S. S. Kalpler 46. Bölüm

Keyifli okumalar arkadaşlar. Satır arası yorumları bekliyorum…

***

Genç adam delirmiş gibi etrafına dönerken önüne gelene saydırmaya devam ediyordu. Bir saat önce aldığı haberle dünya başına yıkılırken taze yarasına aldırmadan masanın üzerinde ne var ne yoksa yere savurmuştu.

“Ne demek yok? Siz ne işe yarıyorsunuz? Hanım ağanız ortalıkta yok siz benim karşıma çıkabiliyorsunuz öyle mi?” Suat ve Gürsel ağabeylerini sakinleştirmek için öne çıkarken Erhan öfkeyle onlara çıkıştı.

“Siz hiç davranmayın. Ne biçim polissiniz oğlum siz? Yengeniz gözünüzün önünden kayboluyor sizin ruhunuz duymadı!”

“Abi bulacağız sakin olsan? Yaran açılacak yoksa.”

“Başlatma yaradan? Benim karım yok, oğlum yok sen ne yarasından bahsediyorsun? Adem ben sana hanım ağanın gölgesi olacaksın demedim mi?” adem başını aşağıya eğerken Erhan genç adamın omzuna birkaç kez elinin tersiyle vurarak “Şimdi gidiyorsun, Urfa’nın altını üstüne getiriyorsun hanım ağanın yerini öğreniyorsun. Öğrenmezsen gözüm görmesin sizi!” Erhan hızla çalışma odasından çıkarken kendisine endişeyle bakan annesiyle göz göze gelmişti.

“Oğlum!”

“Sonra anne…”

“Oğlum bir dinlesen!” Sevim hanım üzgün bir şekilde oğlunun peşine takılırken aklında sadece Çortadan kaybolan gelininin hamile olduğunu Erhan’a söylemek vardı. Yaklaşık bir saat önce Çisil ablasının peşinden havaalanına gitmiş ancak ne kadar beklese de ablası yanına gelmemişti. Telefonunun kapalı olması genç kadını endişelendirirken dayanamayarak konağı aramıştı. Sevim hanım ablasının konakta olmadığını söylediğindeyse ‘geliyorum’ diyerek telefonu kapatmıştı. Genç kadın önce havaalanına ablasını anons ettirmiş bir karşılık alamayınca da binecekleri uçağın kalkmasına kadar beklemişti. Ancak ablasının uçak anonsuna da karşılık vermemesiyle iyice korkan genç kadın hızla konağa doğru yola koyulmuştu.

“Neler oluyor Çisil, Çisem seninle değil miydi?” Asaf koşarak bahçede duran arabanın yanına gelmiş ve endişeyle arabdan inen karısına sormuştu.

“Ablam ortalarda yok Asaf, korkuyorum.”

“Abini aradın mı?” Çisil başını iki yana sallarken Asaf derin bir nefes almıştı. Tek umudu Cesur’un bu durumdan haberi olması yönündeydi.

“Aramadım, arayıp ne diyeceğim Asaf?” Çisil’in gözleri dolarken Asaf derin bir iç çekmişti.

“Hadi içeri girelim orada konuşuruz.” İkili endişeyle konaktan içeriye girerken Sevim Hanım gelininin ıslak gözlerini görünce ona sıkıca sarılmıştı.

“Kızım ne oldu neden bu haldesin?” Sevim hanım Çisil’e sıkıca sarılırken genç kadın ağlayarak “Anne ablam yok ortalıkta, ondan haber alamıyorum.” Sevim hanım aldığı telefondan sonra içi içini yese de sakin kalmaya çalışıyordu. Böyle bir zamanda ailenin büyüğü olarak sakin kalması gerekiyordu.

“Endişelenme Çisil, ablan eminim iyidir. Ona bu topraklarda zarar vermeye cesaret edecek kimse olamaz. Ailemizi karşılarına almaya cesaret edemezler.” Erhan ikilinin birbirine sarıldığını görünce kaşlarını çatmıştı.

“Ne oluyor Çisil, sen neden buradasın? Ablanla gitmeyecek miydin?” Erhan peş peşe soruları sorarken Çisil ağlayarak eniştesine bakmıştı.

“Enişte ablam yok, ortadan kayboldu!” Erhan beyninde yankılanan sözlerle donup kalmıştı. Birkaç dakika genç kadının ne dediğini anlamaya çalışırken Sevim hanımın endişeli sesiyle kendine gelmişti.

“Erhan!””ne demek ablan yok, siz Ankara’ya gitmiyor muydunuz?” Çisil başını olumlu bir şekilde sallarken hıçkırarak elini ağzına kapatmıştı.

“Benden önce havaalanına doğru yola çıkmış. Oraya gittiğimde yoktu. Bekledim ama gelmedi… Anons ettirdim, uçağın kalkışına kadar bekledim ama yok, gelmedi!” Erhan dişlerini sıkarken adeta kükrercesine bağırmıştı.

“Adem, Sadık hemen çalışma odasına!” Erhan’ın kükremesiyle herkes bulunduğu odadan çıkarken genç adam burnundan soluyordu. Öfke tüm kanı ele geçirmişti. Eline aldığı telefonla birkaç arama yaptıktan sonra çalışma odasına girerek öfkeyle masasına geçmişti. Karısı ortalarda yoktu ve bu durum Erhan’ı korkutuyordu. Hayatında ilk kez bu kadar çok korkuyordu.

“Ağam…” Adem odaya girdiğinde hemen peşinden kardeşleride girmişti.

“Neler oluyor abi neden bu kadar sinirlisin?” Erhan kardeşine bakarken burnundan soluyordu. O dakikadan sonra her yere haber salınmış, hanım ağalarının bulunması için adamlar dört bir yana dağılmıştı. Konakta saatlerdir endişeli bir bekleyiş vardı. Suat ve Gürsel emniyetle görüşme yaparken prosedür gereği yirmi dört saat geömeden kayıp ihbarında bulunamıyorlardı.

“İşe yaramayacaksanız gözüme görünmeyin!” Erhan’ın bağırmasıyla iki kardeşi de yerinden sıçramıştı. Çalışma odasının kapısının aralanmasıyla gözler içeriye giren kişiye takılmıştı.

“Seninle uğraşamam Efsun, şimdi git sonra gel!” Efsun Erhan’a kısa bir bakış atarak umursamaz bir şekilde odanın ortasına kadar gelmişti.

“Unutuyorsun Erhan ağa, ben bir polisim. İşimi yapmak için sana sormayacağım. Kaldı ki senin hükmün benim üzerimde geçerli değil. Ancak şu iki aptalı korkutabilirsin sen!” Gürsel ve Suat’a ters bir bakış atarken Efsun delirmiş gibi duran adamlara kısa bir bakış atmıştı.

“Efsun senin iğnemelerini çekemeyeceğiz şimdi!” Efsun alaycı bir şekilde genç adama gülmüştü.

“Kapıda kamera yok mu?” Efsun’un sorusuyla Erhan hızla ona dönmüştü. Öyle ani bir dönüş yapmıştı ki boynundan gelen kütleme herkes tarafından duyulmuştu.

“Kamerada bilmediğimiz bir şey yok. Adamlardan biriyle ayrılıyor konaktan!” Efsun başını sallarken imayla sormuştu.

“Adam geri döndü mü?” Erhan kızın sorusuna karşılık diğer adamlarına bakmıştı. Dönüp dönmediğini o da bilmiyordu.

“Dönmedi ağam!” Sadık’ın sözleriyle Efsun parmaklarını şıklatarak polis olan iki adama bakmıştı.

“O zaman onu götüren adamı aramayı hiç düşündünüz mü? Ortalığı bu kadar yaygaraya vereceğinize önce adamınızı arasaydınız ya!” Erhan dişlerini sıkarken sakinleşmek için gözlerini sıkmıştı. Az önce Efsun’un ‘siz aptalsınız’ bakışı attığı iki kardeşine bakmıştı. Hiç birinin aklına bu gelmemişti. Çisem’in kaçırıldığına o kadar odaklanmışlardı ki onu götüren şoförü aramak akıllarına bile gelmemişti.

“Ben hemen arıyorum,” diyen Adem hızla telefona sarılmıştı. Genç adam birkaç çalışın ardından cevap veren adama çıkışırken adamın sözleriyle gerilmişti.

“Ne oldu?””Ağam arabayı kullanan bizim şoför değilmiş, konağa yeni alınan bir şoför kullanıyormuş arabayı!” Erhan kaşlarını çatarken hızla kardeşlerine dönmüştü.

“Konağa yeni birini mi aldınız?” Erhan’ın sert sorusuyla kardeşler birbirine bakarak başını olumsuzca sallamıştı. “Benim bildiğim almadık,” diyen Erkan Erhan’ın daha da öfkelenmesine neden olmuştu.

“Madem almadınız bu adam nasıl oluyorda benim karımı gözünüzün önünden götürebiliyor?” diye adeta kükrediğinde yeniden başa döndükleri için Efsun sıkıntılı bir nefes vermişti.

“Bu araba yeni arabalardan değil miydi?” Efsun’un yeniden söze girmesiyle Erhan genç kıza bakmıştı.

“Evet geçen yıl alınmıştı konumuzla alakası ne?” Efsun bu kez diğer adamlara bakmıştı. Suat ve Gürsel’in olayı anlamasını beklerken genç kız inanmazca başını iki yana sallayarak “Gerçekten aptalsınız,” diyerek Erhan’a dönmüştü.

“Arabanın içinde takip çihazı muhakkak vardır. Takip sisteminden nerede olduğunu bulabilirsiniz!” Efsun’un sözleriyle Erhan kardeşlerine bakmıştı. Onlardan cevap alamayacağını anladığında bu kez adamlarına dönmüştü.

“Doğru ağam, bütün arabalara takip cihazı var. Çisem ağamın olduğu arabada da vardı!” Efsun onları kendi tartışmalarının arasına bırakarak çalışma odasından çıkarken cebinden çıkardığı telefonuyla yakın arkadaşlarından birini aramıştı. Bu adamlar o adar telaşlıydı ki en basit şeyi düşünecek durumda değillerdi.

“Sana işim düştü, plakasını vereceğim aracın nerede olduğunu bulmanı istiyorum.” Genç kız telefonu kapatırken arkadaşının ‘yasal olmayan işlere bulaşmadığını’ söylemesine karşılık onu ikna etmeyi başarmıştı. Efsun acıktığını hissederek mutfağa giderken kendisine dönen gözleri umursamıyordu. Genç kız kendinden emin bir yürüyüşle mutfağa girdiğinde koşturan çalışanlar birden duraksamıştı. Efsun’un kim olduğunu öğrendiklerinde hepsi şaşırmıştı. Selcan hanımın torunu olması onu bu konağın hanımlarından biri yaparken Ali ağalarını dövmesiyse kendi aralarında dedikodu malzemesi olmuştu.

“Bir şey mi istediğiniz hanımım?” Efsun kendisine konuşan kadına kaşlarını çatarak bakarken genç kadın yutkunarak bir adım geri gitmişti.

“Bana hanımım demeyin, hiç hoşlanmam. Ya adımla seslenin ya da komiserim diyin!” dediğinde kızlardan biri heyecanla öne çıkmıştı.

“Polis misiniz hanımım?” dediğinde ‘hanımım’ sözü ağzından çıkar çıkmaz hızla eliyle ağzını kapatmıştı.

“Evet polisim, şimdi izin verirseniz kendime ekmek arası bir şeyler yapmak istiyorum. Acıktım!” dediğinde kadınlardan biri hemen itiraz etmişti.

“Siz zahmet etmeyin komserim biz yapardık!”

“Gerek yok siz bana ekmeğin yerini söyleyin ben hallederim.” Efsun kadınların bakışları altında kendine tandır ekmeğinden ekmek arası yaparken oldukça keyifliydi. Az sonra karnını doyuracağı içindi bu keyfi. Nitekim Efsun aç olduğunda sinirli olan kadınlardandı.

“Zeynep yemek ne zaman hazır olacak ben acıktım!” mutfaktan içeriye giren adamla bakışlar ona dönerken masada oturmuş ekmeğini yiyen kız ısırdığı ekmeğin üzerinden genç adamla göz göze gelmişti.

“Bakın burada kimler varmış, asabi polisimiz Efsun hanım!” Ali sandalyelerden birini çekerek genç kızın karşısına otururken Efsun onu dikkate almayarak yemeğine devam etmişti. Önüne koyulan çay ile bakışları çaışan kıza döndüğünde “Eyvallah!” diyerek ona başını sallamıştı. Kızın bu çıkışına genç adam gülerken Efsun ters bir bakışla ona bakmıştı.

“Komik olan nedir?”

“Senin gibi güzel bir kadının kahvehane ağzıyla konuşması!”

“Bana mı yürüyorsun avukat, ben senin dişine gelmem!” Efsun’un soğuk bakışlarından çok sözlerine takılan Ali yutkunarak geri adım atmıştı.

“Sana mı yürüyeceğim…” Ali kahkaha atarken çalışanlar çaktırmadan onları dinlemeye çalışıyordu. Efsun adamın pişkin gülmesine sinir olsa da umursamaz tavrını takınmıştı.

“Bilmem, şimdiden uyarayım dedim, sonradan üzülme de…”

“Merak etme ben üzülmem.” Ali gözlerini kısarak genç kıza bakarken Efsun ekmeğini yemeğe devam etmişti. O kadar iştahla yiyordu ki Ali ister istemez ekmek arasının tadını merak etmişti.

“Bana da bir parça versene!” genç kız adamın konuşmasıyla elindeki ekmeği aşağıya indirirken adamın ciddi olup olmadığını anlamaya çalışmıştı. Ali oldukça ciddi kıza bakarken ortamın havasını Efsun’un telefonunun zili bozmuştu.

“Efendim!” diyen genç kız yarısı yenmiş ekmeği masaya bırakarak yerinden kalkarken hızla mutfaktan çıkmıştı. Ali kız gelmeden ekmeği alıp yemeğe başladığında çalışanlar şaşkın bir şekilde ona bakmaya başladı.

“Abla öyle bakacağına bana da bir çay döküver,” dediğinde kadın hemen genç adamın önüne bir bardak çay bırakmıştı. Efsun aldığı telefonla yola çıkarken oldukça düşünceliydi. Arkadaşının dediğine göre araba durağan bir şekilde yedi kilometre uzakta bir yerde duruyordu. Konağın arabalarından birine binerek yola çıkarken eli istem dışı beline gitmişti. Silahı her daim belinde olan kız olabilecek bir çatışmada hazırlıklı olmak istiyordu. Araba hızla kendisine verilen adrese doğru ilerlerken yaklaştığı sırada arabayı park ederek geriye kalan yolu yürüyerek gitmek istemişti. Bir süre elinde silah dikkatli bir şekilde ilerledikten sonra gözüne çarpan arabayla duraksamıştı. Arabanın plakasından aradığı araba olduğunu anlayan genç kız etrafa daha bir dikkatli bakınmaya başlamıştı. Az ileride küçük bir tomruk evi vardı. Çisem’in o evde olma ihtimali üzerine eve usulca yaklaşmaya başladığında cevrede kimsenin olmaması Efsun’u rahatsız ediyordu. Araba buradaysa Çisem’in de burada olmasını umut etmekten başka bir şey gelmiyordu elinden. Evin arka kısmını dolaşarak içeriyi kontrol ederken ortalık oldukça karanlık olduğundan kimseyi göremiyordu.

“Umarım buradasındır Çisem Hanım!” gece zifiri karanlıktı ve ortalık incin top oynuyor tabirine uyuyordu. Evin boş olduğuna emin olduktan sonra araladığı pencereden hızla içeriye girmişti. Tedbirli bir şekilde odaları gezerken salonda yanan şömine kızın dikkatinden kaçmadı. Oda oldukça sıcaktı ancak etrafta kimse yoktu. Eli odanın prizine giderken oldukça dikkatliydi. Işığı yakarak etrafa daha dikkatli baktığında derin bir nefes aldı. Çisem buradaysa da artık değildi. Efsun telefonunu eline aldığında masanın üzerinde ki kağıdı görünce gözlerini kısmıştı. Hızlı adımlarla masaya giderek kağıdı eline alıp ne olduğuna baktığında sadece ki kelime yazıyordu.

“Mardin’e bekliyorum!” kaşlarını çatan genç kız telefonundan Gürsel’i arayıp beklemeye başlamıştı. Suat’a göre Gürsel’le arası daha çekilebilir bir düzeydeydi.

“Efsun neredesin? Arabayı alıp gittin, kimseye bişrey söylemedin!”

“Çok konuşmada Erhan abine ver telefonu!” Gürsel homurdanırken Efsun etrafa göz atmaya devam ediyordu. “Evet!” telefonun karşı tarafında ki sert ses genç kızın göz devirmesine neden olmuştu.

“Mardin ne alaka?” Erhan kızın sorusuyla duraksamıştı.

“Mardin mi?”

“Arabayı buldum, bir dağ evinin önüne park edilmiş.”

“Sen… Nasıl…” Erhan heyecanla konuşurken Efsun sözünü kesmişti.

“Kendime göre yöntemlerim var diyelim. Ev boş, ama burada oldukları kesin. Sana olduğunu düşündüğüm bir not buldum, Mardin’e bekliyorum, yazıyor!” dediğinde Erhan’ın derin bir nefes verdiğini duymuştu.

“Teşekkür ederim gerisi bende. Nerede olduğunu biliyorum sanırım.” Efsun bir şey söylemeden telefonu kapatırken sıcak ve sessiz mekanın tadını çıkarmak istemiş ancak işi olduğu için şömineyi söndürerek evden ayrılmıştı.

***

Genç kadın elindeki silahı zifiri karanlıkta karşısında ki adama doğru tutarken tanıdık gelen sesle duraksamıştı. “Burada neler oluyor?” Çisem yutkunarak iki genç adama bakmıştı. Hemen arkalarında da bir süre önce gördüğü büyük dayısı duruyordu.

“Seni Mardin’e götürmeye geldim.” Çisem şaşkınlıkla annesinin dayısına bakarken neden onu kaçırır gibi buraya getirdiklerine anlam vermeye çalışıyordu.

“Bu yaptığınız adam kaçırmak farkında mısın dayı? Kocamın haberi olmadan beni buraya nasıl getirdirsin. Bunun ne gibi sonuçları olacak bilmiyor musun?”

“Kocan önce kendini korusun, şuanda burada olman senin için çok tehlikeli. Birkaç hafta Mardin’e geleceksin. Orada daha güvende olacaksın.”

“Neden bahsediyorsun dayı?” diye soran genç kız kucağında huysuzlanan oğlunu sallayarak sakinleştirmeye çalışmıştı.

“Önce yola çıkalım, giderken konuşuruz. Şunu bil, bu topraklar senin için bir süre güvenli değil.”

“Ben Ankara’ya gidiyordum.” Çisem karşı çıkarken yaşlı adam kızın kolunu tutarak kendi büyük arabasına doğru yönlendirmişti.

“Yola çıkmalıyız, çok zaman kaybettik.”

“Neler oluyor.” Çisem itiraz edemeden arabaya binerken etrafını saran adamlara kaşlarını çatarak bakmıştı. Neden bu kadar kalabalık adam onları koruyordu anlamamıştı.

“Dayı…”

“Merak etme, annenlerin haberi var Mardin’de olacağından bu hepimizin ortak kararıydı.”

“Ama, Erhan…”

“Ona not bıraktım, bakalım ne zaman eline geçer.” Genç kadın kaşlarını çatarken adam emir vererek yola koyulmuşlardı. Genç kadın hala ne olduğunu anlayamamıştı. Dayısı bizzat Mardin’den kalkıp onu almak için Urfa’ya gelmişti. Ters giden bir şeylerin olduğu belli oluyordu ama Çisem ne olduğunu tahmin edemiyordu. En son jandarmaya ettiği şikayet aklına gelse de onların kendine zarar vermek isteyecek kadar ileri gideceklerini düşünmüyordu. Araba ıssız yollarda ilerlerken Çisem her saniye geriliyordu. Çok fazla bir yolları yoktu tahminen. Urfa ve Mardin sınır şehirlerdi ve dayısının evinin nerede olduğunu bilmediğinden sadece tahmin yürütebiliyordu. Cihangir ağlamaya başladığında yaşlı adam çocuğa bakmıştı.

“Acıktı, şimdiye kadar yemesi gerekiyordu.” Karşılıklı oturan ikili adamın uzanarak yanında ki bir dolaptan çıkardığı sütü genç kadına uzatmasıyla Çisem duraksamıştı.

“Yanındaki bölmede ısıtıcı var, orada ısıt içir çocuğa.” Çisem şaşkınlıkla dayısına bakarken sıkıntıyla iç çekmişti. Konaktakiler onun kaybolduğunu çoktan anlamış olmalıydılar. Erhan’ın yaralı bir şekilde yollara düşebileceği fikri genç kadını üzüyordu. Adamın sırtında ki yaralar henüz kabuk bağlamamıştı.

“Neden astın yüzünü?”

“Konaktakiler merak etmiştir. Erhan daha hastaneden yeni çıktı.”

“O yüzden mi Ankara’ya gitmeye karar verdin? Kocanın yanında kalmalıydın Çisem!” adamın onaylamaz tondaki sesi genç kadının utanmasına neden olmuştu.

“Biz biraz tartıştık,” diyen Çisem’e dayısı başını iki yana sallayarak cevap vermişti.

“Şimdiki gençlik zoru gördümü hemen baba evine kaçıyor. Hiç sabır yok sizde. Kavga ettiniz diye hasta kocanı bırakıp baba ocağına dönmek zorunda mıydın?”

“Bilmediğin şeyler var dayı!” diyen kız sitemle konuşmuştu.

“Karıştırdığın işlerden haberim var. Zeynel ağa aradı beni, senin için endişelenmiş.”

“Zeynel ağa mı?” Çisem oldukça şaşkındı. Dayısı ile Zeynel ağanın bu kadar yakın olduğunu bilmiyordu. Adam genç kadının şaşkınlığına gülmüştü.

“Şaşırma yeğenim, Zeynel ve daha birçok ağayla iş yapmışlığımız vardır. Aramızdaki hukuka dayanarak haber verdi bana. Ortalığı iyi karıştırmışsın. Buraya gelirken annenle konuştum senin Ankara’ya gideceğini söyleyince seni alacağımı söyledim.”

“Peki bunu bana niye haber vermedin? Kaçırıldım sandım…”

“Seni kaçırmak kimin haddine, dediğin gibi kocan dünyayı başlarına yıkar.” Çisem dayısının kendisiyle dalga geçüp geçmediğini anlayamıyordu. Arabanın içini dolduran telefon sesiyle yaşlı ada arayan kişiye bakmıştı.

“Kocan hızlı çıktı anlaşılan, bu kadar erken aramasını beklemiyordum.” Telefonun ekranını Çisem’e gösterdiğinde ekranda ‘Erhan ağa’ yazısını görünce genç kadın heyecanlanmıştı.

“Alo…”

“Karım nerede?” Erhan’ın sert çıkan sesiyle yaşlı adam gülmüştü.

“Aleykümselam Erhan ağa, nerden esti de beni aradın?”

“Bana laf kalabalıklığı yapma dayı bey, karımı nereye götürdün?” Erhan’ın sesi oldukça sinirli çıkıyordu.

“Hızlı çıktın Erhan ağa, baktım sen yeğenimi baba toprağına getirmiyorsun kalktım ben geldim almaya. Şimdi Mardin’e gidiyoruz. Buyur misafirimiz ol. Karının topraklarını gör!” diyen adam Erhan’ın sinirlerine dokunmaya başladı.

“Senin ne haddine benim haberim olmadan karımı alıp götürmek!” Erhan’ın sesi ahizenin dışına taşarken yaşlı adam gür bir kahkaha atmıştı.

“Karını çok düşünüyorsan gelir alırsın. Birkaç hafta benimle kalacak yeğenim. Ne de olsa daha önce dedesinin evine gelmemişti. Bir de oralara hanımlık yapsın değil mi?”

“Dayı bey… Benimle uğraşmak sana bir şey kazandırmaz. Telefonu karıma ver!” yaşlı adam memnun bir şekilde gülerek telefonu Çisem’e uzatmıştı. Genç kadın kocasının sinirli olduğunu anlayabiliyordu.

“Erhan?”

“Çisem iyi misin?” adamın endişeli sesi karısının sesini duyunca rahatlarken Çisem başını sallayarak onu onaylamıştı. Kocasının bu onayı göremeyeceğini düşününce sözlü olarak “Ben iyiyim,” dedi.

“Çisem neden onunla gittin?”

“Bilmiyorum, birden yolda buldum kendimi. Ben bir süre dayımda kalacağım!” dediğinde Erhan derin bir iç çekmişti. Genç adam henüz yola çıkacak kadar iyi hissetmiyordu.

“Seni almaya gelene kadar kendine dikkat et, kimseye güvenme Çisem. Şimdi gelmek isterdim ama…”

“Sakın yola çıkma. Gerekirse geri dönerim ama sen yola çıkma!” diyen kadının endişesi sesine yansımıştı. Kadının endişesi karşısında rahatlayan Erhan hafif gülümseyerek bir süre karısının itirazlarını dinlemiş sonrada sık sık konuşmak kaydıyla telefonu kapatmıştı. Erhan’ın telefonu kapatmasıyla kendisine merakla bakan adamlarla göz göze gelmişti. Elindeki telefonla karşısında ki ikiliye işaret ederek konuşmuştu.

“Siz ikiniz bir de polis olacaksınız. İkiniz bir olsanız şu kızın tırnağı olamazsınız. Efsun bir saatte yengenizin yerini buldu!” dediğinde Suat ve Gürsel yutkunarak gözleri ateş saçan adama bakmıştı.

“Abi yengem iyi mi?”

“İyi, dayısıyla Mardin’e gidiyor. Biraz toparlanınca onu almaya gideceğim.” Erhan çalıma odasından çıkarken oldukça rahatlamıştı. Koridorda Çisil ile karşılaştığında genç kadının kızarmış gözlerine dayanamayarak “Merak etme ablan iyi, Mardin’e gidiyormuş.” Çisil aldığı haberle rahatlayarak Erhan’a sarılmıştı.

“Çok şükür, çok korktum abi… Ablama birşey oldu diye çok korktum.” Erhan kızın sırtını sıvazlayarak geri çekilmişti.

“Hadi git biraz dinlen, neredeyse sabah olacak. Yarın sağlim kafayla konuşuruz.” Aile üyelerine haberi veren Erhan odasına çekildiğinde küçük kızını yatağında uyur vaziyette bulmuştu. Sessiz adımlarla yatağına yaklaşarak kızının yanına uzanmıştı. Karısının sesini duysa da içi bir türlü rahatlamıyordu. Onu görmesi gerekiyordu.

“En fazla iki gün, iki gün sonra yanındayım karıcım!” diye sayıklayan adam huzursuz bir uykuya dalmıştı.

***

Çisem’i Erhan kaçırmadı. Siz bekliyor muydunuz dayısını? Kızımız Mardin’e gidiyor, kocası yanına ne zaman gider bakalım. Yorumlarınızı bekliyorum… 

34002cookie-checkS. S. Kalpler 46. Bölüm

16 yorum

  1. Dayı beyi hiç beklemiyordum hep Erhanın planı zannetmiştim en son cesurdan yardım istemişti galiba ondan. Bir de dayıyı mardin ziyaretini ailecek giderler diye beklemiştim. Böylesi de güzel olmuş ama. Bakalım Erhan ağa da Mardine gidince neler olacak.. Emeğinize sağlık.

  2. Önceki bölüm bittiğinde ciddi ciddi Çisem’in kaçırıldığını düşünmüştüm. Altından dayısı çıkınca çok sevindim. Bu arada Efsun’a bayıldım Ali ile Efsun süper olurdu değil mi yazarım ;))

  3. Dayiyi hiç beklemiyorduk valla niye götürdü acaba tamam tehlike var da orda da vardır :/ Ali ve Efsuna bayıldım yaa♥️♥️ bakalım hamile olduğunu nasıl öğrenecek Erhan 😀

  4. Dayısını beklemiyordum. Erhan sürpriz yaptı zannettim. Mardin gitmesi de. Erhan da onayladı. Bakalım ne olacak? Tahminim yok. Efsunada aferin hemen Çisem i alan arabanın nerede olduğunu buldu.

  5. dayı bey hiç aklıma gelmedi ,ortalığı fena karıştırdı ,biraz uzak kalması iyi olur . Efsun çok zeki bir kız olayı nasıl çözdü ama , ellerine yüreğine sağlık canım

  6. Hiç dayısı aklıma gelmemişti erhan ağa dayanamaz hemen yollara dökülür ….ellerinize emeğinize sağlık muhteşemdi yine ❤️❤️❤️

  7. Daýısı benimde aklıma gelmedj fakat neden bu kadar apar topar götürdü onu anlayamadım .Mardinde neler olacak merak ediyorum bende.Vallahi Tuğçe tutdum seni iki adam bir sen etmedi gerçekten .

  8. Bir an Çisem e kötülük için kaçırıldı sandım neyseki dayısı imiş komserime ne demeli yine harika bir bölüm dü emeğine yüreğini sağlık yazarcığım

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir