerinin gitmiş olabileceğini düşünürken Aidan Gwen’in uzaklaştırılabileceği düşüncesiyle savaşıyordu.

“Bundan sonra ne olacak Elizabeth, kızım iyi olacak mı?”

“Gwen bir süre özel eğitimden geçecek Katren, ayrıca Travuz’a döndüğünüzde hazırlıklarınızı hızlandırın. Birkaç aya savaşlar başlayacaktır.”

“Bundan nasıl emin olabiliyorsun?” Elizabeth üzgün bir şekilde ağabeyine bakmıştı. Onun korkusunu içinde hissedebiliyordu. Prensesin başına gelebilecek kötü şeyleri engellemek için elinden gelen her şeyi yapabileceğini hissedebildiği gibi. Herkes yavaş yavaş dağılırken Adrian karısına destek olmak için koluna girmişti. Elizabeth ilk kez bu kadar yorgun hissediyordu. Gwen’in bedenine yüklenen gücü dengede tutabilmek onun için zor olamasa da kolay da olmamıştı.

“Bazen beni korkutuyorsun karıcım?”

“Neden?”

“Bedenine yaptıkların seni hastalandıracak diye çok korkuyorum. Benden yardım alamaz mıydın?”

“Bu benim tek başına halletmem gereken bir şeydi. Sen zaten varlığında yardım ediyorsun.” Adrian karısının şakağını öperken Elizabeth ona onaylamaz bir şekilde bakmıştı. Hizmetliler kral ve kraliçenin ardında ilerlerken ikilinin odasına çekilmesiyle görevli olanlar kapıda beklemeye başlamış, olmayanlar da kendi odalarına gitmişti.

“Aidan beni korkutuyor!” Adrian’ın sözleriyle Elizabeth derin bir iç çekti.

“Aidan alışmak zorunda, Gwen’in kaderi kraliçe olmak, fethettiği toprakları yönetmek. Aidan buradan ayrılamaz!” Adrian oğlu için üzülürken bu durum karşısında çok fazla acı çekmemesi için elinden gelen desteği yapacaktı.

“Anlayacaktır!”

“Umarım,” saray davetteki kargaşanın aksine büyük bir sessizliğe gömülürken diğer odalarda gergin bekleyişler devam ediyordu. Prens James ve Falcon kafa kafaya vermiş olanları düşünüyordu.

“Sence halam neden bahsediyordu?”

“Kehaneti sende biliyorsun James, bizim kaderimiz daha anne karnında belli olmuştu. Zaman iyice yaklaştı sadece an meselesi. Hazır olmak zorundayız. Dedemin huzur içinde yaşattığı halkımızın iyiliği için hazır olmalıyız!”

“Anlamıyorum, Gwen’in şifacılık gücü var, nasıl bizden daha güçlü olabilir?” James bu durumu hazmedemiyordu. Kesinlikle hissettiği kıskançlık değildi aksine kardeşinin çekeceği zorlukları düşündükçe korkuyordu. Gwen oldukça zayıf görünse de görüntünün yanıltıcı olabileceğini bu gece öğrenmişti. Bir de Aidan meselesi vardı. Prens kesinlikle Gwen’i seviyordu ve onun için her şeyi yapmaya hazır görünüyordu.

“Aidan’a ne diyorsun?”

“Üzülecek!” James hiç düşünmeden cevap vermişti.

“Birde Emily meselesi var, bizimle geldiğinde onun sorumluluğunu da biz yükleneceğiz. Bu sarayda başaramadıklarını bizim sarayda deneyebilirler.”

“Emily çok savunmasız. Hala ne gücü olduğunu bilmiyoruz ve baş belası bunu göstermemekte oldukça ısrarlı.” James hayıflanarak konuşurken yorgun olduklarını söyleyerek odalarına ayrılmışlardı. Sabah onlar için ne getirecekti bilmiyordu ancak sarayın dün geceden kalma kargaşası devam edeceği belliydi.

***

“Anne benim saraya gitmem gerekiyor siz ne yapacaksınız?” Samira dün gece olanları bildiği için kızının saraya gitmesini istemese de kraliçeye bunu yapamazdı. Kadın senelerce kızını görmüyordu ve bu durum bir anne olarak Samira’yı da üzüyordu.

“İşin bitince talim alanına gel,  yeni savunma teknikleri öğreneceksin.”

“Yine mi?”

“Kraliçe Elizabeth’in emri Gwen. Artık daha sert eğitimler alacaksın.” Gwen sıkıntıyla iç çekerken başını sallayarak kadını onaylamıştı.

“Anne bende gelmek zorunda mıyım?” Eric homurdanarak annesine bakarken Gwen gülümseyerek kardeşinin ensesine vurmuştu.

“Savaş kapıda Eric, kendini korumayı öğrenmen gerek.”

“Ne savaşı, kral ve kraliçe savaşa mı girecek?”

“Komşu ülkeler karışık durumda, elbette sınırlarımıza sıçrayacaktır. Biz hazırlıklı olalım da…” Gwen kardeşini ikna etmeye çalışırken bir yandan da annesinden izin alarak küçük evlerinden çıkmıştı. Dün geceden beri içinde inanılmaz bir güç hissediyordu. Sanki kanı damarlarında çağlayan olmuş hızla akıyor, dışarıya çıkmak için kendine yol arıyordu. Avucunun içi kaşınırken kılıcını almak için beline davrandığında avucunun içindeki alevi görünce yutkunarak hızla elini kapatmıştı.

“Nasıl olur?” kendi kendine söylenen genç kız hızlı adımlarla saraya girdiğinde “Kraliçemiz nerede?” diye önüne gelen ilk hizmetliye sormuştu. Dün olanlardan sonra Gwen’in sarayda olmasını yadırgamayan hizmetliler “Taht odasında,” diye genç kızı cevaplarken Gwen hızlı adımlarla taht odasına doğru ilerlemişti. Sarayın taş duvarlarına dokunarak ilerlerken eline değen şeyle anlamadığı bir hızla değişime uğramıştı. Tamamen istem dışı olan bu değişim Gwen’i gafil avlarken, “Ne olur?” diye kendi kendine konuşan genç kız korkuyla duvarda yürüyerek taht odasına geçerken yanından hızla geçen kişiyle duraksamıştı.

Gwen taht odasındaydı ancak onu kimse fark etmemişti. Duvarda asılı duran ağa tutunarak beklemeye başlayan genç kız halasını ve kralı can kulağıyla dinliyordu. Karşısında ki komutanlara emirler veren kral Adrian odadan çıkarken kraliçe önündeki belgelere mührünü vurarak karşısında ki görevlilere vermişti.

“Dışarı çıkabilirsiniz, biraz yalnız kalmak istiyorum.” Elizabeth’in emriyle herkes taht salonundan çıkarken son çıkan kişi kapıyı kapatmak üzereyken “Bana kral Drew’i çağırın!” dedi. Bir süre odanın penceresinden dışarıyı izleyen Elizabeth ağabeyini beklerken sıkıntıyla iç çekmişti.

“Kral Drew geldiler kraliçem!”

“İçeri alın!” tamamen formaliteden ibaret olan bu söylemler iki kardeşin umurunda bile değildi.

“Neler oluyor Eliazbeth, kızıma bir şey mi oldu?”

“Ulu orta kızım demezsen sevinirim abi, biliyorsun onun varlığından kimse haberdar değil.”

“Elimde değil dün olanlardan sonra korkuyorum.” Elizabeth ağabeyinin elini tutarak hafif sıkmıştı.

“Gücünden bir parçaya ihtiyacım var abi!”

“Ne?” Drew anlamaz gözlerle kardeşine bakarken Elizabeth gülümseyerek ağabeyine bakmıştı.

“Duydun, senden bir parçaya ihtiyacım var. Bana bir süreliğine ödünç verebilir misin?” Drew’in aklı karışırken farkında olmadan kardeşinin isteğini kabul etmişti. İkilinin elleri arasındaki hafif ışıktan sonra Elizabeth başını iki yana sallayarak gözlerini kapatmıştı.

“Orada daha ne kadar kalacaksın Gwen, eski haline dön!” Elizabeth’in sözleriyle Drew hızla odaya bakınmaya başlamıştı. Gwen halasının dediğini yapmak istese de başaramamıştı. Bu yeni gücü tanımıyordu. Gwen hala örümcek ağında sallanan hayvan olarak öylece bekliyordu.

“Sen neden bahsediyorsun?”

“Falcon’u nasıl insan formuna geri döndürüyorsun?”

“Bunu neden soruyorsun? Elizabeth sen…” Drew şaşkınlıkla onun ne söylemek istediğini anlamıştı. Odayı bir hayvanın gözünde tararken duvardaki örümcekle göz göze geldiğinde yutkunmadan edememişti. Kızı tam karşısında duruyordu ancak Drew onun varlığını anlamamıştı. O daha çok Falcon’un onları izlediğini düşünüyordu.

“Gwen!” Drew parmağını şırlatırken Gwen boş bulunarak tavandan aşağıya düşmeye başlamıştı. Elizabeth’in elini kaldırmasıyla havada asılı kalan Gwen korkuyla babasına ve halasına bakmıştı.

“Hala neler oluyor?” Gwen ağlayarak kraliçeye sarılırken korkmuş bedeni titremeye başlamıştı.

“Elizabeth bu nasıl olur?”

“Sana söyledim Drew, üçüzlerin lideri Gwen. Şimdiden kardeşlerinin güçlerini kullanabiliyor. Eğitimi için sıkı bir kampa girecek!” Drew endişeyle kızına bakarken Gwen duyduklarıyla avucunu açıp halasına göstermişti.

“Bak hala elim yanıyor?”

“O seni yakmaz hayatım, o gücü istediğin gibi kullanabilirsin.”

“Nasıl?”

“Öğreneceksin,” diyen Elizabeth Drew’in gözlerine odaklanmıştı. “Gwen’de sizinle gelecek Drew. Onu prensesin refakatçisi olarak göndereceğim. Böylece kimse şüphelenmeyecek.”

“onun için tehlikeli olmayacak mı?”

“Şuanda Gwen’i en iyi ikizler eğitebilir. Ona güçlerini nasıl kullanması gerektiğini öğretecekler.” Drew onaylarken Gwen heyecanla kraliçeye bakmıştı. Ait olduğu topraklara gidecekti ve bu genç kız için tarif edilmez bir duyguydu. “Bu yüzden Emily ile prensleri sık sık bir araya getirmelisin.” Elizabeth’in son sözleriyle Gwen kendine gelmişti.

“Neden?”

“Çünkü prenslerle ancak bu şekilde bir arada olursan dikkat çekmezsin. Sonuçta prenses için orada olacağını düşünüyorlar.”

“Anlıyorum, peki ne zaman gideceğiz?”

“İki gün içinde, o zamana kadar ailenle bol vakit geçir Gwen. Bundan sonra ne olacağını bilemeyiz.” Kraliçenin sözleriyle genç kız yutkunmuştu. Buradan gittikten sonra bir daha Gorion’a dönemeyebilirdi. Gwen’in içi acırken aklında sadece prens Aidan vardı. Onu bir daha göremeyebilirdi. Elizabeth onun ne düşündüğünü anlamış gibi kızın gözlerine bakarken Gwen utanarak bakışlarını kaçırdı. Bunları düşünmemeliydi. Şuanda tek düşüneceği şey ülkesini korumak olmalıydı.

“Merak etme yine görüşeceğiz.” Elizabeth kızın içini rahatlatmaya çalışırken Drew gururla prensesine bakmıştı. Kim ne derse desin prensesi yakında krallığına tanıtacaktı.

“İzninizle kraliçem annem beni talim alanında bekliyordu.” Drew prensesin Samira’ya her annem dediğinde içi acıyordu. Katren’e bir kez olsun anne diyemeyen kızı yabancı bir kadına içten anne diyebiliyordu.

“Peki sen talim alanına gidebilirsin. Ama dikkatli ol yeni güçlerin biranda ortaya çıkabilir.” Gwen hızla odadan çıkarken Drew arkasından bakıyordu. Hala olanlara inanamazken tek duası kızının bu görevin altından kalkabilmesiydi.

“Şimdi gerçeklerden konuşalım!”

“Anlamadım?”

“Komşu ülkeler birlik olmaya başladı biliyorsun değil mi? Onlar için hazırladığımız tuzaklar ortaya çıkıyor ve ilk durakları Travuz krallığı olacak.”

“Savaş için hazırız. Babam aylardır sınırları güçlendiriyor.”

“Yetmeyecek, yeni doğan düşman asil kanlar eskilerinden daha güçlü. Onları güçleri ailelerine güç sağlıyor.”

“Farkındayım ama bizde güçsüz değiliz Elizabeth. Üçüzlerin gücünü geçtim prens Nathan var.”

“Nathan babamın yanında değil mi?” Drew erkek kardeşini düşününce başını sallamıştı.

“Evet, babamla sınırları geziyor. Yakında babam onu da evlendirmek isteyecek.” Elizabeth küçük kardeşini düşününce gülümsemişti. Oldukça yaramaz olan prens sarayı birbirine katıyordu. Onlardan küçük olmasına rağmen sarayda doğan tüm bebeklere ağabeylik taslıyordu.

“Çok büyümüş olmalı!”

“Haddinden fazla hemde. Üstelik Ronald onu dövemediği için delirmek üzere!”

“Ronald amca mı?” Elizabeth’in gözünün önüne iyice yaşlanmış olan adam gelmişti. Halası Almira kocasına deli gibi aşıktı ve adamın yakında bu dünyadan göçüp gideceğini bildiği için kahroluyordu. Almira güçleri sayesinde uzun yaşayacaktı ve prenses bunu istemiyordu. Halasını uzun zamandır görmediği için onu saraya davet etmek için Adrian’la konuşmaya karar verdi. Drew düşüncelere dalan kardeşine gülümseyerek cevap vermişti.

“Bizim Nathan Almira halamın kızına tutulmuş durumda. Alera da prensimizden hoşlanıyor gibi. Tabi bu durum Ronald amcamı delirtiyor. Çok kıskanç bir baba oldu!” Elizabeth ağabeyinin sözleriyle kahkaha atmıştı. Yaşlı adamın o kıskanç davranışlarını görmeyi isterdi. Başını iki yana sallarken iki kardeş bir süre daha sohbet ettikten sonra ayrılmıştı.

Katren Flora eşliğinde sarayı dolaşırken oldukça keyifliydi. Kocası kızlarını da yanlarında götüreceğini söylediğinden beri içi içine sığmıyordu. Sonunda prensesi yanlarında olacaktı.

“Ne düşünüyorsun?”

“Gwen’i?” Katren dürüstçe cevap verirken Flora kadına samimiyetle bakmıştı. Kadının yıllardır çektiği acıyı biliyordu. Flora başını olumlu anlamda sallarken derin bir iç çekti.

“Onun için bu dönem zor olacak.”

“Biliyorum ancak yanımızda olacak.” Prenses genç kadının sözleriyle susarken derin bir iç çekmişti. Gwen’in Gorion’dan ayrılması bu ülkede dengeleri değiştirecek gibi görünüyordu. Üsteli son yıllarda bazı duyumlar alıyor ve bunu bedeninde hissediyordu. Bir süre sessizce sarayda dolaşan ikili sarayın avlusuna çıktığında Flora aklına gelen şeyle kraliçeye dönmüştü.

“Seni bir yere götüreceğim.” Katren itiraz etmeden Flora’nın peşine takılırken Katren merakla etrafa bakınıyordu. Onları görenler başlarını eğerek ikiliyi selamlarken sarayın arka tarafında ilerleyerek büyük bir alana çıkmışlardı. Orta kalabalığın çevirdiği alandan kılıç sesleri yükselirken Katren merakla yanında ki kadına bakmıştı.

“Neden buraya geldik?”

“Görmeni istediği bir şey var,” diyerek kraliçeyi alanı daha iyi görebilmesi için asillerin kullandığı izleme sunağına yönlendirmişti. İki kadın eteklerini tutarak sunağa çıkarken Katren gösterilen yere oturmasıyla bakışları alanda kılıç sallayan iki kadına takılmıştı.

“Gwen!” saldırıdan kurtulan kızı için endişeyle öne atıla kadın Flora’nın onu durdurmasıyla duraksamıştı.

“Sakin ol kraliçem, sizi prensesinizin ne kadar güçlü olduğunu göstermeye getirdim.”

“O kadın kızımı öldürecek!” diyen Katren’in gözlerindeki endişe Flora’yı gülümsetmişti.

“O kadın kendi büyüttüğü kızını öldürür mü Katren?” diye soran prensesle kraliçe hızla alandaki kadını daha dikkatli izlemeye başlamıştı. Kendi yaşlarında ki kadın oldukça dinç görünüyordu ve güçlü. Gwen öne doğru saldırı yaparken kalabalığın arasında ki bir çocuk “Hadi abla yapabilirsin,” diye bağırınca Katren’in gözleri on üç on dört yaşlarında ki çocuğa takılmıştı.

“Abla mı?”

“O Samira ve Kriss’in oğlu Eric. Gwen’in kardeşi.” Katren prensesin sözleri karşısında üzülse de bir yandan mutlu olmuştu. Küçük prensesi her zaman aile sıcaklığı içinde büyümüştü.

“Ona iyi davranıyor değil mi?” Flora alanı göstererek gülümsemişti.

“Sence?” ikili sarılan iki kadına bakarken Flora yerinden kalkarak kraliçeyle birlikte kalabalığa doğru yaklaşmaya başlamıştı. Kalabalık prensesi görünce kenara açılırken nefes nefese gülümseyerek birbirine bakan ikili Travuz kraliçesini görünce duraksamışı. Gwen yutkunarak gerçek annesine bakarken Flora’nın boğaz temizlemesiyle kendine gelerek hızla “Kraliçem?” diyerek kadını selamlamıştı. Katren kızıyla bir yabancı gibi olmaktan nefret ediyordu.

“Dövüşünüzü izledim, gerçekten nefes kesiciydi. Tebrik ederim bir kadın olarak kendinizi dövüş konusunda yetiştirmenize sevindim.”

“Nezaket gösteriyorsunuz kraliçem,” diyen Samira ilk kez karşı karşıya geldiği kadının gözlerine bakmamak için kendisiyle savaşıyordu. Yıllardır onun kızını kendi çocuğu gibi büyütmüştü. Kadının az önceki sarılmalarını gördüğünü biliyordu ve bu durumun kraliçe de olsa bir anne için ne kadar zor olabileceğinin farkındaydı.

“Kraliçem bildiğim kadarıyla Gwen ok atma konusunda da oldukça iyiymiş. Ne dersiniz sizinle boy ölçüşebilir mi?” Gwen şaşkınlıkla halasına bakarken Katren gülümseyerek başını iki yana sallamıştı.

“Rica ederim prenses, ben yıllardır elime ok almadım. Eminim küçük hanım benden iyidir!” Gwen ikilinin konuşmasını dinlerken Flora konuşmuştu.

“Denemeden bilemezsiniz. Ne dersiniz bir yarışmaya?”

“Prensesim kraliçemizle yarışmak ne haddime!” diye Gwen adeta halasına uyarıcı bakışlar atıyordu.

“Korktun mu Gwen? Yaşlı bir kadına yenilmekten? Kraliçe oldukça iyi bir atıcıdır.” Gwen annesi hakkında yeni bir bilgi öğrendiği için heyecanlanırken Samira’ya dönmüştü. Adeta ona ne yapması gerektiğini sorarcasına bakıyordu.

“Ben alanı hazırlayayım, Kraliçe, Prenses!” diyerek ikiliye selam veren Samira oradan uzaklaşırken Katren farkında olmadan kadının her hareketini izliyordu.

“Abla sen şimdi kraliçeyle mi yarışacaksın!”

“Eric!” Gwen kardeşini uyarırken küçük çocuğun umurunda değildi. Omzunu silken çocuk oradan uzaklaşırken Gwen endişeli bir şekilde kraliçeye baktı.

“Kardeşimi bağışlayın kraliçem, kendisi hala nasıl davranması gerektiği konusunda zayıf.”

“Sorun değil Gwen,” diyen kadın kızına sevgiyle bakıyordu. Onun kardeşini koruma çabası bile kadının içini huzurla doldurmuştu.

“Hadi gidelim,” diyen Flora ikilinin ortasında yürürken kraliçe ve Gwen’in yarışacağını duyanlar kalabalık bir şekilde alana doluşmaya başlamıştı.

“Seyirciniz bol olacak sanırım.” Flora ikiliye sessizce konuşurken gülerek önüne bakmıştı. Anne kız ok atma alanına gelirken olanları duyan kraliyet ailesi de izleme sunağında yerini almıştı. Elizabeth, Adrian, Colin, Drew ve iki prensi, hatta saray yetkilileri dahil yarışmayı izlemeye gelmişti.

“Sence kim alır?” Falcon’u sorusuyla James hiç tereddütsüz “Annem tabi ki!” dediğinde Falcon gözlerini devirmişti.

“Annem ne zamandır ok atmıyor James sende biliyorsun. Üstelik Gwen’in daha genç ve gözlerinin iyi gördüğünü farz edersek ben Gwen’e oynuyorum.”

“İddiaya mı gireceğiz?” James gözleri parlayarak kardeşine bakarken Drew iki prensine onaylamaz bir şekilde bakmıştı.

“Prensler kendinize gelin!”

“Af edersiniz kralım,” diyen iki hemen alandaki ikiliye dönmüştü. Yarışmayı Samira yöneteceği için ikilinin arasına girerek “Yaylarınızı seçiniz lütfen,” dediğinde Drew savaşçı gibi giyinmiş kadına bakarak yanında oturan kardeşine “Bu kadın kim?” diye sordu.

“O Gwen’in annesi!” diyen Elizabeth abisinin gerildiğini hissetse de bir şey yapmamıştı. Davula vurulan sesle yarışma başlarken Samira “Her yarışması on ok atacak. Hedefin ortasında ki kırmızı alana en yakın atan kişi yarışmayı kazanacak. İlk başlayan kişi kurayla belirlenecek.” Samira elindeki demir bardak içindeki iki oku ileri uzatırken kısa olan oku çeken ikinci yarışacaktı. İlk çeken Kraliçe olmuş ve kısa oku çekmişti. Gwen oyuna ilk başlayan kişi olarak öne çıkarken oldukça heyecanlıydı.

“Umarım Gwen kraliçe olduğum için bilerek yenilmez,” diyen Katren kızına imayla tek kaşını kaldırmıştı.

“Savaşta kim olduğunuzun önemi yoktur kraliçem. Bir anlık hata sizi canınızdan edebilir.” Katren aldığı cevapla memnun olurken ilk oku atan Gwen hedefi tam ortadan vurmuştu. Kenarda tezahüratlar olurken Katren yerini alarak yayını germişti. O kadar sakin kendinden emin bir duruşu vardı ki onları izleyen herkesi kendine hayran bırakmıştı. Genç kadın yayı gererek hedefe odaklanmış tek gözünü kapatarak okunu bırakmıştı. İleride ki adam elindeki kırmızı bayrağı hızla sallarken kraliçenin de hedefi tam isabet vurduğu belirtilmişti. Gwen annesine kısa bir bakış atarak yerine geçmişti. Hedefe odaklanan genç kız annesinin dikkatle kendisini izlediğini görünce heyecanlansa da bunu belli etmemişti. Yıllardır Samira annesiyle yarışlar yapmış ve birçok yarışmada beraber kalmayı başarmıştı ancak bu durum çok farklı hissediyordu. O kraliçeydi ve en önemlisi kendi annesiydi. Annesine kendini kanıtlamak isteyen bir çocuğun heyecanını taşıyordu.

Gwen hedefi tam isabet tuttururken iki kadında da aynı hedefe ok attıkları için atılan oklar birbirine çok yakın duruyordu. Son oka kadar berabere giden ikili kraliçenin en son atışı yapacağı için heyecanlıydı. Gwen tüm okları tam isabet atmayı başarmıştı. Katren kızıyla gurur duyarken gülümseyerek hedefe odaklanmıştı. Kraliçe derin bir nefes alarak kısa bir an gözlerini kapatıp yeniden odaklanarak elindeki oku bırakmıştı. Ok hava süzülerek hedefteki Gwen’in son attığı oku ikiye bölerek hedefe saplanırken Gwen şaşkınlıkla yanında ki kadına dönmüştü.

“Tebrikler kraliçem siz kazandınız!” Samira anne kıza gülümseyerek bakarken Gwen hala şoktan çıkamamıştı. Yenilmişti! Hem de annesine yenilmişti. Yutkunarak Katren’e bakarken Katren kızının omzunu sıvazlayarak “Çok başarılıydın hayatım, eminim yakında beni geçeceksin!” dediğinde Gwen kendine gelmişti.

“Tebrik ederim kraliçem, sizinle yarışmak büyük onurdu.”

“Ben sana dedim dimi, annemi ok atmada kimse geçemez!” ikizler hızla ikilinin yanına gelirken oldukça neşeliydi.

“Prens Falcon, prens James,” diyerek ikizlerini selamlayan Gwen Samira’nın da onları selamlamasıyla bir adım geri çıkmıştı. Aynı anda alanda oluşan hareketlilik herkesin dikkatini çekmişti.

“Ne oluyor?”

“Kraliçem hemen buradan gitmemiz gerek!” Katren ne olduğunu anlayamadan alandan uzaklaştırırken Gwen ve Samira endişeyle birbirine bakmıştı.

“Neler oluyor?”

****

Aidan Gwen’in gitmesine izin verecek mi? Gwen’in üçüzlerin lideri olmasını bekliyor muydunuz? Sizce yine ne oldu, neden ortalık karıştı. Bölümü nasıl buldunuz? BU ARADA ARKADAŞLAR YENİ HİKAYE KÖRDÜĞÜM KALP İÇİN KAPAK TASARLAYABİLECEK KİMSE VAR MI? VARSA BANA İNSTAGRAMDAN ULAŞIRSA SEVİNİRİM.

33490cookie-checkAsil Kan II -11. Bölüm

7 yorum

  1. Emeğine sağlık yazarcigim ♥️yarış çok güzeldi anne kız çok güzeller 🙂 ya giderse nasıl evlenecek bunlar ama :'( 🙁 ne oldu acaba savaş mı başladı yoksa başka bir şey mi oldu ki :/ Nathan demek Almiranin kızına aşık ha 😀 ♥️Ronald ölecek olması çok kötü ya ölmesin biz final yapana kadar dayanamam ben :'( 🙁

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir