S.S. Kalpler 44. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Yeni bölümle karşınızdayım. Umarım bölümü beğenirsiniz. Başlangıç yazısını uzatmayacağım ama sondaki yazıyı muhakkak okuyun! Keyifli okumalar!

****

Genç kadın hızlı bir şekilde eşyalarını valize koyarken Çisil yanına gelip ona yardım etmeye başlamıştı. Oldukça sinirli olan genç kadına ablasının yanında saydırmaya başladığında Çisem kaşlarını çatarak ona baktı.

“Sen neden sinirlisin?”

“Neden olmayayım, sana haksızlık yapıyorlar.” Çisem kardeşinin elindeki kıyafetini alarak gelişi güzel valizine atmıştı. Genç kadının iki elini tutarak kardeşini kendine döndürdü.

“Bizim meselemiz seni etkilemesin Çisil, bizim kavgamız size sirayet etmesin. Kocanla arana sakın bir şey sokma. Bırak herkes kendi evliliğinin sorumluluğunu alsın.”

“Ne yapayım abla, kocan sana bağırdı sessiz mi kalsaydım?”

“Kendince haklı sebepleri olduğuna eminim, lütfen sen bu işe karışma. Birde senin için üzülmeyeyim”

“Madem öyle neden gidiyorsun? O zaman kocanla konuş sorununu çöz.”

“Ah Çisil, birkaç güne Aylin doğum yapacak, yanında olmamız gerekiyor.” Çisil ablasına hak verse de bu şekilde ayrılmasını istemiyordu. Belki evleneli çok olmamıştı ancak şu kısa sürede aralarında yaşamasa da doğu insanının huyunu az çok anlamıştı. Ablası sebepsiz yere buradan ayrılırsa kocasıyla arası açılabilirdi.

“O zaman eniştem de gelsin, bu şekilde dargın ayrılma.” Çisem omzunu silkerek konuşmuştu.

“Enişten biraz bensizliği tatsın. O orada öylece yatarken neler hissettiğimi anlasın.” Çisil ablasının sözlerine bir şey söylemezken kadının valizi kapattığını görünce kaşlarını çatmıştı.

“Bu kadar mı eşya alacaksın?”

“Temelli gitmiyorum Çisil, birkaç günlüğüne gidiyorum.”

“Ama…”

“Hadi Çisil, yardım et de Cihangir’in kıyafetlerini de hazırlayalım.”

“Peki Narin, onu da yanına alacak mısın? Babasına daha yeni kavuştu şimdi sen gidiyorsun.” Çisem kardeşinin sorusuyla duraksamıştı. Narin’i unuttuğu için kendine kızıyordu. Nasıl olmuştu da küçük kızının ne hissedeceğini düşünememişti. Üzgün bir şekilde yatağa çökerken içindeki ağlama isteğini bastıramamıştı. Çisil ablasına şaşkınlıkla bakarken ne olduğunu anlamadan Çisem hıçkırarak ağlamaya başladı.

“Ben kötü bir anneyim, nasıl kızımın ne hissedeceğini düşünemem. Onu yanımda götürürsem babasından uzak kalacak. Bırakırsam da üzülecek. Ben ne yapacağım,” diyen Çisem hıçkırırken odaya giren Sevim hanım kaşlarını çatarak gelinine bakmıştı.

“Sen neden ağlıyorsun kızım?” Çisem ve Çisil kayınvalidelerine bakarken Çisem yanaklarını silmeye başlamıştı.

“Ablam Narin’i bırakmak istemiyor ama kızı babasından da ayırmak istemiyor. Kararsız kaldı,” dediğinde Sevim hanım anlayışla gelinine bakmıştı.

“Sen Narin’i düşünme kızım istediğin zaman ailenin yanına gidebilirsin. Son zamanlarda çok yoruldun, çocuklar seni havaalanına bırakacak.” Çisil şaşkınlıkla Sevim hanıma bakarken sormadan edememişti.

“Onun gitmesine ses etmeyecek misin anne?”

“Neden edeyim, oğlum bu kez haksız diyemem ancak seninde dinlenmeye ihtiyacın var.” Yaşlı kadının bakışları genç kadının karnına değdiğinde Çisem onun bildiğini hemen anlamıştı. Eli istem dışı karnına giderken Çisem kardeşine dönerek “Madem sende geleceksin o zaman git hazırlan. Bende annemle konuşayım,” dedi. Çisil ablasının dediğini yapmak için odadan ayrılırken Sevim Hanım duygusal bir şekilde gülümsemişti.

“Anne sen…”

“Naz söyledi.” Çisem’in sorusunu anlayan kadın hemen cevaplamıştı.

“Ben söyleyecektim ama…” Çisem mahcup bir şekilde bakışlarını kaçırırken yaşlı kadın Çisem’in yanına oturarak ellerini tutmuştu.

“Ah kızım o kadar sevindim ki bu haber yeniden can verecek bu konağa. Oğluma gönül koyma kızım, o sana bir şey olacak diye korkuyor. Buraların kanunları katıdır Çisem. Bunca zamanda görmüş olman, bilmen gerekirdi.”

“Ne yapsaydım anne, ailemi düşünmese miydim?”

“Erhan uyanana kadar bekleyebilirdin kızın, ona söyleseydin bunu hallederdi.” Çisem omzunu silkerken derin bir nefes almıştı. Kocasının uyanıp uyanmayacağını bilmiyordu ki söyleseydi. O biran önce ailesini bu suçtan kurtarmak istemişti. Kaldı ki kendisi bir kanun insanıydı, göz yumamazdı.

“Merak etme anne ben alışığım bu gibi durumlara. Önceden daha tehlikeli işlere de bulaşmıştım.”

“Kendini düşünmüyorsan çocuklarını düşün kızım, onlar için senin iyi olman gerek. Hadi şimdi eşyalarını hazırlayalım, akşama uçağın var.” Çisem minnetle yaşlı kadına bakarken uzanarak ellerini öpmüştü.

“Allah razı olsun anne, bu konağa geldiğimden beri beni kızlarından ayırmadın. Hep arkamda durdun, Allah bin kere razı olsun.”

“Senden de kızım,” diyen kadın genç kadını kollarına çekerek sıkıca sarılmıştı.

“Ne oluyor burada?” Erhan odaya girdiğinde kaşlarını çatarak yatağın yanında ki valize bakmıştı. Bakışları Çisem’e döndüğündeyse karısının o çok sevdiği gözlerini kendinden kaçırması canını sıkmıştı.

“Bir şey yok oğlum, kızımın eşyalarını hazırlıyorduk.” Erhan şaşkınlıkla annesine bakarken dişlerini sıkarak konuşmuştu.

“Ne demek eşyalarını hazırlıyorduk, Çisem bir yere gidemez.” Çisem kocasının sözlerine kaşlarını çatarken ondan önce Sevim Hanım konuşmuştu.

“Kızıma ben izin verdim Erhan, benim sözümün üzerine söz söyle de gör bak neler oluyor.”

“Anne sen ne diyorsun, karımı göndermekte ne oluyor?”

“Kızım ne zamandır yoruldu, annesinin aynına gidip dinlenecek. Hem yengesi doğum yapacak,” dediğinde Erhan dişlerini sıkmıştı.

“Tamam iyi olayım birlikte gideriz.”

“Ben yalnız gitmek istiyorum, çok istiyorsan sen sonra gelirsin,” diye çıkışan kız kocasına ters bir şekilde bakmıştı.

“Çisem abartmıyor musun?” Erhan karısının kararlı olduğunu görünce geri adım atmak istemişti.

“Yorgunum ve dinlenmek istiyorum. Bunu da bu konakta yapamayacağım kesin. Annemi özledim…” Erhan üzgün bir şekilde karısına bakarak başını sallamıştı.

“Elbette, gidebilirsin…” Erhan başka bir şey söylemeden arkasını dönüp odadan çıkarken Çisem dayanamayarak gözünden akıtmıştı incilerini.

“Ağlama kızım, sen ona bakma. Şuraya yazıyorum iki günde yanına bitecek. Senden ayrı kalamaz benim akılsız oğlum.” Çisem çocuk gibi burnunu çekerek omuz sallamıştı.

“Gelmesin, baksana gitmeme dünden razı. Oysa ben ona söyleyecektim,” derken bir eli karna gitmişti. Nedense dilinden dökülmemişti ‘bebeği’ kelimesi.

“Söylersin yine kızım, hem acelesi mi var.” Sevim hanım yeniden genç kadına sarılarak ayaklanmıştı. “Ben çocuklara bakayım, Narin’le de konuşurum.”

“Bana küsmez değil mi anne?”

“Yok kızım merak etme sen. Hem babası hasta diye gelmek istemeyecektir.” Çisem başını sallasa da içi hiç rahat değildi. Sevim hanım odadan çıkarken Zeynep’i yanına göndereceğini söyleyerek çıkmıştı.

***

“Bunu yaptığına inanamıyorum, annem karımın gitmesine izin verdi. Üstelik beni tehdit ederek,” diye söylenen genç adam çalışma odasında dolanırken Hikmet bey sıkıntıyla nefesini dışarıya vermişti. Olanları kendisi de duyduğu için söz söylemek istemedi. Yıllardır kendilerinin fark edemediğini bir haftada gelinlerinin fark etmesi yaşlı adamın canını sıkmıştı. Kim bilir kaç senedir yasa dışı iş yapıyorlardı ve onların ruhu duymamıştı.

“Annen gitmesine izin verdiyse öyle olmasını düşündüğündendir. Sen hastanedeyken gelin çok çabaladı. Bırak nasıl istiyorsa öyle yapsın.”

“Baba karımın gitmesine nasıl izin veririm.”

“Oğlum, karın belli ki çok üzüldü, kafasını toparlaması için ona müsaade et. Zamanında benim yaptığım hataları sen yapma. Bak bize ne yapsam annenin gözündeki kırgınlığı geçiremiyorum artık.” Erhan babasının üzgün sesi karşısında duraksamıştı. Yaşlı adamın son aylarda iyi olmadığının farkındaydı ancak nedeni bir türlü ona soramamıştı.

“Ne oldu baba, neden bu haldesin?” Erhan son olanları bilmediği için Hikmet Bey buruk bir şekilde oğluna bakmıştı. Erhan her zaman çalışkan ve diğer çocuklarına nazaran daha olgun olmuştu. Üzerine daha on yaşındayken büyük bir sorumluluk binmişti. O zamandan beri hem kardeşlerine ağabeylikten babalık yapıyordu ve yaşlı adam bunu yeni yeni fark ediyordu. Bazen Erhan olmasaydı karısının onu terk edeceğini düşünürdü. Sevgi dolu karısı tüm çocuklarını çok severdi ancak Erhan’ın onun için ayrı bir yeri olduğunu da her zaman bilirdi. Bunu ailedeki herkes bilirdi. Erhan, Erkan ve ondan sonraki çocukları hep çoklu gebelik olarak doğmuştu. Çocuk on yaşına geldiğinde yedi kardeşi vardı.

“Sen yorulmadın mı Erhan, bir kez olsun senin şikayet ettiğini duymadım. Yıllardır benim yerime ailenin tüm yükünü sen çektin. Aşiretin başında olsam da aileme bir faydam olmadı.” Erhan babasının sorusuna şaşırmıştı.

“Estağfurullah baba o nasıl söz?” Erhan gerçekten şaşkındı.

“Öyle, işlere öyle gömüldüm ki çocuklarımın karımın ne istediğini bilemedim. Anneni sizi ilgimden mahrum ettim. Sen aynısını yapma oğlum sonra benim gibi çok pişman olursun.” Erhan buruk bir şekilde babasına baktı. Adamın gözleri nemlenmişti. Yaşlı adamın masadaki bir dosyanın altından çıkardığı resmi kendisine uzatmasıyla duraksamıştı. Erhan babasının uzattığı siyah beyaz resmi alırken merakla “Kim bunlar?” diye sorduğunda Hikmet bey neredeyse çocuk gibi ağlayacaktı.

“O kadın senin gerçek babaannen, benim annemmiş!” Erhan babasının sözleriyle gözlerini büyüterek yaşlı adama bakmıştı.

“Ne demek gerçek babaannen? Nedret hanım?”

“Nedret hanım benim gerçek annem değilmiş, babamın ikinci karısı annemin kumasıymış.” Erhan yutkunarak babasından gözlerini çekerek resimdeki kadınlara bakmıştı. Eski de olsa Selcan halasını hemen tanımıştı. Demek ki yanında ki ışıltılı gülümsemeye sahip kadın babaannesiydi.

“Peki ne olmuş ona?” Hikmet bey gözünden akan yaşı hızla silmişti. Sesi titreyerek oğluna cevap verdi.

“Halamın dediğine göre ben doğduktan birkaç ay sonra vefat etmiş. Bu gün birkaç büyüğe sordum. Bazıları üzerine kuma geldiği için dayanamadı diyor bazılarıysa sağlıklıydı nasıl öldüğünü anlamadık diyor. Aklım karma karışık oldu.” Erhan üzgün bir şekilde resimdeki güzel kadına bakmıştı.

“Çok güzelmiş,” dediğinde Hikmet bey başını sallamıştı.

“Halam ona benzediğimi söyledi,” dediğinde Erhan şakacı bir şekilde imayla babasına bakmıştı.

“Sen…”

“Yüzüm değil, huyumdan bahsediyorum. Bilmiyorum ama… Öyle işte. Demem o ki bırak karın nasıl hareket etmek istiyorsa öyle yapsın. Kadını üzme.”

“Ben onsuz yapamam ki?”

“Bunu karın biliyor mu?” Hikmet bey ilk kez oğluyla bu kadar açık konuşuyordu. Genelde hiçbir oğluyla eşleri hakkında konuşmazdı. Hepsinin idaresini eşlerine bırakmıştı. Bu zamana kadar da hiç oğlu karısından şikayetçi ya da gelini kocasından şikayetçi olarak karşısına çıkmamıştı. Düşüncelerinden çalışma odasının kapısının hızla açılmasıyla çıkmıştı.

“Baba şu oğluna bir şey de valla canını yakacağım,” diye çıkışan Çisil yaşlı adamı şoka sokmuştu.

“Çisil nasıl konuşuyorsun sen babamın yanında?” Asaf karısına çıkışırken Hikmet bey şaşkınlıkla ona bakmıştı.

“Sana bana bağırma dedim. Elbette babama söyleyeceğim. Sen dua et babam yok yanımızda o zaman görürdün sen…” Çisil çocuk gibi kocasını azarlarken Hikmet Bey arkasına sığınan geliniyle ikinci şokunu yaşamıştı. Erhan ikiliye imayla bakarken az önce kardeşinin kendisine verdiği ayarın onda işe yaramadığını anlamış olmuştu.

“Asaf hani karılarımıza söz geçirmemiz gerekiyordu?”

“Abi yangına körükle gitme istersen,, burada karım söz konusu…” diyen genç adam babasının masaya elini vurmasıyla boş bulunup yerinde sıçramıştı.

“Ne oluyor size, ne bu tavırlar?”

“Baba Çisil ablasıyla gitmek istiyor.”

“Ee ne var bunda bırak gitsin. Sanki sende gitmeyeceksin.”

“Öyle ama babasının evine gidecekmiş, birim eve gitmiyor.”

“Olabilir, ailesini özlemiştir, bırak gelinimi gitsin.” Asaf şaşkınlıkla babasına bakarken Çisil dayanamayarak yaşlı adamın boynuna sarılıp yanağından öpmüştü. Erhan ve Asaf şaşkınlıkla genç kadına bakarken şoka giren yaşlı adam ne söyleyeceğini bilememişti. Çisil kocasına baktığında adamın ifadesini görünce “Neden öyle bakıyorsunuz?” diye sorarken kocasının cevap vermesini beklemeden “Aman neyse ben gidip hazırlanmaya devam edeyim,” diyerek çalışma odasından çıkıp gitmişti. Yaşlı adam kızın davranışına o kadar yabancıydı ki ne söyleyeceğini nasıl davranacağını bilememişti. Onu kendi kızları bile böyle içten öpmemişti.

“Kızlarıma dokunursanız yaşınıza bakmam ikinizi de döverim,” diyen adam odadan hızla çıkarken iki kardeş kısa bir an birbirine bakarak gülmeye başlamıştı.

“Babam şoka girdi,” diyen Erhan kardeşinin kıskanç bakışları karşısında daha da eğlenmeye başlamıştı.

“Karıma inanamıyorum. Abisi, Servet baba derken şimdiden babam…” Asaf yüzünü asarak karısının peşinden giderken Erhan yerinden kalkarak odanın penceresine gitmişti. Karısı için hazırlanan arabayı görünce içi sıkılmıştı. Onun gitmesine izin veremezdi ama elinden bir şey gelmiyordu. Telefonu çalınca eşofmanının cebindeki telefonu çıkararak arayana bakmıştı.

“Efendim abi,” diyerek telefonu açan genç adam bir elini pencerenin çerçevesine dayamış karşıdaki kişiyi dinliyordu. Arayan karısının ağabeyi Cesur’du ve aralarında sadece birkaç yaş olmasına rağmen ona abi demek genç adamı mutlu ediyordu.  Bir süre konuşan ikili telefonu kapattığında Erhan’ın kaşları düşünceli bir şekilde çatılmıştı. Hızlı adımlarla odadan çıkarak odasına giderken elindeki telefondan birkaç mesaj çekmişti.

***

“Anane neden hala buradayız ne zaman döneceğiz?” Efsun yaşlı kadına söylenirken Selcan Hanım onu duymazlıktan geliyordu.

“Kızım anlamıyor musun, son nefesimi baba ocağında vermek istiyorum.”

“Allah geçinden versin anane o nasıl söz?” Efsun yaşlı kadının omzuna başını yaslarken içinden de dua ediyordu. Onsuz ne yapardı bilmeyen genç kız kapıdan içeriye giren adamı görünce yerinde doğrulmuştu.

“Selcan hala, nasılsın?” Erhan büyük salonda konuşan anane torunun sesini duyunca dayanamayarak yanlarına gelmişti. Efsun kardeşlerden bir tek Erhan’dan çekindiğini hissetmişti. Çekinmek demek onun karakterinde birine yakışmasa da Erhan’ın farklı bir ağırlığı vardı. Adam gözleriyle istediği her şeyi yaptıracak bir güç saçıyordu etrafa.

“Gel evladım nasıl oldun? Yaran nasıl?” yaşlı kadın sevecen bir şekilde genç adama bakarken iç çekmişti. Karşısında ki genç adam babasının kopyasıydı ve ona baktıkça rahmetli babası gözünün önüne geliyordu.

“Şükür daha iyiyim hala, rahat edebildiniz mi? Var mı bir ihtiyacınız?” Erhan’ın bakışları kendisine kaçamak bakışlar atan genç kıza dönmüştü. “Sende hoş geldin Efsun, aramıza katılmana sevindim.”

“Ben kalıcı değilim Erhan Bey,” diyen genç kız adamın bakışlarından hızla gözünü kaçırmıştı.

“Aksine burada kalıcısın Efsun, ayrıca bana bey demen hiç hoş değil, ağabey demelisin.” Efsun adamın neden bahsettiğini anlamamıştı.

“Anlamadım, ne demek kalıcısın?” Erhan imayla tek kaşını yukarı kaldırıp konuşmuştu.

“Haberin yok mu, tayinin buraya çıktı!” dediğinde Efsun gözleri büyüyerek hızla yerinden doğrulmuştu. Selcan Hanım aldığı haberle sevinirken Efsun adeta ateş saçan gözlerle genç adama bakmıştı.

“Nereden çıktı bu? Ben tayin istemedim.”

“Doğru, ben istettim. Bundan sonra ailenin yanında burada kalacaksınız. İster çalış ister çalışma kendin bilirsin ancak bu konaktan bir adım öteye gitmeyeceksin.” Erhan’ın buyurgan sesi Efsun’u gafil avlamıştı.

“Bana karışma hakkını size kim verdi? Ben böyle bir talepte bulunmadım.”

“Elbette bulunmadın,” diyen adam genç kıza yaklaşarak gözlerinin en derinine kadar inmişti. “Ama bu ailenin hiçbir ferdi aile dışında tutulamaz. Bundan sonra ananenin yanında kalacak gerekirse mesleğini burada yapacaksın.” Erhan son sözünü söyleyerek salondan çıkarken arkasından öfkeli bir genç kız bırakmıştı.

“Duydun mu anane ne dediğini?” Selcan Hanım gözleri yaşlı bir şekilde torununa bakarken Efsun duraksamıştı.

“Çok şükür hep yanımda olacaksın!”

“Anane sen ne diyorsun?” yaşlı kadın toruna bir şey demeden yerinden kalkıp odasına çekilmişti. Efsun çıldırmanın eşiğindeydi.

Erhan dairesine girerken karısı ve Zeynep’in valizleri dışarı çıkardığını görünce bir şey demeden karısının kucağında ki oğlunu alarak öpmüştü. Aynı sessizlikle çocuğu Çisem’in kucağına bırakarak yatak odasına geçince Çisem yutkunarak kocasının arkasından baktı. Onunla vedalaşmayacaktı, kocası gidişini umursamamıştı. Çisem içi acıyarak daireden çıkarken annesi ve babasıyla görüşüp kendisi için hazırlanan arabaya geçmişti. Siyah filmle kaplı olan camlardan dışarıyı göremeyen genç kadın oldukça dikkatsizdi. Araba konaktan ayrıldığında içi içini yemeye başladı. Kocası hastaydı ve onu bu şekilde bırakıp gitmek içine sinmese de Erhan’ın sessizliği genç kadının canını yapmıştı. Sözünden geri dönemezdi, üstelik annesi de ona destek olurken…

Araba taşlı yolda ilerlerken Çisem arabanın sarsılmasıyla kendine gelmişti. Ne zamandır yolda olduklarını bilmiyordu. O kadar dalgındı ki saat kavramını yitirmişti. Arabanın camını aşağıya indirerek ilerledikleri yabancı yola bakmaya başlamıştı. Kaşlarını çatarak şoföre bakmıştı.

“Şoför bey yanlış yola girdiniz, havaalanına buradan gidilmiyor,” diyen Çisem’in içine bir endişe düşmüştü. Arabanın arkasına baktığındaysa koruma arabalarını göremediği için daha da endişelenmeye başladı.

“Size söylüyorum nereye gidiyoruz?” Adam konuşmazken genç kadın hemen yanında ki oğlunu kucağına almıştı. Bir yandan da kol çantasında ki küçük silahını gizlice eline almıştı. Araba durduğunda oğlunu bağrına basarak kapıya doğru silahını çevirmişti. Şoför arabadan inerek kapıyı açtığında Çisem’in kendisine silah çektiğini görünce “Aman hanımım ne yapıyorsunuz?” diye ellerini kaldırırken Çisem dişlerini sıkarak sormuştu.

“Neredeyiz biz?”

“Hanımım indirin onu kaza çıkacak.” Çisem yavaş bir şekilde kapıdan inerken “Geri çekil,” diye adamı uyarıyordu.

“Hanımım…”

“Sana geri çekil dedim, bu yaptığınızı Erhan ağa duyarsa size ne yapar hiç düşünmedin mi?” Çisem etrafı kontrol ederken arabanın direksiyonuna doğru ilerliyordu.

“Hanımım yapmayın!”  adam öne çıkarken Çisem gözdağı vermek için ayağının dibine ateş etmişti. Adam korkuyla geri çekilirken Çisem öfkeyle konuşmuştu.

“Ağan karısını kaçırdığını duyduğunda seni öldürür, bunu bilmiyor musun?” Çisem’in sözleriyle adam yutkunmuştu.

“Ama…”

“Sana çekil dedim,” diye bağıran genç kadın arkasından gelen sesle hızla sesin sahibine dönmüştü.

“Hanım ağam kocasını iyi tanıyor! Karısına dokunmaya kalkanı yerin yedi kat dibine gömer.”

***

Sizce Çisem’i kim kaçırdı? Çisem kaçıran kişiden kurtulabilecek mi? Erhan yaptı yapacağını Efsun konakta kalıyor. Çisil her zamanki Çisil, neşeli heyecanlı bir karakter. Erhan karısından ayrı kalabilecek mi? Yorumlarınızı bekliyorum.

33662cookie-checkS.S. Kalpler 44. Bölüm

15 yorum

  1. Çisem’i kim kaçırdı? Evdekiler ne zaman farkederler kaçırıldığını? Hem Çisil de gidecekti ablasıyla o niye yok yanında?

  2. Ellerine yüreğine sağlık canım ♥️ Erhan ipleri eline aldı .Efsun ‘un da hakkından geldi.Çisem’i kaçıran da Erhan bence

  3. Yaaaa çisemi kim kaçırdı çok heyecanlı yerinde kaldı ….muhteşemdi ellerine emeğine sağlık

  4. Bence Erhanın planı bu Çisemin karşısına o çıktı. Erhan Çişilden yardım istemişti sonra da Cesurla falan konuştu bir sürpriz geliyor olabilir sanki. Gidişine tepkisiz kalış (yani sonradan) sebebi de bu olabilir bence. Efsunun da konakta kalacak olmasına sevindim. Herhalde bu haberi duyan Ali de gelir artık konağa.. Selcan hala ve eski hikayeye dair detay yoktu o kısmı da merak ediyorum. Ellerinize sağlık yine güzel bir bölümdü.

    1. Hikmet bey daha çok şaşıracak çisil onun devreleriyle oynadı diğer çocukları da artık daha yakın davranır.
      Erhan sonunda çisem birakmayacağı belli. Efsun da konakta bu gidişle konak baya hareketli olacak. Hikmet bey ve sevim hanımın hayatına aksiyon girecek gibi☺️Adam iki gelinini seviyor eh efsunu zaten oğlunu dövdü diye seviyor

  5. Cisil öpünce nasıl şaşırdı hikmet babası :’) ♥️bence Erhan kaçırdım sessizce göndermesi garipti hem Cisil de gelecekti nerede ayrıca Cesur da aradai bir şeyler dedi o yüzden Erhan kaçırdı diyorum 😀 Efsun da kaldı artık ha♥️ Ali de evine gelir 😀 kadının ölümü birden olmuş acaba Nedret karısı mı öldürdü ki kocası ona kalsin diye ya 🙁 keşke ölmemiş en azından bir yerde tutuluyor felan olsa oğluyla tanışırdi :'( 🙁

  6. Bence kaçırılma yok bizzat Erhan aga durduran kisı diye umuyorum inşallah yanılmam .Ayrıca Çisilde ablasıyla gitmeyecekmiydi o nerde ve neler oluyor yine bu kırgınlık hić yakısmadı çiftimize biran önce düzelirler inşallah

  7. Erhan ın süprizi olabilir. Çisil e plan yapmışlardı. Arabada Çisil de yoktu.
    Efsununda tayini çıktı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir