S. S. Kalpler – 47. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Geçen hafta bölüm yayınlayamadım bilgisayarım bozuktu. tamirden yeni geldi, bende hemen bölümü yazıp yayınlamak istedim. Ayrıca hikayelere neden yorum yapılmıyor. Sitede sürekli saldırı oluyor. Bir kaç gün daha engellemeye çalışacağım, olmazsa bir süre Wattyden devam edebilirim. Ayrıca soranlar oluyor Kördüğüm Kalpler hikayesi ne zaman başlayacak diye. Gelecek ay, ramazan da başlamayı düşünüyorum. O zamana kadar SSK hikayesi de final verebilir. Kesin değil ancak öyle planlıyorum. Sizde hikayenin gidişatı nasıl, yorum yazarsanız sevinirim. Sizlerin yorumları benim yazma isteğimi arttırıyor. Satır arası yorumları unutmayın, Keyifli okumalar…


Genç kadın ilerledikleri sokakları dikkatle izlerken tanıdık bir yerler bulmaya çalışmıştı. En son Mardin’e geldiklerinde yedi sekiz yaşlarındaydı. Dedesinin cenazesi için ailesiyle gelmişler ancak cenazenin sonrasında hemen dönmüşlerdi. O günlerden hatırladığı tek şey Çisil’in elini sıkı sıkı tutup kalabalıkta kaybolmamaya çalışmasıydı. Annesi sürekli ağlıyor, babası da onu teselli etmeye çalışıyordu. Abisi ise hiç tanımadığı adamların kucağında oturmuş kendisini sevmeye çalışan yaşlı adamlara kötü kötü bakışlar atıyordu.

“Ne düşünüyorsun yeğenim?” dayısının sesiyle kendine gelen genç kadın kucağında uyuyan oğluna kısa bir bakış atarak derin bir nefes vermişti.

“Sokakları hatırlamaya çalıştım ancak aklımda hiçbir şey kalmamış. Burası çok yabancı.” Adam genç kadının sözleriyle yüzünü asmıştı.

“Çok küçüktün geldiğinde, sizinle ilgilenemedik hakkıyla. Babanda ananı hemen alıp geri götürdü!”

“Sahi annem neden cenaze akşamı geri döndü? O zaman küçüktüm anlamamıştım ama düşününce bir akşam bile kalmadık burada!” Çisem’in sorusuyla yaşlı adamın yüzü asılmıştı. Babasının cenazesinde kardeşine edilen hakaretleri hala hatırlıyordu. Özellikle büyük halası ve diğer kardeşleri Ayşem’in çok üzerine gitmişti. Servet’te dayanamayarak ‘burada işimiz bitti, dönüyoruz.’ Diyerek karısı ve çocuklarını alıp yola koyulmuştu.

“Tatsız şeyler oldu, şimdi konusunu açmaya değmez.”

“Neden dayı? Annem sizin kardeşiniz değil miydi? Bunca yıl bir başına sıla hasreti çekti. Sürekli sizi, toprağını özlemle andı.”

“Bizi özleseydi yıllar oldu bir kez olsun buraya adım atmadı, gelirdi…” dediğinde Çisem üzgün bir şekilde adama bakmıştı.

“Gelmek istedi ama babam izin vermedi. Onun üzülmesini istemiyordu,” dediğinde adam yeğenine hak verircesine başını sallamıştı.

“Babanda suç bulamayız. Cenaze demeden annene çok kötü laflar ettiler. Babanda karısını koruyordu.”

“Bizi getirdiğini gördüklerinde bir şey demeyecekler mi? Ne de olsa Ayşem’in kızıyım!” diyen Çisem merakla dayısına bakmıştı.

“Kim ne diyebilir size, annen kaçarak evlendiği için suçladılar. Sen bu evin torunusun.”

“Bu Ayşem’in kızı olduğum gerçeğini değiştirmiyor!”

“Evin torunu olduğun gerçeğini de değiştirmiyor. Kimse sana tek laf edemez. Edene de kim olduğunu hatırlat. Sana küçük bir sır vereyim mi?” adamın sevimli bir şekilde göz kırpması Çisem’i şaşırtmıştı. Genç kadın istem dışı gülümseyerek öne doğru eğilirken yaşlı adam sözlerine devam etmişti. “Gideceğimiz konağın yarısı annenin, istediğin gibi yaşayabilirsin.” Çisem tek kaşını kaldırarak yaşlı adama bakarken dayısı umursamazca omzunu silkmişti. Annesi onun işlerden elini ayağını çektiğini söylediğinde yaşlandığı için bunu yaptığını düşünmüşlerdi ancak dayısı oldukça dinç görünüyordu.

“Annem çiftçiliği bıraktığını söyledi neden? Araziler boş duruyormuş!”

“Doğru söylemiş. Ben yaşlandım artık, oğlanların da çiftçilikte gözü yok. Araziyi işletecek kimse kalmadı. Bu yaştan sonra tarla tarla dolaşıp mahsul kollayamam. Bende emekliliğimi yaşıyorum,” dediğinde adamın oğullarının işi yüklenmemesine üzüldüğünü anlamıştı. Anlaşılan kuzenlerinin çiftçilikte gözü yoktu.

“Erhan annemin topraklarını kiralamak istiyor. Annem izin verdi haberin var değil mi?” adam başını olumlu anlamda sallarken cevap vermişti.

“İsterse benim toprakları da ekebilir, insanlara geçim kapısı olur. Güvendiği kahya varsa kalacak yerde sağlayabilirim.” Çisem adamın teklifine gülümseyerek başını camdan dışarıya çevirmişti. Sokak lambalarının altında Arnavut taşlı yolda bayır yukarı ilerleyen arabayla daha da dikkatli bakmaya başlamıştı çevresine. Araba büyük bir yokuşun tepesinde yüksek duvarları olan kocaman konağın kocaman kapılarının açılmasıyla içeriye girerek dümdüz bir avlunun arabalar için ayrılan bölümünde durmuştu. Yan yana dört arabanın durduğu avlunun  iki taraflı asma lambalarla aydınlatılmış, müthiş bir görüntü ortaya koymuştu. Sabah olmasına çok az zaman kalmıştı ve konakta çıt çıkmıyordu. Genç kadın kucağında oğluyla arabadan inerek merakla etrafına bakınmaya başladı. Önünde durdukları konak L şeklinde üç katlıydı. Her katta uzun koridor tarzında balkon ve bu balkondan odalara açılan kapılar vardı. Konağın iki ucunda ve ortasında büyükçe üst kata çıkan merdiven bulunuyordu. Her katta ayrı renkte sarmaşıklar kemer gibi balkon kenarlarını sararken zayıf ışığın altında bile muhteşem görünüyordu. Çisem annesinin doğup büyüdüğü konağa hayran kalmadan edememişti.

“Burası çok güzel. İlk geldiğimizde bu sarmaşıklar yoktu.”

“Onlar vardı ancak kış olduğu için solmuşlardı.” Yaşlı adam yeğenine merdivenleri göstererek önden geçmesini istemişti. Çisem öne geçerken ortada bulunan merdivenden üst kata doğru çıkmaya başladı. Taş merdivenlerden yukarıya çıkarken oldukça sessizdi. Gecenin bir yarısı kimsenin uyanmasını istemezdi. Arkasında dayısı onun hemen arkasında da valizini taşıyan adamlardan biri vardı.

“Sen bir üst katta kalacaksın. Annenin odasında…” Çisem duraksayarak dayısına bakmıştı.

“Annemin mi? Annemin burada bir odası olduğunu bilmiyordum.”

“Annen bu evin göz bebeğiydi Çisem. İki tane daha kız kardeşim var ama Ayşem aile için çok başkaydı. Onun sevgi dolu masum bir kalbi vardı. Bu yüzden aile onun yokluğuna kolay alışamadı. Babam ne kadar kızsa da annenin odasına kimseyi dokundurtmadı. Eşyalar eski ama rahattır. Bebek için bizim gelinin eski beşiğini odaya yerleştirdim. Üst katta baştan ikinci kapı, hadi çıkıp dinlenin.” Çisem adamı onaylayarak bir üst kata çıkarken dayısı hemen karşılarında ki odalardan birinin kapısını açarak içeriye girmişti.

“Hanımım bu oda!” arkasında ki adamın uyarısıyla gireceği odanın kapı kolunu bırakarak adama dönmüştü.

“İkinci kapı demişti dayım,” diye söylenen genç kadınla adam diğer baştaki ikinci kapıyı göstermişti. Bulundukları katta beş kapı görünüyordu. Üstelik balkon oldukça geniş ve yer yer oturma alanlarından oluşuyordu. Adamın gösterdiği odaya girdiğinde burnuna temizlik kokusu gelmişti. Anlaşılan oda temizlenmişti. Odanın lambasını açtığında genç kadın kapı ağzında şaşkınlıkla kalakalmıştı. Mobilyalar eski olsa da oda o kadar güzel döşenmişti ki istese bile bu mobilyaları bulamayacağını düşünüyordu.

“Hanımım valizinizi buraya bırakıyorum. Bir ihtiyacınız olursa her kattın iki başında korumalar var, onlardan isteyebilirsiniz. Allah rahatlık versin,” diyen adam kapıdan çıkıp giderken Çisem üzerindeki şaşkınlıkla adamı onaylamıştı. Odanın kapısını kapattığında odanın ortasında bulunan dört tarafında prinç başlık bulunan yatağa ilerleyip oturmuştu. Hemen karşısında oymalı üç kapılı bir dolap vardı ve hala yepyeni duruyordu. Mobilyalara bakım yapıldığı çok belliydi. Yoksa kırk yılda bu kadar yeni kalmalarına olanak yoktu. Hemen birkaç resim çekerek annesine atmıştı. Annesinin sabah namazına kalktığında resimleri göreceğini biliyordu.

Oğlunu yatağın hemen yanında demir sallanır beşiğe yatırarak üzerini cibinlikle örtmüştü. Sessiz olmaya çalışarak valizini açıp üzerine giymek için pijamalarını çıkarmıştı. Kocasına Mardin’e vardıklarını haber veren mesaj atar atmaz Erhan hemen onu aramıştı.

“Sen uyumadın mı?” genç kadın çalan telefonu açarak hemen kocasını cevaplamıştı.

“Sen yoksun, oğlum yok nasıl uyuyayım?” Erhan’ın üzgün çıkan sesiyle genç kadın derin bir nefes almıştı.

“İyi olman için dinlenmen gerek Erhan, seni merak etmemi istemiyorsan biraz uyu lütfen. Hem çok uzakta değilim, birkaç saat var aramızda.”

“Yanı başımda nefes almadığın sürece benden çok uzaktasın Çisem. Ben uyuyamıyorum,” diyen adamla genç kadın nefesinı tutmuştu. Erhan ilk kez onunla bu kadar açık konuşuyordu. Bu durum genç kadının heyecanlanmasına neden olurken aceleyle “Çok yorulduk ikimizde yarın konuşuruz. Hadi hayırlı geceler,” diyerek telefonu kapatmıştı. Bir eli göğsünde derin derin nefes alırken istem dışı gözleri yaşarmıştı. İlk kez böyle hissediyordu. Henüz bir yıl olmuştu evleneli ama Erhan’sız nefes alamayacağını hissediyordu. Annesinin yatağına uzanarak cenin pozisyonunu alırken bir eli karnına gitmişti.

“Babanı şimdiden özledim meleğim, umarım bu özlem kısa sürer.” Çisem hıçkırık karışımı gülerken oğlu uyanmasın diye ağzını kapatmıştı. Odanın ısısı iyi olduğundan üzerini örtmeden uyuya kalmıştı.


Genç kadın sabahın ilk ışıklarıyla gözlerini araladığında odasının penceresinden dışarıya baktığında müthiş bir manzarayla karşılaşmıştı. Tepede bulunan konak tüm Mardini ayaklarının altına almış manzaraya sahipti. Üstelik güneşin kızıl ışıkları Mardin’in üzerine yükselirken görsel bir şölen sunuyordu genç kadına. Güneş yükselirken aydınlanan havayla konaktan sesler yükselmeye başlamıştı. Anlaşılan aile üyeleri ve çalışanlar bir bir uyanmaya başlamıştı. Daha önce duyduğu birkaç ses kulaklarına yankılanırken oğlunun beşikte sallanmasıyla hemen ona doğru ilerlemişti. Anlaşılan Cihangir de bulunduğu ortamın farklılığını hissederek huzursuz olmuştu. Konakta dayısı Yusuf dışında kimseyi tanımıyordu. Ne kuzenlerini ne de yengesini…

Odanın kapısı tıklandığında genç kadın oğlunu kucağına alarak seslenmişti.

“Girin!” odanın kapısı açılıp içeriye yirmili yaşların sonlarında olduğunu tahmin ettiği bir kadın girmişti.

“Evet!”

“Yusuf ağa kahvaltıya inmenizi istedi hanımım, haber vermeye geldim.” Kız çekingen bir şekilde Çisem’e bakarken genç kadın başını sallayarak “Üzerimi değiştirip geliyorum,” dedi. Kadın hala kapıda beklerken Çisem “Başka bir şey mi vardı?” diye sordu.

“Ağam küçük ağamla ilgilenmemi istediydi de…”

“Gerek yok, oğlum benim yanımda iyi, teşekkür ederim.” Kadın şaşkın bir şekilde Çisem’e bakarken onun şaşkınlığını görmeyen Çiem oğlunu yere bırakarak valizinden giyeceklerini çıkarıp arkasını sönmüştü.

“Neden hala buradasın?”

“Hamamı hazır edem mi hanımım?”

“Hamam mı?” Çisem etrafına bakınarak odada banyo olup olmadığını anlamaya çalışırken genç kadın başını sallamıştı.

“Evet hamam, bu katta banyo yoktur hanımım, üst katta ve alt katta vardır. O yüzden hamamı yakar bu katta kalanlar!” Çisem anladığını belli edercesine başını sallarken banyonun olmaması hoşuna gitmemişti. Her seferinde hamama gidemezdi.

“Gerek yok teşekkür ederim,” diyen genç kadın kızın odadan çıkmasıyla hızlıca üzerini değiştirmişti. Belden oturtmalı dizinin hemen altında biten mavi çiçekli elbisesini giyerek oğlunu kucağına alıp odadan çıkmıştı. Seslerin geldiği yöne doğru adımlarken kendisini dikkatle izleyenlerin bakışlarına aldırmamaya çalışmıştı. Sonunda kalabalık sesin olduğu odaya girdiğindeyse sesler birden bıçak gibi kesilmişti.

“Gel yeğenim yanıma otur,” diyen dayısıyla adımlarını yaşlı adama doğru atarken uzun masanın etrafında bulunan aile üyleri olduğunu düşündüğü kişilerin bakışlarına maruz kalmıştı.

“Hayırlı sabahlar herkese…”

“Hayırlı sabahlar yeğenim, geç otur hele…” yaşlı adamın gösterdiği yere oturan genç kadın hemen karşısında kendisine dikkatle bakan adama ters bir şekilde bakmamak için kendisini zor tutmuştu. Adamın yaşı tahminen kendi yaşlarındaydı ya da birkaç yaş daha büyük olabilirdi.

“Affan çek bakışlarını kızın üzerinden!” Yusuf ağa çayından yudumlarken sert sesiyle genç adamı uyarmıştı.

“Yıllar sonra konağa teşrif eden halamın kızını tanımaya çalışıyorum baba suç mu?”

“Evli barklı kadına kuzeninde olsa böyle dikkatli bakmak yakışık almaz, gözlerinize dikkat edin. Çisem burada olduğu sürece sizden bir rahatsızlık duyduğunu görmeyeceğim. Adam gibi davranın!” genç kadın masada oturanlara kısa bir göz gezdirirken hemen masanın başında oturan yaşlı kadının kendisine sert bir ifadeyle baktığını görünce istem dışı tek kaşı havalanmıştı. Anlaşılan yengesi olduğunu düşündüğü kadın onun konakta olmasından hoşlanmamıştı. Karşısında ki adamın hemen yanında yine kendi yaşlarında bir kadın oturuyordu ki muhtemelen Affan’ın karısıydı.

“Hangi odada yattı bu kız?” yaşlı kadının sorusuyla Yusuf ağa elindeki çatalı sert bir şekilde masaya bırakarak karşısındaki kadına sert bakışlarını çevirmişti.

“Anasının odasına kaldı bir sorun mu var Hacer?” kadının bakışları mümkünmüş gibi daha da sertleşmişti.

“Ne sorun olacak ağam, ne de olsa o odanın dokunulmazlığı var!”

“Hacer sizi uyarıyorum, bu kız burada kaldığı sürece en iyi şekilde ağırlanacak. Tek kötü söz edeni duyarsam sonuçlarına karışmam. Özellikle siz kızlar, Çisem’e saygısızlık ettiğinizi duyarsam sizi de kocalarınızı da konaktan gönderirim.” Çisem şaşkınlıkla masanın diğer tarafında oturan altı kişiye bakmıştı. Üç kadın üç adam yan yana oturmuş önündeki kahvaltılıkları yiyordu. Anlaşılan bu konağında kendi konaklarından bir farkı yoktu. Neyse ki genç kadın böyle ortamlara bağışıklık kazanmıştı.

“Çisem kızım bu üçü benim kız, yanlarındakiler de damatlar, gördüğün gibi karşında oturan benim büyük oğlan Affan, yanındaki karısı Berçem’dir. Senin yanında oturan da küçük oğlum Civan ve karısı Saadet… torunlar da var onlar okullarına gitti. Geldiklerinde tanışırsınız…” Çisem başını sallayarak önündeki ekmeğe uzanan oğlunu düzeltip yedirmeye başlamıştı. Anlaşılan koçakta kaldığı sürece gözünü dört açmalıydı.


Genç adam sabaha kadar bir türlü uyuyamamıştı. Kızı hemen yanında mışıl mışıl uyurken o varlığına alıştığı karısının yokluğuyla bir türlü uyuyamamıştı. Gözleri kan çanağına dönerken hemen yanında ki hareketlenmeyle bakışları kızına dönmüştü. Küçük kız oldukça uslu uyumuş, babasına zarar vermemişti.

“Günaydın hayatım,” diye gözlerini aralayan kızına seslenirken küçük kız başta gülümseyerek babasına bakarken sonradan yüzündeki gülümseme usulca sönmüştü.

“Annem nerede?” Erhan’ın yüzü kızının sorusuyla asılırken küçük kız yerinde doğrularak odaya bakınmaya başlamıştı.

“Annen büyük dayıya gitti ya kızım, yakında gelecek!” Narin babasının sözleriyle gözleri dolu dolu ona bakmıştı.

“Annem beni bıraktı mı?” Erhan kızının sözleriyle yutkunurken hızla yerinden doğrulmuştu. Narin’i kucağına çekerken “Annen seni asla bırakmaz hayatım, sadece dayısını özlemiş onu görmeye gitti.” Narin başını iki yana sallayarak ağlamaya başlamıştı.

“Cihangir’i götürdü ama, beni neden bıraktı?” Erhan şaşkınlıkla kızına bakmıştı. Oysa ki Narin Çisem’le gitmek istemeyip kendisiyle kalmak istemişti. Şimdiyse annesinin onu terk ettiğini düşünüyordu.

“Anneni arayalım mı?” Erhan’ın sorusuyla Narin ağlayarak yataktan kalkmıştı.

“Annem gitti işte, beni bıraktı…” Narin odadan çıkarken Erhan ne yapacağını şaşırmıştı. Sıkıntıyla nefesini dışarıya verirken yerinden kalkarak kızının peşinden gitmişti. Küçük kızı salonda annesinin kucağında ağlarken bulduğunda Erhan’ın içi acımıştı.

“Babaanne annem gelmeyecek mi?” Sevim hanım kapıda kendisine üzgün bir şekilde bakan oğluna çevirmişti bakışlarını. Başını iki yana sallayarak torununa cevap vermişti.

“Onu da nereden çıkardın hayatım, annen yakında gelecek.”

“Bana ne işte hemen gelsin…” küçük kız hıçkırarak yaşlı kadına daha da sokulmuştu.

“Başlarım böyle işe,” diyen Erhan hızla oradan uzaklaşırken çalışma odasına giderek adamlarından birini aramıştı.

“Bana en acilinden helikopter ayarlıyorsun, Mardin’e gideceğiz.” Adamının itirazlarına aldırmadan hızla telefonu kapatan genç adam biriken işlerini kardeşine bırakarak odasına çıkmıştı. Kendi ve kızı için küçük bir valiz ayarlarken Çisem’in kendisine kızacağını bilmesine rağmen yola koyulmaya kararlıydı. Hem o da karısını çok özlemişti. Odanın kapısına çıkarak annesine seslenmişti. Yaşlı kadın endişeyle oğlunun yanına giderken “Narin’i hazırlar mısın anne, birazdan çıkacağız,” dediğinde Sevim Hanım endişeyle oğluna bakmıştı.

“Oğlum bu halde nereye?”

“Karımın yanına gideceğiz, merak etme arabayla gitmeyeceğiz.” Yaşlı kadın merakla oğluna bakarken ağlayarak onlara kapıdan bakan kıza içi giderek bakıyordu.

“Hadi anne Narin’i hazırla. Acele etmemiz gerekiyor,” diyen adamla Sevim Hanım, torunun elininden tutarak onu odasına götürmüştü. Küçük kızın ıslak gözlerini silerken bir yandan da üzerini değiştirmeye başlamıştı. Pembe tüllü elbiseyi torununa giydirirken saçlarını da iki yandan bağlamıştı.

“Babaanne anneme mi gideceğiz?” kızın hevesli sorusu Sevim hanımın içini burkmuştu.

“Anneye gideceksin hayatım, hadi sen otur şöyle bende çantanı hazırlayayım.” Narin sessizce yatağının üzerine otururken babaannesinin dolaptan eşyaları çantaya koyuşunu izlemeye başlamıştı.

Erhan yaklaşık yarım saat sonra helikopter pistinde kızıyla birlikte yerine otururken küçük kız şaşkınlıkla koca demir yığınını incelemeye başlamıştı. Uçağa binse de ilk kez böyle bir araca bineceği için oldukça heyecanlıydı.

“Baba biz uçacak mıyız?” Erhan kızının kemerini bağlayarak kulaklarına kulaklığı takmıştı. Pervanenin yüksek sesi başta kızı korkutsa da sonradan hoşuna gitmeye başlamıştı. Çocukça merakı baskın gelerek helikopterin camından aşağıya bakmaya başlamıştı. Erhan’ın ise tüm ilgisi kızının üzerineydi. En küçük ifadesini kaçırmak istemediği kızını sevgiyle izliyordu.

“Erhan Bey, yarım saat sonra Mardin’de olacağız.” Erhan pilotun bildirisiyle adama kısa bir onay bakışı atarak yeniden kızına dönmüştü. Yolculuk kısa sürse de Narin için heyecan verici bir tecrübe olmuştu. Yarım saat sonra helikopterden indiklerinde araba onları pistte bekliyordu. Karısına yaklaştıkça genç adam da en az kızı kadar heyecanlanmıştı.

“Baba burası dayımların evi değil ki?” Erhan kızının merakla taş evlere baktığını görünce gülümsemişti.

“Burası annenin büyük dayısının evinin olduğu yer kızım, Cesur dayına gitmiyoruz.” Narin babasının sözleriyle yüzünü asmıştı.

“Ama neden? Ananemi göremeyecek miyim?”

“İstersen buradan da ananene gideriz,” diyen Erhan kızının heyecanla kendisine bakmasına gülümsemişti.

“Gidelim, hem dayımın bebeği olacakmış.” Erhan kızının saçını okşayarak yola odaklanmıştı. Daya önce Yusuf ağanın konağına gitmediği için onlara eşlik eden kişi Mardin’li bir şofördü.

“Ağam on dakika sonra Yusuf ağanın konağında olacağız.” Araba yokuş yukarı çıkmaya başladığında hemen ardında başka arabalarda onları takip etmeye başlamıştı. Anlaşılan onları karşılamak için birileri haber almıştı. Araba konağın büyük kapısının önünde korna çalarken ağır kapılar iki yana açılarak gelen arabalara içeri girmesi için izin vermişti. Erhan arabanın durmasıyla aşağıya inerken kendisine doğru koşturan kişilere kaşlarını çatarak bakmıştı.

“Ağam hoş gelmişen,” diye onu karşılayan adama kısa bir bakış atarak sormuştu.

“Yusuf ağa yok mu?”

“O dışarı çıkmıştı, haberinizi alınca konağa geliyor. Siz içeri geçesiniz,” Erhan kızını arabadan indirerek elini tutmuştu. Konağa kısa bir göz gezdirirken en üst balkondan kendisine bakan kadını görünce kaşları çatıldı.

“Çisem Hanım nerede?”

“Odasındadır herhal…” Erhan kendisine doğru gelen çalışanı durdurarak karısını sormuştu. Konak kalabalık olsa da aile üyelerinden kimseyi görememek kaşlarının çatılmasına neden olmuştu. Karısı bu konağa misafir olarak gelmişti ve öğlen olmasına rağmen odasındaysa pek hoş karşılanmamıştı anlaşılan.

“Bak buraya, Çisem hanım nerede? Odası hangisi?” çalışan kız yutkunarak kendisine sert bir şekilde bakan adama çekinerek bakmıştı.

“Çisem ağam odasındadır. Kahvaltıdan sonra odasından çıkmamıştır.”

“Odası hangisi?” kız adamın sorusuyla Erhan’a yolu göstermeye başlamıştı. İkili ikinci kata çıktıklarında çalışan kadının gösterdiği odanın kapısında kısa bir süre bekledikten sonra kapıyı bir kez tıklatıp odaya girmişti.

“Bir şeye ihtiyacım olmadığını söyledim, ısrar etmenize anlam veremiyorum.”

“Anne?” Çisem yere serdiği battaniyenin üzerine Cihangir’le oturmuş oyun oynuyordu. Genç kadın duyduğu sesle hızla başını çevirirken belkide beklediği en son şey kapıda kocası ve kızını görmekti. Hızla yerinden kalkan genç kadın Narin’in kendisine doğru koşarak gelmesiyle eğilip kıza sarılmıştı.

“Hayatım sizin burada ne işiniz var?” Çisem küçük kıza sarılırken bir yandan da arkada kendisine dikkatle bakan kocasıyla göz göze gelmişti.

“Anne seni özledim.”

“Bende seni özledim hayatım. Hadi sen kardeşinin yanına geç ben babanla konuşayım.” Erhan odaya girerek kapıyı kapattığında genç kadın endişeyle kocasına yaklaşmıştı.

“Aklını mı kaçırdın sen, daha dün çıktın hastaneden? Nasıl yola çıkarsın bu durumda?” Çisem sessizce kocasına kızarken bir yandan da çocukları kontrol ediyordu.

“Ne kadar endişelendiğimi biliyor musun Çisem? Üstelik sabah Narin çok ağladı peşinden. Onu terk ettiğini sandı.”

“Yine de sen yola çıkmayacaktın, gerekirse ben geri dönerdim ama sen yola çıkmamalıydın. Otur şöyle yarana bakayım.”

“İyiyim ben merak etme, helikopterle geldik.”

“Ne yaptınız?” şaşkınlıkla kocasına bakan genç kadın Erhan’ın çekiştirmesiyle kendisini kocasının kollarında bulmuştu.

“Çok acıktık, yok mu yiyecek bir şey?

“Ben hemen bir şeyler ayarlıyorum. Sende geç uzan.” Erhan karısının boynuna yüzünü gömerken derin bir nefes almıştı. Karısının kokusunu içine çekerken “Çok özledim,” diye fısıldamıştı.

“Sen iyi misin Erhan? Hastaneden çıktığımızdan beri garip davranıyorsun.”

“Nasıl garip davranıyorum? Karıma ilgi göstermiyor muydum?” Çisem bakışlarını kaçırırken yüzünün yandığını hissediyordu. Kaç yaşına gelmiş kadındı ve kocasının sözlerine utandığına inanamıyordu.

“Erhan…”

“Hımm söyle hayatım.” Erhan yüzü karısının boynuna gömülü bir şekilde mırıldanmıştı.

“Bırak beni de yemek getireyim size. Hadi daha ilaç alacaksın.”

“Ben ilacım yanımda, boş ver ilacı.”

“Erhan beni deli etme, hadi geri çekil…” Narin ikiliye bakınca genç kadın aniden ayaklanmıştı. Odadan çıkarken kocasının itirazlarına kulaklarını tıkamaya çalışmıştı. Genç adam giden karısının ardından yüzünü asarken kulaklarına dolan “Baba” seslenişiyle hızla küçük oğlana dönmüştü. Cihangir eksik dişleriyle gülümseyerek Erhan’a kollarını uzatıyordu. Narin yerinden doğrularak kardeşinin koltuk altlarından tutup kaldırmaya çalışmıştı. Cihangir ayakta durunca Erhan endişeyle öne atılmak istemiş ancak küçük oğlanın şakıyarak birkaç adım atıp yere poposunun üzerine düşmesini şaşkınlıkla izlemişti.

“Oğlum!” Çisem aşağıya haber verdikten sonra odasına döndüğünde kapıyı açar açmaz oğlunu ayakta görünce heyecanla yerinde kalmıştı. Ses yaparsa oğlunun dikkatinin dağılacağını düşünerek konuşmayan genç kadın birkaç adım atan çocukla ona doğru ilerlemişti.

“Gördün mü Çisem Cihangir yürüdü!” diyen Erhan da en az karısı kadar heyecanlanmıştı. Narin’in ilk adımlarını kaçırmıştı ancak Cihangir’i ilk kez yürürken görünce duygulanmadan edememişti.

“Yürüdü değil mi?” Narin anne babasının neden bu kadar heyecanlandığını anlamazken yeniden küçük oğlanı kaldırarak ona seslenmişti.

“Ablaya gel Cihangir!” diye çocuğa seslenirken karı koca heyecanla ikiliye bakıyordu. Neyse ki düşse bile başını vuracağı bir nesne yoktu çevresinde. Çocuk ablasına gitmek yerine babasına doğru birkaç adım atıp yeniden düşerken Narin gülerek kardeşine bakmıştı.

Erhan dayanamayarak oğlanı kucağına alırken Çisem duygulanarak sessiz gözyaşlarını dökmeye başlamıştı. Genç kadın ailesine sıkıca sarılırken Narin’in de onlara katılmasıyla küçük aile bir araya sevgi yumağı haline gelmişti. Odanın kapısının çalınmasıyla birbirinden ayrılan iki elinde yemek tepsisiyle odaya giren çalışan kadına teşekkür ederek yemeğe oturmuşlardı.

“Konakta kimse yok mu? Neden odada takılıyorsun?”

“Sanırım burada olmamdan hoşlanmadılar, bende odada vakit geçirmek istedim. Biliyor musun burası annemin odasıymış.” Erhan etrafına göz atarken başını sallayarak “Güzel bir odaymış,” dedi.

“Çok güzel, mobilyalara bayıldım. Ama banyo sıkıntısı var,” diyen Çisem yüzünü asmıştı. Erhan karısının yüzünü asmasıyla kolunu omzuna dolayarak şakağını öpmüştü.

“Rahat değilsen otele geçebiliriz.”

“Yok dayıma sorarım üst katlardan bir odaya geçeriz. O odalarda varmış bany tuvalet. Sence de saçma değil mi? Orta katta olmayan banyolar üst ve alt katlarda var.”

“Elbet bir sebebi vardır karıcım, neyse dayın gelsin konuşuruz.” Keyifle yemeklerini yedikten sonra Çisem tepsiyi alarak odadan çıkmıştı. Erhan da kucağına aldığı oğlanla odadan çıkarken Narin hemen babasının peşine takılmıştı. Büyük balkonda ki oturma bölümüne geçen genç adam karşısında ki muhteşem Mardin manzarasını izlemeye başlamıştı. Genç adam izlenildiği hissine kapılarak başını çevirdiğinde üzerindeki bakışlardan yanılmadığını anlamıştı.

“Sizde misafire bu şekilde mi davranılır? Mardin’lileri daha misafirperver bilirdim. Ayşem annemden hiçbir şey öğrenmediğiniz açık!” diye genç kadını iğneleyen adam kadının sinirlenmesine neden olmuştu.

“Davet etmediğimiz kişilere neden hürmet edelim?”

“Yanlış hatırlamıyorsam Yusuf ağa bizzat kendisi gelip karımı Urfa’dan aldı. Sizdeki bu rahatsızlığın nedeni nedir?” Çisem’in merdivenlerden çıktığını gören genç adam karısının beyazlayan yüzü karşısında dişlerini sıkmıştı. Genç kadının rengi tamamen solmuştu. Merdivenleri çıkıp kendilerine doğru yaklaşan karısının durumunda bir gariplik vardı.

“Çisem…” genç adam karısına doğru adımlarken birden yere kapaklanan genç kadınla Erhan korkuyla karısına koşmuş ama onu yakalayamamıştı.

“Çisem!”


Erhan dayanamayıp karısının yanına geldi. Sizce Erhan bebeği öğrenecek mi? İkilinin ilişkisi nasıl gidiyor? Eksik olan yerleri yazarsanız bende düzeltme yapabilirim. Yorum yapan herkese çok teşekkür ederim… 

34371cookie-checkS. S. Kalpler – 47. Bölüm

25 yorum

    1. Emeğine sağlık öncelikle cook güzel bir bölümdü bitmesin istedim Erhan zaten dayanamazdı ama söz konusu Narin olunca ona da bahane oldu konaktkiler ayşem hanımı da istemiyormuş belli ki cisemi de istemeyecekler tahmin ediyorum ki miras kavgası var seneler önce gitmişler deyip rahattılar şimdi geri gelmelerine bozuldular bence yani benim tahminim bu yeni bölümü sabırsızlıkla bekliyorum.

  1. Erhan ağa bu kadar dayanabildi ancak bakalım ne dertleri var bu konaktakilerin merakla bekliyorum emeğine sağlık

  2. Erhan ın bu bebeği çok daha önce öğrenmesi gerekiyordu zaten, geç bile kaldılar. Hayır söylemediği için yanlış anlaşılacak durum ona yanarım ben.

  3. Dayı dışındakilerin hepsi de işe yaramaz. Çisem’in kaderi de böyle herhalde konak halkıyla savaş vermek. Erhan artık bebeğini öğrenecek gibi. Çisem’in dayısını çok sevdim ama çocuklarının hepsi mi annesine çekmiş hiç babası gibi iyi olan yok mu içlerinde?

  4. Çisem bu konağı da adam eder
    Ağamız hastanede öğrenecek galiba
    Ellerine emeğine sağlık çok güzel bölümdü

  5. Dayı iyide karisinda ki hırs ne ya bunca yıl olmus neyin kızgınlığı sanane şenlik ne iş var sanki kocanla kardeşi arasında :X cocukalri hel anne gibi mi ya içinden dayiya benzeyen yok mu ki :/ Çisem niye bayıldı acaba hamilelikten mı yada birinden bir seu duydu da stresten mı ? Erhan artık öğrenecek herhalfe 😀 Narine kıyamam ya terk etti sandı 🙁 :'(

  6. Hastanede öğrenmesin çisem o kadar bekledi uyanınca o söylesin erhan ağaya……bu konakta entrikalı çıktı yahu…..ellerinize emeğinize sağlık muhteşemdi ❤️

  7. Çiseme orada birşey olursa erhan mardini yakar bunu biliyorlar mı acaba birde bebeğe birşey olursa allah korusun yazarken bile korktum

  8. E Erhan artık öğrensin bebeği hem bu ne biçim konak böyle valla urfa daki konaktan beteryani.bunların derdi ne yoksa konaktan kovulma kaygıları mıvar narine de çok üzüldüm canım benim yaa

  9. Erhanın Çisemsizliğe dayanamayacağını düşünüyordum ama bu kadar erken peşine düşeceğini de düşünmedim. Ama güzel olmuş aile sonunda bir araya gelebildi. Hastane vs sahnelerinden sonra. Mardin olayı aralarını da düzeltti gibi oldu. Dayı Çiseme bu kadar iyiyken ailenin tam aksi olması hoş değil ama Erhan var yanında bir şey olmaz diye düşünüyorum. Çisem rahatsızlandı artık Erhan bebeği öğrensin istiyorum. Sevincini görmeliyiz.
    Hikayenin finali durumu içinse ben erken olduğunu düşünüyorum. Yani diğer kardeşler için ayrı hikaye falan yazılmayacaksa daha baya eksik var sanki finale gitmesi için. Ayrıca Erhan ve Çisemin duygu itirafları ve devamını da daha çok okumak isterim..
    Yeni hikayeyi de merak ediyorum ama. Yani yayınlanan tanıtımlar ilgimi çekmişti. Keşke bir arada yürütülebilse onları da okusak bir yandan..

    1. Ben de sana katılıyorum, final için erken diye düşünüyorum.diger hikayelerle birlikte devam edebilse çok güzel olurdu , yinede yazarım sen nasıl yapabilirsen

  10. Emeğine sağlık öncelikle cook güzel bir bölümdü bitmesin istedim Erhan zaten dayanamazdı ama söz konusu Narin olunca ona da bahane oldu konaktkiler ayşem hanımı da istemiyormuş belli ki cisemi de istemeyecekler tahmin ediyorum ki miras kavgası var seneler önce gitmişler deyip rahattılar şimdi geri gelmelerine bozuldular bence yani benim tahminim bu yeni bölümü sabırsızlıkla bekliyorum.

  11. Harika gidiyor herşey yazarcım Erhan ağa bence şimdi ortalıģı ayağa kaldirır inşallah hastaneden deģilde karısından öğrenir .Ayrıca Erhan ağa sevgisini göstermeye basladı artık Ćisemdende bekliyoruz ićinde değil göstermesi gerekli bence .Konaktakileri hiç sevmedim edir bu insanların dertleri anlamıyorum. Emeğinize sağlık

  12. Emeğine sağlık canım Erhan Ağa havalı bir şekilde mardin’e giriş yaptı çisem neden bayıldı acaba biri bir şeyim yaptı yazarcım

  13. Canım eline emeğine yüreğine sağlık çok güzel bir bölüm olmuş severek okudum Erhan çisemin hamile olduğunu öğrenecek galiba

  14. Canım her gün en iki defa yeni bölüm varmı diye siteyi kontrol ediyorum bilsem her seferinde yorum yapardım

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir