Asil Kan II -12. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Yeni yılın ilk gününde ilk bölümümüzü yayınlıyoruz. Umarım bu yıl herkes için en hayırlı şekilde sağlıklı, huzurlu geçer. İnsanların acı içinde ölmediği bir yıl olur.

***

  1.  

Alan bir anda karışmıştı. Gwen hızla alandan uzaklaştırılan kraliçe annesinin ardından bakarken Samira genç kızı arkasına alarak kılıcına davranmış gelecek tehdidi bekliyordu.

“Anne neler oluyor?”

“Bilmiyorum, dışarıda bir hareketlilik var, yanımdan ayrılma.”

“Ama…” Gwen ne yapacağını şaşırmış durumdaydı. Bakışları yüksek sunaktaki halası kraliçe Elizabeth’e takılınca genç kadının oldukça sakin bir şekilde etrafa bakındığını görünce az da olsa içi rahat etmişti. Biliyordu ki kötü bir şey olsa ilk gidecek olan Elizabeth olurdu. Başka bir sorun olmalıydı.

“Ben kraliçenin yanına gidiyorum,” diyen Gwen annesinin itirazlarına aldırmadan koşarak kalabalığın arasına dalmıştı.

“Gwen hemen buraya gel!” diye bağıran Samira kızı geri döndüremeyeceğini anladığında bu kez küçük oğlunu kalabalıkta aramaya başlamıştı.

“Kraliçem neler oluyor?” Gwen Elizabeth’in yanına geldiğinde Elizabeth gözleri alev almış bir şekilde genç kıza dönmüştü. Gwen yutkunarak bir adım gerilerken Elizabeth dişlerini sıkarak “Buna nasıl cüret ederler?” diye öfkeyle solumuştu. Hızlı adımlarla sunaktan inerken Gwen de onu takip etmeye başladı. Adrian çoktan olayın çıkarıldığı sarayın ön kapısına doğru gitmişti. Büyük bir kalabalık sarayı kapısına dayanmış slogan atıyordu.

Adrian kaşları çatılı bir şekilde ön kapıyı gören balkona çıkarken aşağıdaki insanların ellerini sallayarak “Üçüzlere ölüm!” sloganları attığını duyunca öfkeyle içten içe kavrulmuştu. Artık emindi… Birileri üçüzlerin varlığından haberdardı ve kendi halkını saraya karşı kışkırtmayı amaçlıyordu. Ortamdaki yoğun bağırışlar gökyüzünü kaplayan kızıl alevle kesilirken toplanan kalabalık korkuyla aşağı doğru eğilmişti.

“Ne cüretle… Ne cüretle böyle bir şeye kalkışırsınız!” Kraliçe Elizabeth saray burçlarının üzerine çıkmış avucundaki alevi tüm bedenini sararak öfkeyle sesini duyurmuştu.

“Kraliçe Elizabeth, üçüzleri korumaya çalıştığınız doğru mu?” kalabalığın arasından bağıran adam Elziabeth’in alevli bakışlarının odağı olmuştu. Uzaklan bile olsa kalabalığı kışkırtanlardan olduğunu gözlerinden okuyabilen genç kadın elini savurarak su zinciri içinde adamı kalabalığın arasından çekip havaya kaldırmıştı.

“Sen mi halkımı kandırmaya çalıştın?” Elizabeth’in buz gibi sesi kalabalığın çığlıklarıyla donatılırken kraliçenin merhametsiz bakışları tüm insanların üzerine çevrilmişti.

“Kraliçem…”

“Kraliçem mi? Bunca yıl… Bunca yıl sizin için kral ve ben elimizden geleni yaptık. Sizler için huzurlu yaşayın diye elimizden geleni yaptık ve siz bunca çabaya rağmen nankörlük mü ediyorsunuz?”

“Üçüzlerin doğduğu gerçek mi?”

“Diyelim ki gerçek sizi ne ilgilendirir?”

“Kehaneti biliyorsunuz!” başka bir adam kraliçeye çıkışırken Elizabeth alay edercesine gülmüştü.

“Kehaneti sizden iyi bildiğim kesin. Bu sizin saraya karşı ayaklandığınız gerçeğini değiştirmiyor. Bu alanda bulunan herkes tutuklanacak, ceza alacak. Saray halkına arkasını dönemeyecekse bu halka ihtiyacı yoktur. Küçük bir söylentiye inanarak halkın huzurunu kaçıran kimsenin yaşamaya hakkı yoktur. Bizler savaşa giderken arkamızdan güvenebileceğimiz bir halk bırakamıyorsak ülke yerle bir olsun.” Elizabeth’in öfkeli sesi daha da artarken kalabalık korkarak birbirine bakmıştı. Kraliçenin gözleri su zincirince havada asılı kalan adama takılmıştı.

“Ve sen… Uşaklık ettiğin efendini yakında aynı şekilde cezalandıracağıma emin olabilirsin!” diyerek adamı büyük bir su yığını içinde çırpınmaya bırakmıştı. Acı içinde ölen adam savrularak kalabalığın ortasına düşerken herkes korkuyla çığlık atmıştı. Adrian ve diğer Asil kanlar kraliçeye şok olmuş bir şekilde bakarken onun bir sivile zarar vermesine anlam verememişti. Bu kanunlarda büyük ceza gerektirirdi.

“Kraliçem ne yaptınız? Bir sivile bunu yapamazsınız?” diye bağıran saray yönetimi Elizabeth’in alevli gözlerinden nasibini almıştı.

“Sivil mi? Gözleriniz iyi görmüyor sanırım, o adam sivil falan değil, halkımı ayaklandırmaya çalışan düşman.” Elizabeth askerlere kısa bir baş sallamasıyla kalabalığın etrafı birden sarılmıştı. Ayaklanmaya kalkışanlar tutuklanırken az önce ölen adamın bedeni dikenli tellerle sarılmaya başladığında herkes şaşkına dönmüştü. Adamın güçleri vardı ve onlar oyuna gelmişti. Korkuyla arkasını dönüp saraya giren kraliçeye bağıran kalabalık af diliyor ancak Elizabeth onları duymazlıktan geliyordu.

“Elizabeth!”

“Toparlanın, hemen buradan gidiyorsunuz. Gelecek hafta saldırıya başlayacaklardır.” Drew endişeyle kardeşine bakarken Katren korkuyla kocasına sokulmuştu. Drew ikizlerin hazırlanması için emir verirken tüm Travuz kafilesi yolculuk için iki saatte hazır avluda bekliyordu. Drew ve ikizler oldukça sakin olsa da Katren ve prensesler ister istemez geriliyordu.

“Prenses Emiyl’i göndermekte kararlı mısın?” Drew kardeşine sorarken Elizabeth son olan olaylardan sonra daha da emin olmuştu. Onların sarayı terk etmesini bekleyen düşmanlar kızını hedef olarak görebilirdi.

“Eminim, kızım sizin yanınızda güvende olacak.” Prens Colin’in kucağında at arabasına yerleştirilen Emily hala uykudaydı. Onu gören James gözlerini kısarak “Prenses neden hala uyanmadı?” diye sorarken Elizabeth yeğeninin gözlerinin içine bakarak gülümsemişti.

“Prensesime iyi bakacağınızı umuyorum. Kırılgan olduğunu biliyorsunuz James, onu yalnız hissettirmeyin.” Omzunda çıkınıyla gelen Gwen herkesin odak noktası olurken genç kızın yanında ki Samira ve Kriss endişeyle kraliçeye bakmıştı. İkisi de Gwen’in gitmesi gerektiğini biliyordu ancak ondan ayrılmak zor olacaktı. Yıllardır evlatları gibi büyüttükleri kız onların her şeyiydi.

“Kendine dikkat et hayatım,” diyen Samira kimseye aldırış etmeden genç kıza sarılırken Gwen minnetle ona karşılık vermişti. Katren huzurla karşısında ki manzarayı izlerken Drew o kadar sakin kalamıyordu. Prenses onun kanındandı ve başka bir adamın ona babası gibi sarılması canını yakıyordu. Kriss geride dururken Gwen dayanamayarak adama sarılmıştı. Kırklarının ortasında olan Kriss hala çok genç görünüyordu.

“Teşekkür ederim baba, bana iyi baktığın için.” Kriss başını genç kızın boynuna gömerek akan gözyaşını saklamaya çalışmıştı.

“Kendine dikkat et Gwen, olmaz da bana ihtiyacın oldu diyelim haber etmen yeter. İnsanlara güvenirken dikkatli ol. Yabancı topraklara gidiyorsun, kendine ve Emily’e sadece sen dikkat edebilirsin.” Gwen geri çekilerek başını sallamıştı. Drew boğazını temizleyerek “Biz yola çıksak iyi olur,” dedi. Aile üyeleri vedalaşırken Gwen’in bakışları bir kişiyi arıyor ancak o kişi ortada görünmüyordu.

“Aidan!” prens Aidan ortalarda görünmüyordu. Genç kız onu son kez görmek istese de isteğine ulaşamamıştı.

“Gwen prenses sana emanet,” diyen Elizabeth genç kıza sarılarak onu Emily’in uyuduğu at arabasına yönlendirmişti. Öncü askerler önden saray kapısından çıkarken kral Drew ve ikizleri hemen arkasından yola koyulmuş hemen artlarında Kraliçe ve prenseslerin bulunduğu at arabası ilerlemeye başlamıştı. Son olarak geriden gelen atlı birliği onları koruma altına almıştı. Aileye sınır geçişine kadar Gorion askerleri de eşlik edecekti.

Kafile gözden kaybolana kadar onları sunaktan izleyen Elizabeth derin bir iç çekti. Adrian karısının yanına gelerek kolunu beline dolarken Elizabeth hiç yerinden kıpırdamadan “Savaş durumuna geçilmesi için emir ver Adrian, hazırlıklar hızlansın.” Adrian karısının sözleriyle başını sallamıştı.

“Sabah emri verdim. Ordunun başına Aidan geçecek.” Elizabeth böyle bir şeyi bekliyordu zaten. Üstelik Gwen’i uğurlamaya gelmeyen oğlunun içinde bulunduğu çıkması içinde hissedebiliyordu.

“Aidan gelmedi!”

“Askerlerin başında olmalı.”

“Aidan Gwen’i yolcu etmeye gelmedi. Bunun ne demek olduğunu biliyor musun?” Elizabeth kocasına dönerken Adrian sıkıntıyla nefesini dışarıya vermişti.

“Aidan ondan vazgeçmeyecek sende biliyorsun. Onun kalbindeki aşk basit bir aşk değil. Annesi olarak sen daha iyi hissedersin duygularını. Güçleri bana geçse de sana hisleri geçiyor.” Elizabeth kocasının haklı olduğunu biliyordu. Ama kraliçe de olsa, seçilmiş de olsa o bir anneydi ve oğlu için endişeleniyordu. Hataya düşmesini istemiyordu.

“Sen yine de gözünü Aidan’dan ayırma ne yapacağı belli olmaz.” Adrian başını sallarken arkalarından gelen Colin onların konuşmasını bölmüştü.

“Kralım, kraliçem…” prensin seslenmesiyle ikili ona dönmüştü.

“Bir şey mi oldu prensim?” diye soran Adrian prensi gözlerini kaçırmasıyla şüphelenmeye başlamıştı.

“Kralım ben neden saraydayım?” oğlunun sorusuyla Elizabeth gözlerini kısmıştı.

“Prensin sarayda olmasından daha doğal ne olabilir Colin?” diye soran genç kadın oğlunun yutkunarak konuşmasını dinlemişti.

“Ağabeyim askerlerin başında, Emily’i gönderdiniz, ben neden hala buradayım? Neden bir görevim yok?” Colin’in sözleriyle Adrian karısına kısa bir bakış atmıştı.

“Senin görevin olmadığını mı düşünüyorsun?” Colin anlamaz bir şekilde babasına bakmıştı. Elizabeth gülümseyerek oğlunu yanına çağırmıştı.

“Buraya gel Colin ve şuraya bak.” Colin annesinin yanına gelerek sunaktan aşağıya bakmıştı. Elizabeth genç adamın bir omzuna elini atarken diğer omzuna da Adrian elini koymuştu.

“Bu ülke geride kalanlara emanet Colin. Ağabeyin senden iyi olduğu için değil, sevdiği için askerlerin başında. Sen çok zeki bir prenssin. Sarayda sana ağabeyinden daha çok ihtiyaç olacak. Ne kadar kabul etmesen de ileri bir görüşe sahipsin. Sakin bir yapın var ve halkına her zaman merhametle yaklaşıyorsun. Bizler yarın savaşa gittiğimizde sarayı sen koruyacaksın. Bu insanları sen bir arada tutacaksın.”

“Neden ben, bu ülkeyi ağabeyim yönetecek.”

“Bunu kimse bilemez Colin, ikinizde ülke için çalışacaksınız. Emily bile bunun için eğitiliyor.”

“Emily Travuza gitti, ne zaman döneceği belli değil.”

“Nerede olursa olsun bu krallığın tek prensesi kardeşin. Sizler bu krallığın temel koruyucularısınız.”

“Büyükbabam var, o…”

“Büyükbaban artık yaşlandı Colin, sende biliyorsun. Sana elbette yardımcı olacaktır ancak büyük sorumluluk sizin. Ayrıca üvey amcaların ve halaların saraya gelmek istediğinde sakın onları kabul etme. Hiç birinin gücü yok bilmelisin.” Colin sıkıntıyla iç çekerken omuzlarına binen yükü kaldırabilmeyi diliyordu. Her Asil Kan artık savaş için hazırlanmış o günün gelmesini bekliyordu.  

Orman karanlık hava kızıla dönmüş günün ışıkları geri çekilmişti. Yolu aydınlatan tek şey prens James’in oluşturduğu alevlerden çıkan ışıklardı.

“Biraz dinlenmemiz gerek,” diyen Falcon babasına bakarak konuşmuştu.

“Çok fazla yolumuz kalmadı.”

“Evet ama atlar yoruldu. Hem annem bu kadar uzun süreli yolculuğu kaldıracak güçte değil.” Drew karısının yorulabileceğini düşünemediği için kendine kızmıştı. Askerlere dinlenme molası vermeleri için emir verirken etrafın güvenliğini almalarını söylemişti. Atların durmasıyla Gwen hemen at arabasından inmişti. O arabanın içinde yolculuk yapacak bir kız değildi ancak şartlar bunu gerektiriyordu.

“Neler oluyor?” sallantıyla uyanan prenses karşısında gördüğü kişiyle doğrulmaya çalışmıştı.

“Kraliçe Katren?” Emily neden bir arabanın içinde Katren ile olduğunu anlamaya çalışıyordu. Katren şaşkın bir şekilde kendisine bakan prensese gülümseyerek “Nasılsın prenses, uyanmana sevindim,” dediğinde Emily duraksamıştı.

“Neredeyim? Neden buradayım?”

“Travuz krallığına gidiyoruz. Annen Elizabeth sizi Gorion’dan uzaklaştırmak için bizimle gönderdi.” Emily elini ağrıyan başına koyarken iyice doğrulup oturmaya çalışmıştı. Dengesini kaybedince annesine yardım etmek için arabanın kapısını açan Falcon’un kucağına düşmüştü.

“Prenses!” Falcon şaşkın bir şekilde genç kıza bakarken Katren dikkatle ikiliyi izliyordu. Emily hemen doğrulmaya çalışsa da başarılı olamamıştı.

“Emily iyi misin?” Gwen hızla ikilinin yanına gelerek kardeşinin kucağından onu kendine çekmişti. Falcon hala şaşkınlıkla prensese bakıyordu.

“Gwen, neden buradayız?” Emily hala başını tutarken gözleri kendisine gülümseyen Drew’e takıldı.

“Prensesim uyandınız sonunda,” diyerek genç kızı kendine çekip sarılırken Emily çok sevdiği dayısına sıkıca sarılarak ona karşılık vermişti.

“Dayıcım neden sizinle birlikteyim, neden ülkemden ayrıldım?”

“Nişanda olanlardan sonra Elizabeth senin kendini toparlaman için bizimle gelmenin iyi olacağını düşündü.”

“Nişan mı ne nişanı?” Emily şaşkınlıkla karşısındakilere bakarken asıl şaşıranın diğerleri olduğunu anladığında duraksamıştı.

“Emily sen…”

“Biri bana ne olduğunu anlatabilir mi?” Emily dişlerini sıkarak sormuştu. Bir şeyler dönüyordu ve genç kız bu durumdan hiç hoşlanmamıştı.

“Hiç bir şey hatırlamıyor musun?” Gwen şaşkınlıkla genç kıza sorarken Emily başını iki yana salladı.

“Bunu sonra konuşursunuz şimdi dinlenin. Açıkmış olmalısınız askerler yiyecek bir şeyler hazırladı.” Emily dayısının uyarısıyla geri çekilirken kendisine dikkatle bakan iki prense baş selamı vererek dayısının peşine takılıp yakılan ateşin yanına gidip oturmuştu. Aklı karma karışıktı ve bu karışıklık hoşuna gitmiyordu.

“Bunu içerseniz başının ağrısı geçecektir.” Gwen’in kendisine uzattığı karışıma bakan genç kız başını iki yana sallamıştı.

“İlaca ihtiyacım yok benim sadece gerçeklere ihtiyacım var.”

“Saraya gidene kadar sabretmeni istiyorum. O zaman daha rahat konuşacağız.” Gwen kardeşi gibi gördüğü küçük prensese söylenirken gözleri Emily’i bakışlarını diken prens Falcon’a takılmıştı. Prens öyle dikkatli bakıyordu ki Emily onun bakışlarını hissederek genç adama dönmüştü.

“Birine gözlerini dikerek bakma hiç kibar bir hareket değildir prens Falcon.” Emily kaşlarını çatarak prenses bakarken Falcon aldığı uyarıya rağmen bakışlarını kızdan çekmemişti.

“Bende kibar biri değilim zaten prenses,” diyen adamla Katren şiddetle oğluna çıkışmıştı.

“Prens Falcon!” diye oğlunu uyarırken Emily alaycı bir şekilde gülümseyerek genç adama bakmıştı.

“Dayıma çekmediğiniz belli, her ne kadar gücünüz aynı olsa da…” diyen kız bakışlarını bu kez James’e döndürmüştü.

“Sizde kardeşiniz gibi kaba biri misiniz kuzen James?” dediğinde James gülümseyerek kıza bakmıştı.

“Sizinle sarayda iyi vakit geçirmeyi düşünüyordum prenses. Nitekim hala gücünüzün ne olduğunu anlayabilmiş değilim ve inanın çok merak ediyorum.”

“Merak iyi değildir prens, canınızdan edebilir.” Emily o kadar ciddi konuşmuştu ki Drew şaşkınlıkla yeğenine bakmıştı. Aile üyeleri ateşin etrafında yemeklerini yiyip dinlendikten sonra yeniden yola çıkmışlardı. İki saatlik bir yolculuktan sonra sarayın büyük burçları görünmeye başlamıştı. Emily at arabasının penceresinden ilk kez gördüğü saraya hayranlıkla bakarken onları karşılayan halkın coşkusu genç prensesi oldukça etkilemişti.

“Saray çok ihtişamlıymış, annemin burada doğduğunu bilmek çok heyecan verici.” Emily heyecanla Gwen’e bakarken genç kızın gözlerinden geçen hüznü anlayamamıştı. Gwen de bu sarayda doğmuştu ve aynı gün sarayından sürülmüştü. Katren kızıyla göz göze geldiğinde yutkunarak boğazında ki yumruyu gidermeye çalışmıştı. İki kadının da gözünde büyük hüzün vardı.

“Evet saray çok güzelmiş. Eminim içi de güzeldir.” Gwen’in sözleriyle arabalar sarsıntıyla durmuştu. Üçlü birbirine merakla bakarken arabanın yanına gelen James annesine bakarak “Halk kraliçesini selamlamak istiyor anne, onlara el sallamak ister misin?” dediğinde Katren iç çekerek başını sallamıştı. Arabadan inen kraliçe kendisi için ayarlanan ata geçerken halkın sevgi gösterisine karşılık onları selamlamaya başlamıştı. Gwen annesine duyulan sevgiye imrenirken derin bir iç çekti.

“Benden ne saklıyorsun Gwen?” Emily’in sorusuyla genç kız gerilmişti.

“Senden ne saklayabilirim prenses?”

“Beni kandırmayı bırak Gwen, uzun zamandır sende farklı bir şeyler olduğunun farkındayım ancak ne olduğunu bulamadım. Annem de babam da hatta Aidan’da ne sakladığını biliyor.”

“Bunu sonra konuşalım Emily, burası yeri değil.” Emily kıza hak verse de Gwen’i konuşturmadan işin peşini  bırakmayacağını biliyordu. Gwen annesine hayranlıkla bakarken araba yeniden hareket etmiş saraya doğru kalabalık arasında ilerlemeye başlamıştı.

“Kraliçe Nadia’yı çok merak ediyorum. Onu en son beş yaşındayken gördüm.” Emily’in sözleriyle Gwen başını sallamıştı. O da çok küçükken kadını görmüştü. İki ülke arasında dostluk ve akraba bağı olsa da istedikleri gibi ziyaret edemiyorlardı. İkizler ve Drew Gorion’a her geldiğinde kadından bahsetse de birebir tanımak gibi olmuyordu. Kafile sarayın görkemli kapılarından içeriye girerken duran arabadan ilk inen Gwen olmuştu. Genç kız Emily’e inmesi için yardım ederken genç prenses gözlerini devirmeden edememişti. Gwen’i annesinin kendisine eşlik etmesi için gönderdiğini tahmin edebiliyordu.

Kraliyet ailesi atlarından inerek yan yana geldiğinde sarayın çift taraflı büyük kapısı aralanarak içeriden hızlı adımlarla gelen kadın dikkatleri üzerine çekmişti. Kadının üzerinde turuncunun açık tonlarında oldukça şık ama bir o kadar sade bir kıyafet vardı. Siyah saçlarına yer yer düşmüş aklar onu olduğundan daha güzel gösteriyordu. Siyah zeytin gözleri ışıl ışıl Drew ve diğerlerine bakarken gözleri hemen arkada duran iki kıza takılmıştı. Elleri şaşkınlıkla ağzına giderken dikkatli adımlarla iki kıza doğru ilerlemeye başladı. Biri diğerinden daha kısa olan altın sarısı saçlarıyla ışıl ışıl gözleriyle kendisine bakan kıza yaklaşarak hayranlıkla “Emily!” dediğinde prenses yutkunarak hızla ana kraliçeye selam vermişti.

“Ana kraliçem!” diyen kızı hızla kollarına çeken Nadia yanağından akan yaşa engel olamamıştı.

“Ah prenses annene o kadar çok benziyorsun ki sanki Elizabeth yeniden saraya dönmüş gibi hissettim. Tıpkı annenin gençliğisin,” diyen kadınla Emily mahcupça bakışlarını kaçırmıştı.

“Teşekkür ederim kraliçem, sizi görmeyi çok istiyordum.” Emily izleyicileri olduğu için saray adabıyla hareket ederken Nadia’nın bakışları kızın hemen yanında ki Gwen’e takılmıştı. Onun kim olduğunu biliyordu ancak ne kadar istese de ona sarılamıyordu.

“Annecim çok yorgunuz, önce biraz dinlensin prense sonra size uğrayacaktır.”

“Haklısınız kraliçe,  ben heyecanlandım yaşlılığıma verin.” Nadia sevinçle kral ve kraliçeyi karşılarken ikizler hemen babaannelerine sarılmıştı.

“Senin neren yaşlı babaanne, dedem hala sana deli oluyor!” diye takılan ikizler kadının azarıyla gülerek oradan uzaklaşmıştı.

“Neden erken döndünüz?”

“Bunu sonra konuşuruz anne, şimdi içeri geçelim. Yoldan geldik ve çok yorgunuz.” Aile odalarına doğru dağılırken prenses Emily için annesinin eski odası hazırlanmış, hemen yanında ki odayı da Gwen’e vermişlerdi. Birkaç saatlik dinlenmenin ardından hazırlanan iki prenses odalarından çıkmak üzereyken kapıda ki hizmetli “Ana kraliçe sizi bekliyor prenses,” diyerek önlerine çıkmıştı. Emily yanında Gwen ile hizmetli kızı takip ederken iki prenseste yabancı bir sarayda dikkatli bir şekilde hareket etmeye çalışıyordu. Gwen’in gözleri arada onları takip eden hayvanlara takılırken Emily’in bundan haberi bile yoktu.

“Ananem çok sevimli değil mi?” diye soran Emily Gwen’i gülümsetmişti.

“Öyle, çok sıcakkanlı. Duyduğuma göre krallıkta onu sevmeyen bir tek insan bile yokmuş. Ülke onu annesi olarak kabule etti.” İkili hizmetlinin durmasıyla beklemeye başlamıştı.

“Ana kraliçem prenses Emily geldi,” diye içeriye seslenen kadın kapının açılmasıyla yana çekilip iki kızın odaya girmesini beklemiş sonrada kapıyı açan kadınla birlikte oradan ayrılmıştı. Nadia iki prenses için masa hazırlatıp yemek için odasına çağırdığında ikiliyi heyecanla beklemeye başlamıştı. Çalışan kadınlara onları yalnız bırakması için emir verirken prensesin geldiğini duyan kadın heyecanı katlanarak kapıya bakmıştı. Kapıdan içeriye giren iki torununa sevgiyle bakarken kapının kapanıp odada yalnız kalmalarıyla Nadia dayanamayarak hızla Gwen’e sarılmıştı. Emily şaşkınlıkla ananesine bakarken Gwen yutkunarak şaşkın prensese bakıyordu.

“Ah yavrum seni ne kadar merak ettim. Seni görmeyi o kadar çok istiyordum ki? Şu dünya gözüyle gördüm ya artık hiç bir şey istemem.”

“Ana kraliçem…” Gwen kadını uyarmak istese de Nadia’nın dinlemeye niyeti yoktu. Odanın kapısındaki görevli Katren’in geldiğini duyurunca kapı yeniden açılmış bu kez odaya kraliçe Katren girmişti. İkiliyi yan yana gören kraliçe ağlamamak için kendini zor tutuyordu.

“Çok büyüdü anne değil mi?” Katren Nadia’ya sorarken gözleri hüzünle parlıyordu.

“Büyüdü ve çok güzel genç bir kadın oldu.” Katren kızına sıkıca sarılarak kokusunu içine çekerken “Bu anı o kadar hayal ettim ki? Senin yuvana döndüğün anı o kadar hayal ettim ki?” diyen kadınla Emily’in kaşları çatılmıştı.

“Siz neden bahsediyorsunuz?” diye soran prenses şüpheyle üç kadına bakıyordu. Aklında türlü şeyler geçiren genç kız dayanamayarak Katren’in koluna dokunmuştu. Birden sarsılan bedeni geriye doğru giderken gözünün önüne yıllar öncesinin görüntüsü gelmişti. Kraliçe çığlıklar içinde doğum yapıyordu. Dünyaya acılar içinde üç bebek getiren kraliçenin aynı gün bebeklerden birini annesine verdiğini görebiliyordu. Gözleri sonuna kadar açılıp geri çekilirken yutkunarak kendisine şaşkın bir şekilde bakan kişilere bakmıştı.

“Söylentiler doğruydu, üçüzlerin doğumu gerçekti!” diye sayıklayan prenses bedeni güçsüz düşerek yere yığılmıştı. Vücudunda hala verilen ilacın etkileri sürerken gücünü kullanması onu daha da zayıf düşürmüştü. Prense geçmişe dönebiliyor, geleceği görebiliyordu. Anca gücünü ilk öğrendiğinde acılar içinde ölen ailenin ızdırabını görünce küçük bedeni korkarak bir daha gücünü kullanmayı reddetmişti. Üstelik prensesin tek gücü bu da değildi. Birçok kez kendini denediği nadir bulunan ve bu gücü elde etmek isteyen çok kuvvetli bir kana sahipti.

Prenses Emily tam bir güç sömürücüsüydü! İstediği anda istediği kişinin gücünü elinden alma gücüne sahipti. Tıpkı bir zamanlar annesinin de sahip olduğu güç şimdi onun damarlarında geziyordu.

***

Gwen yuvaya döndü. Emily’in merak edilen gücü ortaya çıktı bakalım ne olur. Prensesi dede sarayında bekleyenler ne acaba? Bundan sonraki bölümler iki krallık arasında geçecek. Prens Aidan Gwen gittiği için ne yapacak merak ediyorum. Savaş çanları çalmaya başladı. Son olarak bu hafta Ankara’ya gidiyorum bu yüzden gelecek hafta bölüm olmayabilir. Yorumlarınızı bekliyorum.

33620cookie-checkAsil Kan II -12. Bölüm

7 yorum

  1. Evine döndü sonunda ♥️Emily gücü harika yaa geçmiş ve geleceği görüyor ve başkasının güçlerini alıyor ha :O bu harika düşmanların gücünü alabilir ya da hainleri bulabilir bu sayede gücünü umarım kraliçehe söyler de hainleri bulurlar 😀 Aidan umarım kötü bir şey yapmaz yaa tamam ayrılmaları kötü ama yanlış karar vermesin 🙁 Falcon ve Emily olacak sanırım Falcon ne çok inceledi 😀 ♥️

  2. Hep geçmişi kendi gözlerimle izlemek isterdim, yüzyıllar bıyıklar öncesini izleyip bugune bugüne gelebildiğimizi merak etmişimdir. Emile nin cok nadir bir gücü var gerçekten.

  3. Emily gücü kralda yok mu ozman nasıl olurda gücü bilinmez Allah Allah
    Bakalım bizi neler bekliyor
    Yeni bölümleri sabırsızlıkla bekliyorum
    Ellerine emeğine sağlık

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir